İki Harika Kitap

Kaş tatili sırasında okuduğum ve dönünce bitirdiğim Thomas Mann'ın Buddenbrooklar - Bir Ailenin Çöküşü adlı klasik romanına tek kelimeyle bayıldım diyebilirim. Yazarın 25 yaşında kaleme aldığı ilk romanı olan yaklaşık 850 sayfalık Buddenbrook ailesinin hikayesi sizi öyle bir içine alıyor ki 1800lü yılların Kuzey Almanya'sının burjuva yaşamında buluyorsunuz kendinizi. Bu ailenin üç neslinin ve aile şirketinin adeta yükselme ve çöküş döneminin hikayesi olarak anlatılan roman, aileyle birlikte aynı zamanda burjuvazi sisteminin de yükseliş ve çöküş dönemini anlatır nitelikte. Bu anlamda dönemle ilgili de fikir vermesine rağmen aslen aileye odaklanıyor ama. 

Mann, her karakteri o kadar iyi anlatmış ki resmen akrabam gibi oldular Buddenbrooklar. Christian ve Hanno'yu çok sevdim, ama çok da üzüldüm o kalıplar içinde olmak zorunda oldukları için. Tony ve Thomas da bana çok uzak karakterler olsalar da bir türlü kızamadım ikisine de, içinde bulundukları kalıbın hakkını vermenin yapılacak en doğru şey olduğunu düşünmeye programlanmış oldukları için. Gerda'nın soğuk nevaleliğine sinir olsam da en istediği hayatı yaşayabilen o olduğu için pek imrendim kendisine. Gotthold amca karakteri ve evde kalmış üç kızını adeta capcanlı karşımda gördüm. Dönem ve aile hikayelerini severim. Thoman Mann'a  1929 yılında Nobel  kazandıran bu romanı da çok sevdim. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Ben de İdefix'ten sipariş edilecekler listesine iki ciltlik Büyülü Dağ'ı şimdiden ekledim bile. 


Bu arada İsocum'la yan yana şezlonglarımıza uzanmış, kitaplarımıza gömülmüşken birden kocamın bana dönüp "kalbi kırık, ince ruhlu Hannocuk n'apıyor?" demesi beni şoka sokmadı değil hani! "Aa, sen nereden biliyorsun Hanno'yu falan?" dediğimde "Dadım Alfred'in bana ilk okuttuğu klasiklerdendi Buddenbrooklar. Halası da Antonie değil mi?" cevabını alınca okurken birer birer cenazesini kaldırdığım Buddenbrooklar'dan birinin ruhu kocamın içine girdi herhalde diye iyice tedirgin olsam da durumu çözmek fazla zaman almadı. Kitaplarımız kesişmiş meğer. Elindeki Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi kitabında Buddenbrooklar'ın adını görünce beni sazan misali yakalamak istemiş bizimki. Kıh kıh..;)


Döndükten sonra iki gün içinde bayılarak bitirdiğim ikinci kitap ise Haruki Murakami'nin Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında romanı oldu. Murakami de İmkansızın Şarkısı dışında bilmediğim ve bir an önce tanımaya başlamak istediğim yazarlar arasında yer alıyor. Hastaları olduğunu ve kitapları çıkar çıkmaz alanları bilirim, duyarım, ama nedense ben şimdiye kadar pas geçmişim kendisini. Yavaş yavaş onun da romanlarını sipariş edip bu eksiğimi tamamlayacağım en kısa zamanda. 


İmkansızın Şarkısı ve diğer Uzakdoğu filmlerinden de alışkın olduğum o ağır, şiirsel ve beklenti oluşturan-besleyen-büyüten temponun aynısı bu kitapta da var. Bir giriş-gelişme-sonuç bekleyenler için "ee, n'oldu şimdi?" sorusunu sorabileceğiniz türden bir roman olduğu konusunda da uyarayım. Ama o şiirsel akışa kendini kaptırırsanız ve akışın tadını çıkarmayı severseniz çok keyif alırsınız. Yoksa ben de hâlâ deliler gibi merak ediyorum Şimamoto'nun hikayesini, okudum da rahatladım diyemem hani. :P

Kısaca anlatacak olursam: Hacime ve Şimamoto 12 yaşında birbirleriyle bir sürü şey paylaşabilen ve konuşabilen iki iyi arkadaşlardır. Yıllar içinde ayrı okullar, ayrı semtler falan derken hayatları farklı yönlere doğru ayrılır. Ama her ikisi de birbirleriyle yaşadıkları paylaşımı başka kimsede bulamazlar ve sık sık birbirlerinin aklına gelirler. Yine de Şimamoto evli ve iki çocuklu, 37 yaşındaki Hacime'nin işlettiği barda karşısına çıkana kadar bir kez bile birbirlerini görmemişlerdir. En heyecanlı yerinde bıraktıysam eğer hikayeyi, ben kaçabilirim. Siz de n'apacaksınız artık, mecbur alıp okuyacaksınız. ;)

İyi haftalar.

5 yorum:

Lulu dedi ki...

Buddenbrook ailesi benim de en sevdiğim kitaplardandır. kalınlığına rağmen elimden düşürememiştim, her karakteri öyle güzel betimlemiş ki resmen olayların içinde yaşadım

Imge dedi ki...

Lulu,

Katılıyorum. Kalınlığı göz korkutucu gelebilir, ama gelmesin, kesinlikle okunmaya değer bir roman.

Sevgiler

Füsun T. dedi ki...

Bir Türk ailesinin öyküsü / İrfan Orga önereceğim sana :)

Füsun T. dedi ki...

Bir Türk ailesinin öyküsü / İrfan Orga önereceğim sana :)

Imge dedi ki...

Füsuncum İdefix listeme ekliyorum hemen. ;) Teşekkürler.