Havva'nın Üç Kızı

Uzun bir moladan sonra Elif Şafak okudum geçtiğimiz hafta. Son çıkan romanını merak edip aldım ve ayılıp bayılmasam da sevdim. Havva'nın Üç Kızı'ndan söz ediyorum. Günahkar, inanan ve şaşkını (daha doğrusu tereddütlüyü) temsil eden üç Oxford öğrencisi İranlı Şirin, Mısırlı Mona ve Türk Peri aracılığıyla inanç-kimlik arayışlarına ve Doğu-Batı tartışmasına dalmış Elif Şafak. Konu nefis bence. Tanrı felsefesini tamamen açık fikirli bir tartışma ortamı formatında veren Profesör Azur da nefis. ;)  

Ancak romanda biraz zorlama bulduğum yerler oldu. Daha doğrusu Oxford'dan sağlam bir hikaye çıkacak, yalıdaki o medyumlu geceye falan da bağlanacak diye beklerken ve Tanrı ile ilgili felsefi tartışmalara dalmışken kapanış biraz paldır küldür oldu gibi geldi bana. Yine de Azur'un Tanrı'nın tartışıldığı sınıflarına ışınlanmak istedim. Peri'nin renk belli etmeyen o nötr tarzına sinir oldum. Azur'un etkisiyle Mona'yı anlamaya çalıştım, yine anlayamadım. ;) Şirin'in isyankar halini sevdim. Mensur gibi babalar ve Umut gibi oğulları için bir kadeh rakı kaldırmak geldi içimden sağlığa ve aydınlığa. Aynı ailede hem Mensur hem Selma, hem Umut hem Hakan nasıl olabilir diye yine galiba gerçekçilikten uzak bir şaşkınlık yaşadım (gerçi çok da uzak sayılmaz; zira birbirlerini yok sayarak, duymadan, iletişim kurmadan da aynı aile içinde yaşanabiliyor). Sonra dedim ki bu karakterleri bu kadar yorum yapacak kadar benimsediysem, demek ki sevmişim bu kitabı. Bir bakın bakalım, siz de sevecek misiniz?  

Alıntılar

* Niye bazı insanlar "kökler" ile kafayı bozmuşlardı ki? "Dallar" da güzeldi mesela. "Yapraklar", "yemişler" de. Tabi kökleri de severdi. Ağaçları severdi çünkü. Kök dediğin toprağın hem altında hem üstünde dört yana ilerlerdi. Yani tek bir çizgide seyretmezdi. Kökler bile sabit olmayı reddederken, insanlara illa da "Köküne sadık kal" diye ısrar etmek hangi yarım akla hizmetti?

* Siyaset konuşmak milli sporumuzdu. Ama bu sporu hiç kimse, kerameti kendinden menkul burjuvazi kadar sevmezdi. Tabi sadece evlerinin mahremiyetindeyken! Dünyanın bu bölgesindeki burjuvaziyi karpuza benzetirdi Peri: dışı yeşil, içi kırmızı. Yeşil, muhafazakar ideolojinin ve statükonun rengi; kırmızı, tepkiselliğin ve hoşnutsuzluğun rengi. Kamusal kimlikleri ve özel hayattaki benlikleri arasında kapanmayan bir mesafe vardı elit kesimin. 

* Hintli Sujatha semavi dinlerdeki Tanrı fikrini haşin, yargılayıcı, mesafeli, uzak buluyordu. "Ben 'Her şey Tanrı'dır' diyorum. Halbuki siz "Her şey Tanrınındır,' diyorsunuz. O küçük iyelik eki büyük fark yaratıyor."

* Marx'ın "din toplumların afyonudur" sözünü hepimiz sadece bu kadarıyla biliriz değil mi? Oysa yarım yamalak alıntı bilgimizi bir kenara bırakırsak Marx aslında şunu demiş: "Din, mazlumun iç çekişi, kalpsiz bir dünyanın kalbi ve ruhsuz koşulların ruhudur. Din halkın afyonudur." Sırf bu bilgiyi bile öğrenmemi sağladığı için şahsen teşekkür edebilirim ben Elif Şafak'a. 

* Ve Azur diyor ki: "Mutlaklık zaaftır. Mutlak ateizm ya da mutlak dindarlık. Benim için bunların ikisi de aynı derecede sorunlu. Benim görevim inançsızlara bir doz inanç, inananlara ise bir doz şüphecilik aşılamak. Hudutları bulandırmak. Kategorileri sorgulamak. Çünkü tektipçilik iyi bir şey değil. Tektipçiliğin olduğu yerden ne felsefe çıkar, ne sanat."

Güzel bir hafta sonu diliyorum hepimize.
Keyifli okumalar.

3 yorum:

ELİF sarı dedi ki...

Merhaba. Şafak, çok sevdiğim romanı Araf'ta Zizek'in ağzından şöyle bir cümel kurar:

''Rahatları rahatsız et, rahatsızları rahatlat.'' Azur bana onu anımsattı. Bu sevdiğim bir yaklaşım. Siyah ve beyazın olmaması, grinin tonlarında gezinmek..

Peri'ye acayip kızdım roman boyunca. Orta gelirli bir ailenin sıradan kızı olarak taa Oxford'a gitmiş , tipik orta doğulu refleksi ile ''aşk''a takılmış, güzelim okulun, kitap dükkanının, koşunun tadını çıkarmak yerine okulu yarım bırakmış!! Olmaz artık diyecm ama oluyor , biliyoruz.

Ra Selin dedi ki...

ben hiç sevmedim bu kitabı..çok yüzeysel geldi. sanki pinhan'ı yazan kişi değilmiş gibi yazarı..

Imge dedi ki...

Elif Sarı,

Katılıyorum. Peri'nin hem elindeki fırsatı böyle platonik bir aşka heba edip dönmesi hem de sessiz, yorumsuz, "daimi orta yolcu" hali beni sinir etti doğrusu!

Ra Selin,

Elif Şafak'ın Bit Palas, Mahrem, Pinhan ve Araf zamanlarındaki Elif Şafak olmadığı gerçeğini kabullendim, bundan da keyif almaya çalışıyorum desem? ;) Ama dediğini anlıyorum ve katılıyorum. O dönemlerde yazdıklarıyla karşılaştırıldığında bambaşka iki yazar gibi görünüyorlar bence de.

Sevgiler.