

Mesela spordan çıkmışım, kurt gibi acıkmışım. Spora giderken, çıkışta evdeki mis gibi taze fasulyeden bir tabak yemeyi düşünüyorum, ama karnım açken her şey çok farklı oluyor. KFC'nin önünden geçiyorsam, aklıma kızarmış Kentucky tavuk butları ve biscuitler geliyor. Ya da taksiyi Şampiyon'un önünde durdurup "yarım porsiyon kokoreç ve yarım porsiyon mide tava mı alsam" diyorum. "Hadi biraz da midye dolma alayım! İso da yiyebilir, hatta birer porsiyon yapalım şunları." :) Diyelim ki Cağaloğlu'na kitap teslim etmeye gidiyorum. Dönerken Eminönü İskelesi'nden vapura binip Beşiktaş'a geleceğim. Vapur iskelesinin hemen yanındaki o balık-ekmekçilerden yayılan koku beni mutlaka baştan çıkarıyor. Sahilde yürüyüş yapmışım, eve dönüyorum, akşam İso yemeğe gelmeyecek, çünkü toplantısı var. O zaman eve dönerken şu meşhur Çiğ Köftem'den mi bir şeyler alsam, yoksa Hacıoğlu'ndan lahmacun mu yaptırsam diyorum. Ama evdeki kıymalı ıspanağı yoğurtla yemek nedense aklıma gelmiyor.

İşte ben bu tür gıdalara maalesef bayılıyorum. İçki alışkanlığım bile şarap & peynirden çok, rakı & bolca meze veya bira & bolca çereze meyilli.

İşte böyle... Adana'da ailemin evinde olmak bana bu tuhaf yeme düzenimi bir kez daha hatırlattı galiba. Önüm arkam sağım solum annemi ziyarete gelenlerin getirdikleri tırtıklanacak şeylerle dolu! Mutfağa her girişim, bir böreğin ya da revani diliminin ya da kurabiyenin perişan olmasına neden oluyor. Sonra kendimi koşu bandının üstüne atıyorum, ama nafile! İstanbul'da ton balıklı, brokolili, beyaz leblebili ve günde sadece iki Eti Fıstıklı Çikolata karesi eşliğindeki kahve sefalarıma dönmem gerek bir an önce!! Dayan İmge! Hadi, üç gün daha dayan! Bunu yapabilirsin!

Ama önce şu Rengin Pastanesi'nin damla çikolatalı kurabiyelerinden bir tane daha yesem diyorum. Biri beni bu kısır döngüden kurtarsın, lütfeeennnn! :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder