2 Film Birden: Milyoner ve Hayallerin Peşinde

Bu hafta beklediğim iki film birden vizyona girdi. Birincisi şu meşhur Slumdog Millionare yani nam-ı diğer Çaylak Milyoner; diğeri ise Hayallerin Peşinde olarak Türkçeleştirilmiş Revolutionary Road.

Öncelikle iki filmin de beklediğim kadar iyi çıkmadığını söyleyeyim.

Milyoner ile başlayalım. Fakir bir Hintli çaycı olan Jamal'in bilgi yarışmasında (kim 500 milyar ister formatı) tüm soruları bilerek büyük ödülü kazanmasını konu alan filmin bence en etkili bölümü Jamal'in aslında bu yarışmayı "yaşadığı hayat" sayesinde kazanmış olması mesajıydı. Geri kalan bölümü bana göre biraz Yeşilçam ve Bollywood karışımı gibiydi. Abartılı olduğunu düşündüğüm pek çok şey vardı. Ve bende "fakir Hindistan'ı kullanalım da insanların duygu dünyasını biraz kaşıyalım" gibi bir his uyandırdı. Yani bu hikayeyi o sefalete, Hintli çocukların yaşam mücadelesine, Hindistan'da yaşanan dini ve etnik çatışmalara karşı çok duyarlı ve içtenlikle üzülen bir gözün aktardığını hissetmedim. Aksine bana sanki bu hikayeye gözlerde yanıp sönen dolar işaretleriyle ve ödül hesaplarıyla yaklaşılmış gibi geldi! Özetle yeterince samimi bulmadığımı söyleyebilirim. (Bir de merak ettiğim bir nokta: "yoksul Hintliler kendi aralarında İngilizce mi konuşuyorlar?!")
















Sıkılmadan izleyebileceğiniz bir film olduğunu düşünüyorum, ama Oscar'ları silip süpürecek kadar muhteşem bir film olduğunu hiç düşünmüyorum! Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi'ni daha fazla sevmiştim. Reader ve Milk'i de izledikten sonra kendi Oscar ödüllerimi dağıtacağım. Benden ayrılmayın! :)

İkinci film Revolutionary Road'da ise Titanik'ten sonra ilk kez bir araya gelen Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio bulunuyor. Filmin yönetmeni Kate Winslet'in kocası Sam Mendes. Filmin sonunu biraz abartılı bulmama rağmen genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Ama İso'cuma fenalıklar geçirttiği için nispeten temkinli yorumlar yapmaya çalışacağım. Filmde 1950'li yıllarda "standartlara" göre mutlu bir yaşam süren 30lu yaşlarında evli ve çocuklu genç bir çiftin yaşadıkları ilişki çıkmazı anlatılıyor. "Dayatılan yaşam mı, yoksa istediğimiz ve bizi gerçekten mutlu edecek yaşam mı" sorusu irdeleniyor. Filmden pek umut dolu bir sonuç da çıkmadığı için içiniz sıkılıyor haliyle!








Ama oyunculuklar süper. (Zaten ben özellikle Kate Winslet'e bayılırım ve henüz Reader'ı izlememiş olsam da Oscar'ı da hak ettiğine çok eminim.) Dönemin giyim-kuşamı, yaşam tarzları ve saç modelleri, vs gibi kostüm ve dekor seçimleri çok başarılı. Ve ilişki içinde "devrim" niteliğinde köklü değişiklikler yaşanacaksa, buna en çok inanan ve bu süreci tetikleyen itici gücün "kadın " olacağı fikrini ön plana çıkardığı için de bence son derece gerçekçi ve akılcı bir film. Rehavetten kurtulmak adına ilk adımı atma cesareti bence çok takdir edilesi bir özelliktir. Sonuçta bir şeyler önce denenmelidir! Değil mi? Kate Winslet, bu cesareti sergileyen kadın rolüne çok yakışmış. Leonardo'yu ise ne zaman bir "ufaklık" değil de gerçek bir yetişkin erkek olarak görmeye başlayacağımı bilemiyorum. Çocuğun oyunculuğuna diyecek bir şeyim yok, ama benim gözler onu böyle görüyor işte, n'aparsınız! :)

5 yorum:

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Hindistanda ortak bir dil yok, bölgeler arasında farklı diller var bu yüzden İngilizce ortak dil olarak kullanılıyor. Hatta bankaların internet siteleri de ingilizcedir. Beraber çalıştığımız Hintliler de kendi aralarında bazı ortak kelimeler olmasına rağmen birçok kelimeyi anlatmak için İngilizceyi tercih ediyorlardı.

Revolutionary Road konusunda katılıyorum fazla nevrotik bir film, modu kötü olan varsa bu filme kesinlikle gitmemeli zira daha fazla bunalıma girebilir her an. Oyunculuklar gayet başarılı zaten ikili dışında diğerleri filmde çok az görünüyor.

Imge dedi ki...

Hindistan'da İngilizce'nin yoğun olarak kullanıldığını biliyorum. Bankalarda ve iş yerlerinde kullanılması ve bazı kelimeleri anlatmak için İngilizceyi tercih etmeleri de çok normal geliyor kulağıma.. Ama sefalet derecesinde yoksulluk içinde yaşayan kesimin iletişim dili olarak İngilizceyi kullanmaları şahsen kulağımı tırmaladı. Belki de çok normaldir ama bana biraz garip geldi..

Revolutionary Road konusunda da bana değil kocama katılıyorsun gibi geldi bana.. Zira filmi nevrotik ve sıkıcı bulan o oldu..:)

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Revolutionary Road başarılı bir film; sıkıcı diyemem ama iç sıkıcı ve nevrotik olduğu kesin :) Gerçekten sakin bir zamanda izlemekte fayda var, çünkü insanı derin düşüncelere götürüyor :)

ZAMANDAN SIZAN...KIYMET dedi ki...

imge film bittikten sonra bizim mi çıtamız çok yükektir nedir bu nedir ya dedik Kadirle ikimiz..benim için ciddi bir hayal kırıklığı oldu film..ama hikayeyi sevdim ben..bence bir hinlik kesin var bu kadar bol oskarı tuttukları için..gerçi film de kullanılan Amerikan parası,bakışı falan sempatik gelmiş olabilir bilemiyorum..ama sanırım ben daha izlemedim ama Brad in filmini sanırım daha çok seveceğim.

Imge dedi ki...

Aynen öyle.. Hikaye güzel, ama anlatım bana itici geldi bile diyebilirim.

Benjamin Button'ı kesin izleyin ve sinemada izleyin Kıymet..Bence de onu daha çok seversin gibi geliyor bana..