Dondurulmuş Tarih İsteyen Toledo'ya Gelsin

Madrid'deki ikinci günümüze Atocha tren istasyonunda başlıyoruz. İstasyon diyip geçmeyin, çünkü burası trende yer olmadığını öğrendiğinizde "Olsun, ben şu botanik bahçesinin önünde diğer treni beklerim" diyebileceğiniz keyifli bir yer. İçinde çok iyi nemlendirilen bir botanik bahçesi bulunuyor. Kafeleri, su şırıltıları, havuzundaki kaplumbağaları, ağaçları, heykelleriyle keyifli bir istasyon burası.














Evet, bu kadar övmemin nedenini doğru anladınız sanırım. Gerçekten de istasyonun tadını çıkardık, çünkü treni kaçırdık! :) Sabah 9.20 trenine yetişemedik. 10.20 treninde yer yoktu. Dolayısıyla 10.50 trenine bilet alabildik. Neyse ki uzun bir mesafe gitmeyeceğiz. Trenle Madrid'den Toledo'ya gitmek yalnızca yarım saat sürüyor. Bilet fiyatları 9,5 EURO. Ama aynı gün gidiş-dönüş yapacaksanız %20 indirim var.

Toledo çok iyi korunmuş tipik bir ortaçağ kenti. Romalıların, Vizigotların ve Arapların egemenliğinde kalan bu şehir 1085'te Araplardan geri alınmış ve İspanya'nın başkenti olmuş. 1561 yılında Madrid başkent olana kadar da öyle kalmış. Bir sürü kilisenin, sarayın, sinagogun ve caminin bulunduğu bu şirin şehirde 40 tane eser UNESCO'nun Dünya Miras Listesi'ne girmiştir. Aslında şehrin tamamı bir açıkhava müzesi sayılabilir. Trenden indikten sonra karşınızda keşfedilmeyi bekleyen şöyle bir şehir duruyor:














Toledo'nun her yeri tarih, ama görmeniz gereken en önemli eserlerin başında Toledo Katedrali, El Greco Müzesi ve Alcazar Sarayı geliyor. Bunun dışında adım başı müzeye dönüştürülmüş tarihi binalara, kiliselere, manastırlara, sinagoglara rastlayacaksınız. Zaten haritanızda her yer işaretlenmiş olacağı için eser kaçırmanız mümkün değil. Ama elbette hepsinin içinde zaman geçirmeniz de mümkün değil. Özellikle de günübirlik bir gezi yapıyorsanız. Biz gittiğimizde El Greco Müzesi ve Alcazar Sarayı yenileme çalışmalarından dolayı kapalıydı. (Koca İspanya'dan bir El Greco tablosu göremeden geldim a dostlar!)

Kentin en önemli binası olan Katedral ise İspanya'nın üçüncü büyük katedraliymiş. Yapımına 1226 yılında başlanan bu bina 1493'te tamamlanmış. Sırf Ana Şapel'in görkemini görmek için bile girilebilecek bir katedral burası. İnanılmaz etkileyici bir yer burası. İçinde irili ufaklı birçok şapel, sunaklar, hazine odası, koro odası bulunan bu yapının duvarlarındaki figürleri, işlemeleri, heykelleri, tabloları, avizeleri, kısacası her yeri ayrı bir şaheser. Dolayısıyla katedral de adeta bir müze sayılabilir. (Bu arada giriş bileti 7 EURO)














Ama benim bu tarz küçük, şirin, olduğu gibi korunmuş, tarihi butik şehirlerde en bayıldığım yerler her zaman sokaklar olmuştur. Yani meydanlarıyla, ara sokaklarıyla, binalarıyla şehrin açık hava kısmı beni daha çok cezbeder. Toledo da bunun için çok uygun bir yer. Kendinizi kaybedebileceğiniz ara sokakları olan şirin mi şirin bir şehir. Dolayısıyla biz de kendimizi kaybettik o sokaklarda.














Ama gezmeyi bitirip de kendimizi dönüş trenine attığımızda ufak bir karşılaştırma yapmadan edemedik. Sonucu merak eden varsa hemen açıklıyorum. Bizim favorimiz değişmedi: Siena ilk sıradaki yerini hâlâ koruyor!

Not: Biz almadığımız için az kalsın söylemeyi unutuyordum. Kılıç ustaları ve metal işlemecilerinin şehri Toledo'dan hediye olarak kılıç alabilirsiniz. Doğru duydunuz! Her dükkanda boy boy hediyelik kılıçlar bulunuyor. Armaların üzerinde çapraz duranlar ya da tekli seçenekler arasından dilediğinizi seçebilirsiniz. Tabii alacağınız kişiyi de dikkatli seçmenizi öneririm! :)

5 yorum:

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

severek okudum ve fotoğraflara bayıldım...

goks dedi ki...

geçen yıl da biz gitmiştik. barcelona, madrid, toledo, zaragosa...çok güzeldi... bir ara ben de koyacağım bloga...

Imge dedi ki...

İGG,

Teşekkürler.. Beğendiğine sevindim..

Goks,

Kesinlikle süperdi.. En kısa zamanda senin yazılarını ve resimlerini de görmek dileğiyle..

Sevgiler..

Ayşe'nin Kitap Kulübü dedi ki...

Sevgili Imgeleme,

biz hala ispanya"dayiz!!! Biraz yorucu oldu Donunce insallah yazabilecek takati bulabilirim.

Bugun fasa gecerek cebelitarik"i gecme fantezimizi yerine getirecegiz.
Sevgiler
Ayseninkitapkulubunden
Billur

Imge dedi ki...

Billur selam,

Ne kadar yorucu olsa da hâlâ oralarda olmanıza imrendim doğrusu.. Hatta Cebelitarık'ı geçiyor olmanıza daha da imrendim.. Süper bir rota çizmişsiniz diye tahmin ediyorum. Çoook zaman alacak biliyorum, ama dönüşte mutlaka yazmalısın bunları. Yazılarını ve resimlerini merakla bekliyorum.. Gezinizin kalanının da çok keyifli geçmesini dilerim..

Sevgiler..