Sanat, Şarap, Moda ve Tatlı Cenneti: Paris

Ben geldim!

"Yine mi gitmiştin?" dediğinizi duyar gibiyim...

Ama ne yapayım iki bayram tatili birbirine bu kadar yakın olunca, benim de buradaki tempom içerisinde bir haftalık geziyi yaklaşık bir ayda yazdığım düşünülünce sanki sürekli geziyormuşum gibi bir hava yansıyor olabilir bu sayfalardan sizlere... (Öyle olsaydı da şikayetim olmazdı elbette, ama o zaman her şeyi yazamazdım, haberiniz olsun! :))

Paris gezisini Madrid-Barselona turuna gitmeden önce ayarlamıştık. THY'nin güzel bir mil kampanyası vardı o sıralar. Her yöne biletleri yarı mil puan harcayarak alabiliyordunuz. İşte biz de aylar öncesinden Kurban Bayramı dönemi için 25/11/2009 Çarşamba gidiş ve 01/12/2009 Salı dönüş olmak üzere biletlerimizi aldık. Her zamanki gibi organizasyon görevini devralarak oteli ayarladım. Gezi programımızı çıkardım. Orada yaşayanlardan, başta tripadvisor.com olmak üzere çeşitli gezi sitelerinden, bloglardan tüyoları not ettim, on iki sene önceki Paris seyahatimden kalan notlarımı ve broşürlerimi gözden geçirdim ve İso'cumu gezdirme misyonuna kendimi hazırladım. Evet, bu gezi İso'cumu gezdirme gezisiydi. Beyefendi siparişi verdi, nasıl bir tur olmasını istediğini söyledi, ben de programı hazırladım. (Ben de Londra'ya gidersek, aynısını ondan isteyeceğim! Gerçi ben yine de işimi sağlama alıp, kendime bir program hazırlayabilirim. İso'cuma kalırsa Londra'nın pubları dışında bir yer göremeyebilirim çünkü!! :) )

Giriş yazısında ilk olarak otelden bahsedeyim sizlere. Büyük Avrupa şehirlerindeki üç yıldızlı ve merkezi otellerden genellikle çok şey beklememek gerekir. Gezginler bunu gayet iyi bilirler diye düşünüyorum. Ama zaten gezginler için otel, sabah kahvaltısından gece uyumaya kadar geçen zaman dilimi boyunca uğranmayan bir yerdir. Dolayısıyla temiz, merkezi ve sıcak olması yeterlidir. Temizlik konusunda problem yoktu. Galeries La Fayette alışveriş merkezi ve Opera'ya yürüme mesafesinde ve karşı kaldırımında metro durağı olan otelimizin merkezilik konusunda da bir problemi yoktu. Isınma konusuna gelince: Amsterdam'da Aralık'ta çalışmayan kalorifer faciasından sonra korkarak yatarken giymek üzere eşofman götürmüştüm, ama bu kez de sıcaktan kabuslar görerek ve sayıklayarak falan uyanıyorduk! :) Yani bu kez aksi yönde bir ısınma problemi yaşadık. Hatta dün eve geldiğimizde vücut ısımız normale dönsün diye kombiyi bile yakmamayı düşündük diyebilirim. Ama genel anlamda güleryüzlü ve ilgili çalışanları, şimdiye kadar kaldığımız küçücük odalardan sonra dolabı, kasası, ekstra yatağı ve bavul koyma yerleri, suyumuzu, kolamızı soğutabileceğimiz bir Fransız balkonu olan bu oteli biz çok sevdik. Bizim gibi otelden çok şey beklemeden gidiyor, tüm gün otelden uzak geçiriyor, "merkezi ve uygun fiyatlı olsun benim olsun" diyorsanız Modern Hotel La Fayette'in tam size göre bir yer olduğunu söylemeliyim. Her zamanki gibi rezervasyon yaptırdığım booking.com'a da bir teşekkür göndereyim.














Sırada ulaşımla ilgili bilgiler var. Charles de Gaulle Havaalanı'ndan şehre ulaşmak için RER işaretini takip ederek B tren hattını bulacaksınız. Charles de Gaulle Havaalanı içinde de terminalden terminale ve park yerlerine gitmek için shuttle tren servisi olduğunu belirteyim. B hattına binerek yaklaşık yarım saatlik bir tren yolculuğundan sonra şehir merkezine ulaşabilirsiniz. İki kişi 17 EURO vererek yaptığınız bu yolculuğa istediğiniz noktaya kadar metro bağlantısı da dahil. Elbette tek yön bilet almak yerine havaalanında iner inmez bilet makinelerinden veya Tourism Information bürosundan orada kaldığınız gün sayısına, gezmeyi düşündüğünüz yerlere ve planladığınız gezi yoğunluğuna bağlı olarak günlük, 3 günlük, 5 günlük ve haftalık biletlerden de alabilirsiniz (biz öyle yaptık). Burada daha mantıklı alternatifler bulmanız mümkün, ama Paris'in ulaşım da dahil birçok Avrupa şehrinden pek çok açıdan daha pahalı olduğunu söylemeliyim.

Hava konusunda nispeten şanslı sayılırdık. Soğuk olsa da dondurucu soğuk olmayan bir hava vardı ve arada yağan yağmurlar uzun sürerek günümüzü felç etmedi. Eurodisney günü hariç! Açık hava bir eğlence parkına gitmek için tam da gününü seçmişiz doğrusu! Bu arada gitmeden önce inanılmaz halsiz olduğum için ve boğazım falan yandığı için yanıma bir çuval ilaç alırken bir yandan da "bir daha asla kış tatili yapmak istemiyorum" diye huysuz huysuz söyleniyordum ki Paris'i görünce vazgeçtim. Her yer Noel için süslenmiş, etrafta değişik tatlılar, sıcak şaraplar, hediyelik eşyalar satılan küçük kulübecikler, panayırlar, ışıl ışıl sokaklar ve vitrinler, Kasım sonu ile Aralık sonu arasının da en keyifli ve coşkulu dönemlerden biri olduğunu bir kez daha hatırlattı bizlere. Evet, yazın gezmek kesinlikle daha keyifli, ama kışın gezmek istiyorsanız tatillerinizi Noel coşkusuna denk getirin derim.














Son olarak "soğuk nevale" tipler olarak bilinen Fransızlar ile ilgili bir yorumum olacak. İso da ben de otel çalışanlarından, metrodaki insanlara, mezarlık görevlisinden polisine, garsonundan havaalanında biletimizi kontrol eden yetkiliye kadar bir tane bile suratsız ve gıcık Fransız ile karşılaşmadık diyebilirim. Üstelik çevirdiğim bir kitapta kışın asla Fransa'ya gidilmemesi gerektiği, çünkü Fransızların tamamının kış depresyonu içinde olacağı bilgisini öğrendiğimden beri hafiften korkuyordum. Malumunuz ben de kış depresyonunu ağır yaşayanlardanım. Ama Türk olduğumuzu öğrenen oteldeki kadın garsonun "selam-ün aleyküm" demesiyle yaşadığımız ilk şokun ve havaalanındaki kontrol memurunun biletimize bakıp komik aksanıyla "merhaba, nasılsın?" demesinin ve giderken ardımızdan "gule gule" ("ü"nün noktaları yok, dikkatinizi çekerim!!) diye el sallamasının ardından karşılaştığımız her insan ve metroda elimi yalayan köpek de dahil her canlı birbirinden şekerdi diyebilirim. Evrene nasıl bir enerji veriyorsak artık! :) (Biz dediğime bakmayın, olumlu enerjiyi kesin kocam veriyordur evrene.. Ben de işte Bayan Sömestre modunda siyahlar içinde, tepemde yağmur bulutlarıyla gezinip duruyorumdur ancak.. "Değil mi İso'cum?" :) )

Eveeet... Başlamak bitirmenin yarısıdır derler ya, Paris yazılarına girişi yaptım bakalım. Bitişin ne zaman olacağını da hep birlikte göreceğiz. Daha önemli bir işiniz yoksa beni takip etmenizi öneririm. Yok edemem, diyorsanız da Paris'e gidecek olursanız yazılarım aklınızda olsun.

Hepinizin geçmiş bayramını da kutluyorum...

9 yorum:

Bivet dedi ki...

Sevgili İmge;

Bir ayı aşkın süredir yazılarını okuyamıyordum. Bir ses çıkartayım dedim...Şimdi keyifle okuyacağım geçmiş dönem yazılarını. Paris yazılarını da dört gözle bekliyor olacağım. Bu vesile ile geçmiş bayramını kutlamak isterim.

Sevgiler
B.

Imge dedi ki...

Bivet,

Sesini duyduğuma sevindim. Senin de geçmiş bayramın kutlu olsun. Paris yazılarını yazıp bitirebilmeyi ben de dört gözle bekliyorum doğrusu, çünkü biraz sürünebilir gibi görünüyor. Hep birlikte göreceğiz bakalım..:)

Sevgiler.

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

İmge ne güzel gezmişsin öyle :) Biz de Mart ayında gideceğiz kısmetse, ee bu sefer de biz not alacağız senin gittiğin her yeri :)

Imge dedi ki...

Ata,

Sizin de pek kalmamış aslında. Aslında biraz daha erteleyip Nisan sonunda falan gitseydiniz ve bizim yapamadığımızı yapıp park ve bahçelerin ve Montmartre'nin tadını çıkarsaydınız diyecektim ama demiyorum..:) Ne de olsa siz "romantik Paris'i" yaşamaya gideceksiniz, değil mi? Hava çok da fark etmeyecektir eminim ki...:)

Sevgiler

nymphea dedi ki...

Vaaay yeni yazı dizisi başlıyor, süpper:)) Umarım ilerde benim de işime yarar bu tüyolar:P

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Balayı olduğu için tarihi seçemedik İmge :) Yoksa tabiiki de sıcak havada gitmeyi tercih ederdim :)

Imge dedi ki...

Nymphea,

Umarım sana da başkalarına da yararı olur yazdıklarımın.. :)Sevgiler..

Ata,

Düğün tarihini değiştirebilirsiniz!! (Tamam, şaka yaptım, kızma! :) )

mutfakfaresi dedi ki...

Hoşgeldiniz! Takipte ve kış depresyonundayımmmmmmmmm! Öptüm.

Imge dedi ki...

Hoşbulduuukkk!
Konuştuğumuz gibi bir buluşalım, kış depresyonu falan kalmaz bence!! :)