"7" - Şekspir Müzikali

Öncelikle Oyun Atölyesi'nde asılı duran yandaki afişe dikkatinizi çekerim. Bu oyun "Şekspir" "Müzikali" gibi Türk seyircisine göre korkutucu sayılabilecek iki unsuru bünyesinde barındırmasına rağmen Şubat ayı biletleri tamamen bitmiş durumda! Bence bu çok sevindirici ve ayrıca Okan Bayülgen'e hak vermemi de sağlayan bir durum. Okan bir kaç kez programlarında "tiyatroya gidilsin diye kendimizi parçalamamıza gerek olmadığını, zaten tiyatroları dolduran bir seyirci kitlesinin olduğunu, daha fazlasına gerek olmadığını, çünkü bu takdirde bu keyfi yaşayan bizlerin bilet bulamamaya başlayacağını" söylüyor. Ayrıca "bırakın bu keyfin tadını bilmeyenler bilmesin, eksik yaşamaya devam etsin, neler kaçırdıklarını bilmeyen insanları zorlamaya gerek yok, tiyatro ayrı bir bilinç gerektirir" benzeri sözler söylüyor. Önceleri çok sert bulduğum bu sözlere bir tiyatrosever olarak yavaş yavaş katılmaya başlıyorum. Tiyatro seyircisi olmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum ve o ayrıcalıklı grubun üyesi olduğumuz için de çok mutlu hissediyorum. (Bu kadar kendimi beğenmişlik yapacağım izninizle...)

Gelelim oyuna... Bu eğlenceli müzikal oyun adı üstünde bir Shakespeare uyarlaması. Bir erkeğin yedi evresi anlatılıyor. Doğumundan ölümüne kadar yaşamının yedi aşaması. 7'sinden 70'ine kadar bir erkeğin yaşamı. Yöneten Kemal Aydoğan. İncecik bir tül perdenin ardında sadece müzikleriyle değil, tepkileriyle de oyunun çok önemli bir parçası olan muhteşem bir orkestra. Ve o tül perdenin önünde ise dört soytarı ve bir de dev adam!

Soytarı dedim ama kusuruma bakmayın; bu kez soytarılar değil "soykarılar" (yani hatun kişi olan soytarılar) eşlik ediyor sahnede yaşamı mercek altına alınan erkeğe. Evrim Alasya, Selen Öztürk, Zeynep Alkaya ve Tuğçe Karaoğlan adlı bu soykarıların hepsinin de sesi muhteşem. (Hatta Tuğçe Haraoğlan ve Evrim Alasya'nın biraz daha muhteşem.) Soytarı (ya da soykarı) adına bakıp da aldanmayın. Shakespeare oyunlarının hemen hemen hepsinde yer alan soytarı karakteri oyunların ağır havasını biraz olsun yumuşatma, sert mesajları daha komik ve halka uygun şekilde aktarma, "delidir ne yapsa yeridir" mantığıyla söylenmesi güç şeyleri cesurca söyleme gibi görevleri üstlenen, sağduyunun sesi sayılan karakterlermiş. Dolayısıyla bu dörtlüye de inanılmaz iş düşüyor sahnede ve gerçekten de kocaman bir alkışı hak ediyorlar yaklaşık iki saatlik aralıksız performanslarının sonrasında.














Bir de sahnede bir dev adam var demiştim ya... İşte o dev adam bizi bir kez daha kendisine hayran bıraktı diyebilirim. Haluk Bilginer'i bir kez olsun sahnede görmeyen bir insanın çok şey kaçırdığını düşünüyorum. Şahsen bana "önümüzdeki sezon Oyun Atölyesi'nde Haluk Bilginer'in tek kişilik oyunu sahnelenecek ve konusu falan yok, Haluk Bilginer sadece sahnede duracakmış" deseler bile en önden yerimi ayırtırım gibi geliyor. (İçinizden istediğiniz kadar dalga geçebilirsiniz. İçinizden ama lütfen!) Türkiye'deki en beğendiğim erkek tiyatro oyuncusu olduğunu zaten daha önce de söylemişimdir. Bakışlarıyla, duruşuyla, mimikleriyle ve o güzel sesini binbir farklı tonda kullanabilme becerisiyle benim için hep bir numara olacak bir isim o.

Bu oyunda ise yedi farklı erkek olarak karşımıza çıkıyor. Siyah pantolonu ve siyah gömleğiyle sahneye çıkan bu muhteşem adam bir bakıyorsunuz eline biberon alıp, ağzında emziğiyle, tay tay yürüyen bir bebişe dönüşmüş. Sonra elinde şarap kadehi, önünde leziz yemekler, şık kıyafetleri içinde olgunluk çağındaki bir erkeğe ya da sırtında çantası, önlüğü ve kısa pantolonuyla bir ilkokul öğrencisine... Dakikalar içinde hayatının ilkbaharını da sonbaharını da bu kadar doğal ve etkili bir şekilde canlandırabilmek çok zor olsa gerek. Ve biz o sahnede tek oyuncunun canlandırdığı yedi farklı erkeği gördük. Her birini farklı özellikleriyle, ruh halleriyle, ifadeleriyle, sesleriyle...

Bu arada hayatın her evresi güle oynaya geçmiyor elbette. Zaman, doğduğumuz andan itibaren aleyhimize işlemeye başladığına göre son iki evrenin de (yaşlılık ve ölüm) biraz hüzünlü geçtiğini tahmin edebilirsiniz. Ama olsun, ölen de yok olmuyor ki bu evrende, bakarsınız bir mercan ya da bir inci olarak dönüp yanınıza gelmiştir bile...

Oyun Atölyesi ekibine ve Haluk Bilginer'e özel teşekkürlerimi gönderirken Mart ayı biletlerinin bugün itibariyle satışa çıktığını da hatırlatmak isterim. Gişe tel: 0 216 345 39 39. Bu harika oyunu kaçırmayın ve kendinize iki saatlik bir ruhsal ziyafet çekin derim!

Şimdiden iyi seyirler...

11 yorum:

Sanat Notları dedi ki...

Tiyatro seyircisi bencede ayrıcalıklı, hayattan bambaşka zevk alma ayrıcalığı, sahne seyirci etkileşimi bambaşka, yaşamak lazım, bu oyunla ilgili yazıları okuyordum demek bukadar güzel, zaten dediğin gibi H. Bilginer varsa tamamdır düşünmeye gerek yok, ne çok gidilecek oyun var ne mutlu bize

Imge dedi ki...

Sanat Notları,

Kesinlikle haklısın. Tiyatro sezonu kapanana kadar gitmek istediğim tüm oyunları ilk üç sıradan izleyebilecek miyim gibi farklı bir stres yaşıyorum ben de..:) Şubat sonuna kadar üç oyuna daha biletim var. Mart için de aklımda dört oyun var bakalım. Gerçekten ne mutlu bize... Sinema gibi her hafta farklı bir tiyatro oyunu seçip gidebiliyoruz..:)

neslihan dedi ki...

bu sezon okuyup da izlemeyi en çok istediğim oyun ama maalesef okumakla kalacağım.belki bir anadolu turnesi yaparlar,umarım,dilerim.
sevgilerimle...

NzN dedi ki...

Haluk Bilginer kesinlikle benim için de bu ülkenin en iyi erkek tiyatrocularından biri.
Dizilerinde de gayet beğenerek izlerm fakat tiyatroya sahnesine çıktı mı bir farklı devleşiyor bu adam!
Geçen sene 1 ay önceden alarak biletleri izleyebilmiştik ön sıralardan hem de 10 kişilik bir ekip ile:)
Bu oyunu da kovalar haldeydim. Şimdi bunu okuyunca daha sıkı takibe almaya karar verdim.

Teşekkürler ve de sevgiler.

Imge dedi ki...

Neslihan,

Bildiğim kadarıyla Ankara ve İzmir turneleri oluyor ama Giresun'a gelirler mi bilmiyorum tabi. Belki sen bu şehirlerden birine aynı tarihlerde gidersin? Belli mi olur? :)

Sevgiler.

NzN,

Zaten tiyatroları düzgün bir yerden izleyebilmek için en az bir-bir buçuk ay önceden bilet almak gerekiyor. Bizim Ocak başı itibariyle Şubat biletlerimiz alınmıştı mesela..:) Bu oyuna da Mart ayı için bu aralar güzel bir yer bulabilirsin gibi geliyor. Ama bu hafta içinde biletleri almanı tavsiye ederim. İlk hafta tükenecektir yerler yine..

Sevgiler.

Burcu dedi ki...

İmgeciğim sevgili pek gitmek istemiyor bu aralar gideceğin güzel bir oyunda spordaki kızlara da (yani bana) bir ses et gitmek için bahanem olsun benimde :))

Imge dedi ki...

Anlaştık Burcu..:) Dediğim gibi Şubat biletlerim çoktan hazır ama Mart ayı için size de haber uçururum! Konuşuruz zaten gün, saat ve oyun tercihlerini bilahare..:)

Zamandan Sızan...KIYMET dedi ki...

Tam rüyaydı oyun İmgeciğim..

Imge dedi ki...

Kıymet,

Telefonda da konuştuğumuz gibi kesinlikle ağız açık izlenecek oyunlardandı...

Lisya dedi ki...

bu oyuna ben de geçen ay gittim ve bayıldım.Haluk bilginer'den zaten müthiş bi performans bekliyodum ama asıl soykarılara bayıldım, süperdiler!

Imge dedi ki...

Lisya,

Kesinlikle haklısın. Hatta karşılarında Haluk Bilginer olduğu için soykarıları ikinci plana atarak haksızlık etmiş olmayı hiç istemem. Çünkü gerçekten de eş derecede takdiri hak ediyorlardı.