Bambaşka Bir Dünya: Lykiaworld

Haftaya güneşli başlayalım istedim, o yüzden sizi Fethiye'ye, Ölüdeniz'deki Lykiaworld'e götüreceğim. Temmuz ayındaki Kaş tatiliyle birlikte ayarladığımız bir haftalık bu tatil köyü tatilini, babamla ilgili nahoş gelişmelerden dolayı önce iptal ettik, sonra yeniden ayarladık. Ve bilin bakalım ne oldu? Son rezervasyonu çok daha uygun fiyata yaptık. Aynı şeyi Kaş tatilinde de görmüştük. Bundan sonra öyle erken rezervasyon falan diye aylar öncesinden yer falan ayarlatamaz kimse bana. Karar verir, bir hafta 10 gün içinde basar gideriz, mis!

Bu arada burada da incelenmesi gereken bir haritamız vardı. Sürekli birbirine selam vererek, gülümseyen İngiliz ve Alman turistlerin çokluğu ve elimizde haritayla ilk gün elimiz gayriihtiyari pasaportlarımızı falan arıyordu.:) (Bizim takıldığımız yerlerin harita numaralarını parantez içinde belirteceğim.)


Lykiaworld tatilini duyan herkesten "Aaa, orası çocuklar için çok güzel, sizin ne işiniz var orada?" falan gibi yorumlar duyduk. Gerçekten çocuklar için çok güzel bir yer(miş), ama biz çocuk görmedik desem yeridir. :) O kadar devasa bir tatil köyünün pek çok köşesinde kalabalığı, gürültüyü, çocuk vızıltısını hissettirmemeyi başarmayı Lykiaworld'ün en önemli artısı olarak bir köşeye yazıyorum. Yetişkinlere özel havuzlar&güneşlenme yerleri, restoranlarda çocuksuz odalar, Residence bölümünün sakin plajı (Beyaz 13 numara- ki bence burası da "resmen" çocuksuz plaj olmalı), Village bölümünün en ucundaki Beach Bar (Siyah 21) bizim mekanlarımız oldu. Her tatil köyünde olduğu gibi devasa bir(kaç) havuz, (ortada çocuklar koşturduğu için bana vasat bir düğün salonu eğlencesini anımsatan) curcuna bir ana bar, kaydırak havuzlarıyla dolu Çocuk Cenneti (Siyah 29 numara- bir ara gidelim dedik ama tesis içinde işleyen shuttle'lar ile gidilen bu bölümü görmeyi unuttuk gitti!) animasyonların yapıldığı amfitiyatro (Siyah 15) gibi yerler vardı elbet ama bunların hiçbirini görmeden, hatta en önemlisi sesini bile duymadan istediğiniz her şeyi yapabiliyordunuz. Sırf bu özelliği ile benden kocaman bir yıldız alıyor Lykiaworld!

En iyisi sırayla başlayayım. Önce Odalar:

Kocamandı. Dört kapılı gardrop, banyonun dışında ışıklı dev bir aynanın önünde lavabo, mis gibi çam kokularına açılan ve gününüzün güzel başlamasını garanti eden bir balkon, yatak, tuvalet masası, TV önünde  çift kişilik ve tek kişilik koltukları ve sehpasıyla bir oturma bölümü derken deyim yerindeyse at koşturabileceğimiz kıvamda bir odada kaldık. Ama tesisin en az gördüğümüz yeri de odaydı, o ayrı! :) Bu arada biz Residence bölümünde kaldık (Beyaz 2), Village bölümü odaları da aynı mı bilemem. Ama biz bir dahaki gidişimizde de Residence'ta kalırız bence. Neden mi? Hemen ikinci kategoriye geçiyorum o zaman: deniz!


Deniz ve Havuzlar:

Havuzlar konusunda hiçbir fikrim yok. Her zamanki gibi hiçbirine girmeden geldik. Ama arzunuza göre bir sürü havuz vardı, ister devasa, ister küçücük ve huzur dolu... Sadece plaja inerken gördüğümüz +17 havuzunun huzurlu ortamı beni her gün mest ediyordu (Beyaz 11, aşağıda). Bu arada +17 çok doğru bir karar değil mi sizce de? Çünkü çocuk ve bebek gürültüsü dışında 13-16 yaş arası ergenlerin kuduruk enerjisi de çok rahatsız edici olabilir bu tür yerlerde. Bu ayrımı yapan ve her iki gruba da yer ayıran tesisler (ve kesinlikle havayollarının) katlanarak çoğalmasını diliyorum!


Gelelim denize... Kocaman bir koyun iki bölümüne konuşlanmış olan Lykiaworld'ün denizi tek kelimeyle muhteşem. Pırıl pırıl ve turkuazın her tonunu görebileceğiniz bir deniz. Çok ılık ya da çok soğuk değil, tam kıvamında. Residence plajı daha küçük ve daha sakin. Orada güneşleniyorsanız kendinizi butik bir otelin plajında gibi hissedebilirsiniz. Village bölümünün plajı ise upuzun (Siyah 20). Çok daha hareketli, bol şezlonglu, şamatalı bir yer. İlk gün dışında orada takılmadık. Denizin biraz vahşi bir havası var bana göre, ara ara yüzeye çıkmış kayalar, dalgalıyken korkutucu olabilirmiş gibi geldi bana açıkçası. Ama yine de çok güzeldi, hatta İso'cum için Kaş'ın denizinin bile önüne geçti diyebilirim. 


Benim için Kaş hâlâ bir numara, ama ben de tatil köylerindeki alternatif bolluğunu seviyorum. Hani hemen elinin altında fitness, bir sürü spor aktivitesi, SPA, restoran&bar alternatifi olması hoşuma gidiyor. O yüzden tatil köyü tatilinin bir haftası hiç fena değil bana göre, ama daha fazlası da seni gerçeklikten her anlamda kopardığı için gerçekten bünyeye zarar diyerek bir sonraki kategoriye geçiyorum: Yemek.

İnanılmaz lezzetliydi! Ben tatil köyü oburlarından değilimdir. Açık büfede kendimi kaybedip, tabak tabak bol kalorili yemeklerden hüpletip, fenalık geçirmem. Çoğu zaman tatlı büfesine falan uğramamayı tercih ederim ya da İso'nun tatlısından bir iki çatal alırım, vs. Ama burada ben, ben değildim sevgili okur! Çünkü burada sırf çeşit olsun diye o büfeye konmuş tek bir yemek bile yoktu. Tatlısından, mezelerine, Kentucky usulü kızarmış tavuğundan, karides tavasına, her gün yapılan çeşit çeşit balıklardan kuzu şişlere, krem karamellerden meyveli parfelere ya da çikolatalı fondonlara kadar her şey gerçekten çok lezzetliydi. İlk kez günde üç öğün yemeğin üstüne tatlı yediğim bir dokuz gün geçirdim ve pişman değilim! Bu arada tam pansiyon plus sistemiyle çalışan Lykiaworld'de yemekler dışında içtiğiniz her şey ekstra, ama dilediğiniz her şeyi de bulmanız mümkün. Yani uyduruk kokteyller yerine dilediğiniz marka viskiyi ya da güzel bir Roze'yi yudumlayabilirsiniz. Ya da sulandırılmış bira yerine şişe Tuborg, Carlsberg, Corona, vs içebilirsiniz. Hangisini tercih ediyorsunuz bilmiyorum, ama "her şey dahil" sisteminde çoğu zaman en iyi yerlerde bile kaliteden feragat edildiğini gördüğümüz için biz bu "bazı şeyler ekstra" sistemini daha çok sever olduk artık. Yemekler için deniz kıyısındaki Marina Restoran'ı (Siyah 18) tercih ettik.  

Aktiviteler&Olanaklar:
Ne ararsanız var! Hatta aramadıklarınız da var. Haritadan, linkten bakabilirsiniz. Beni genellikle spor ve SPA ilgilendirir. Tatil zamanı yaptığı en önemli spor bira almak için en yakın bara yürümek olan İso'cum ise öyle bir şey yaptı ki sormayın! Çok kızgınım ona ama yine de bir sonraki yazıyı tamamen kendisine ayıracağım, o yüzden şimdilik sürpriz!

Ben spordan da SPA'dan da çok memnun kaldım. Spor eğitmenleri Elvan ve Roxana'nın dönüşümlü olarak saat 11.00'de verdikleri Body Workout ve Step dersleri harikaydı.  Hemen hemen hiç kaçırmadım. Her gün suyumu kaptığım gibi spor alanındaydım (Siyah 19) o saatlerde, sonra deniz ve sonra buz gibi bir bira! Sabah rutinim hep bu olsa keşke! :) O hafta ayrıca Avrupa'dan gelen iki konuk eğitmenle Yoga Body&Mind Week vardı. Zaten her hafta değişen programı takip etmeniz iyi olacaktır. 


Kapanışı da Sanitas Spa'da yaptık. İstanbul'dan aşina olduğumuz Sanitas Spa'yı görünce dayanamayıp havaalanından önceki son durak olarak randevumuzu aldık. Akşam altıda vücut peeling'i ve köpük masajı ile hamam sefamızı yapıp -ben daha sonra yüz bakımı ve sırt masajıyla sefaya biraz daha devam ettim- sezonu kapattık. Kapatmadan önce LykiaFriends Card'ımızı çıkartmayı da ihmal etmedik. Çünkü lobiler dışında olmayan, lobilerde de bağlanmanın eziyet olduğu wireless Internet hizmeti dışında her şeyine bayıldığımız bu tesisi ilk ve son görüşümüz olsun istemiyoruz. (Wireless Internet kalitesini gerçekten hiç yakıştıramadım ama buraya. Tek eleştiri olarak özellikle belirtmek istedim.)

Biz güneşin böyle parladığı,


Ve böyle battığı,


Bu cenneti çok sevdik. O huzurlu doğasının, sunduğu harika manzaraların, leziz yemeklerinin, havasının suyunun  tadını birkaç kez daha çıkartabilmeyi diliyoruz. Sağlıkla, mutlulukla ve aşkla elbette...O zaman Lykiaworld'e kocaman bir teşekkür gönderip sonbahara hoş geldin diyelim mi, ne dersiniz? 



6 yorum:

Mahmutun güncesi dedi ki...

Evettt.Sonbahara bir hoşgeldin diyelim.Ama tatil hiççç bitmez.Devammm.

Imge dedi ki...

Mahmutun güncesi,

Aynen katılıyorum, devam! :))

Zeynep Şeker dedi ki...

Bir Çarşamba sabahı ofiste oturmuş yapacak onca işimin arasında bu blog'u keşfetmem ve bu post'la karşılaşmam hiç iyi olmadı :/

Imge dedi ki...

Zeynep Şeker,

Çok özür diliyorum..:)) Hafta sonları gelmeyi unutmayacaksan,hafta arası bakma,tamam.. Ama gidip de blogu tamamen aklından çıkaracacak olursan üzülürüm, ona göre..:)

Sevgiler.

gezmeci dedi ki...

Kıvırcık Gezgin der ki:)
yarı fethiyeli biri olarak diyebilirim ki Fethiye'nin en güzel adresleriden birini hakkıyla anlatmışsınız.

not: Sanal dünyada çok yeni bir gezi bloggerı olarak gezilerden önce başvurduğum bir adressiniz. Elinize sağlık!

gezmeci@wordpress.com

Imge dedi ki...

Gezmeci,

Çok teşekkürler.. Ve hoş geldin blog dünyasına..:)
Sevgiler.