Trinidad (1)

Havana dışında hep küçük kentlerde gezdik. İşte onların arasında en aşık olduğumuz kent Trinidad'dı. Rengarenk sokaklarına, tüm Küba'da içtiğimiz en iyi mojito'yu yapan otelimiz Iberostar'a, müzik dinlemek için gittiğimiz Casa de la Trova'ya, huragan (yerli dilinde "kasırga" anlamına geliyor, biz de orada bu kelimeyi sık sık kullandık :)) olasılığına karşı açılamadığı için merdivenlere yayılan canlılığını göremediğimiz Casa de la Musica'nın bulunduğu Plaza Mayor'a, iki üç saatliğine de olsa tadını çıkarma fırsatı bulduğumuz Karayip Denizi'ne, Museo Romantica'ya (Romantik Müze) ve Tarih Müzesi'ne, dar sokaklarında tahta figürler, etnik kolyeler, yağlıboya resimler satılan dükkanlarına bayıldık buranın.  

Gelin Plaza Mayor'dan başlayalım:


Arkamda meydanın ve şehrin en büyük kilisesi bulunuyor. Onun hemen yanındaki bina ise 1808 yılında şeker ticareti zenginlerinden Brunet Ailesi için yapılmış. Şu an Romantik Müze olarak kullanılıyor. İçinde harika mobilyalar ve süs eşyaları bulunuyor. Böyle eski zengin ailelerin evlerinin Dekoratif Sanatlar Müzesi'ne dönüştürüldüğüne de çok şahit oldum Küba'da. Trinidad'da da vardı öyle bir örnek. İçinde neler var merak ediyor musunuz?


Peki Brunetler'in evinin içini merak eden var mı? Oradan da birkaç fotoğraf bulabilirsiniz aşağıda. Evin girişindeki merdivenlerden üst katlara çıkarken ilk karşılaştığımız şey de duvardaki aile arması oluyor (sağ altta). Bu Brunetler "pek elit, pek belli kimselermiş" ayol! :)


Evin odalarındaki mobilyalar ve dekoratif eşyaların dışında balkonlarından görünen meydan manzarası da kayda değerdi bence. Bana tipik Trinidad sokaklarını sorsalar aşağıdaki kolajda sağ alttaki resmi gösterebilirim. 


Şimdi bir öğle yemeği molası verelim. Ardından da Casa de la Trova'da birer mojito içip, müzik dinleyelim. Ondan sonra Trinidad sokaklarından ve sahilinden fotoğraflarla gezmeye devam ederiz olur mu? Bu arada izninizle, bu genç delikanlı benimle dans etmek istiyormuş, geri çevirmek olmaz tabii..:)






3 yorum:

Buket dedi ki...

onca geziyoruz ama bu kadar uzaklara gidermiyim bilmiyorum. uçak korkusu malum :(

Mahmutun güncesi dedi ki...

Maya uygarlığını görmek istiyorum ama uzak olduğu için vazgeçiyorum.Daha yakın yerleri tercih ediyorum.Uzak yerleri gezmem ise emekliliğimi bekliyor.Kendimce böyle karar aldım.
Gezmek,ne kadar güzel.Farklı insanlar,farklı güzellikler,farklı tarih,farklı kültür.Bu durumlarda dört köşe olmuş gibi hissediyorum kendimi.:))

Imge dedi ki...

Buket,

Hemen sana test edip onayladığım bir şeyden daha bahsedeyim: Gelirken uçağın üstünde şimşek çaktı ve tak diye bir çarpma sesi duyuldu olayın şiddetinden! Hepimiz bir an için Allah'a yaklaştığımızı hissettik ama bu bile aslında hiç tehlikeli değilmiş biliyor musun? Yani doğru bir örnek mi verdim bilmiyorum ama uçak yolculuğunun aslında gerçekten çok güvenli bir alternatif olduğunu hiç akıldan çıkarmamak :) Uçak korkusu yüzünden koskoca dünyayı görmemek olur mu canım? Ama yine de korkuyorum dersen biraz sarhoş olup binmeyi deneyebilirsin, Alca Seltzer ne güne duruyor, değil mi? :) Sevgiler..


Mahmutun Güncesi,

Emekliliğe saklanan planları birçoğu için istek, enerji, para, sağlık, zaman kalmadığını gördükçe korkar oldum ben. O yüzden biz şimdiden emeklilik planlarını uygulamaya geçirelim dedik yavaş yavaş..:)) Tavsiye ederim. Emeklilikte de umarım ikinci turlara geçeriz.. Ya da o döneme daha yakın yerleri bırakabilirsin mesela.. Avrupa bastonla da gezilebilir, ama Maya uygarlığı biraz zorlar sanki, ne dersin? :)