Yalnız ve Güzel ve Onurlu Ülke: Küba

Bazılarınızın bildiği üzere bu bayram tatilinde tercihimizi Küba'dan yana kullandık. Küba çok merak ettiğim  -Ayhan Sicimoğlu "hastasıyım" dedikçe daha da çok merak ettiğim :)- ama sanırım İso'cum olmasa görmeyi biraz daha erteleyebileceğim bir ülkeydi. İso'cumun ise görmeyi en çok istediği yerlerin başında geliyordu. Baktık ki Festtravel'ın 23 Ekim-1 Kasım arasında kapsamlı bir Küba turu bulunuyor, hemen karar verdik katılmaya. Hem 30 Ekim İso'cumun doğum günü olduğuna göre zamanlama da daha güzel olamazdı diye düşündük. Bu da Fest'in İso'cuma doğum günü hediyesi. Bence çok ince bir jest.


Gezi notlarına geçmeden önce size turdan, rotamızdan ve Küba'ya gitmeden önce bilmeniz gereken (ve web araştırmalarınız sonucunda yanlış fikir edinebileceğiniz) önemli birkaç noktadan bahsedeceğim. 

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki şimdiye kadar adını hep çok iyi duyduğumuz Festtravel'la ilgili söylenenlerin hepsi doğruymuş. Hatta eksiği var fazlası yokmuş bile denebilir. Tur öncesi aldığımız hizmetler, bilgilendirme toplantılarından turun da tur programının oluşturulması, verilen kitapçıkların içerik kalitesi ve en önemlisi de rehber seçimi konusunda Festtravel'a tam not veriyorum. (Biliyorsunuz bu tür yerlerde turu riske etmememiz gerektiğini geçen seneki Hindistan turumuz sırasında öğrenmiştik!) O yüzden birilerinin yabancı bir ülkede sizin yerinize her şeyin en iyisini planladığından emin olmak ve kendinizi tamamen teslim edebilecek bir tur arıyorsanız Fest aklınızda olsun. Bu nedenle hem Fest'e hem de bilgi dağarcığı, keyifli anlatımı, mütevazı ve beyefendi kişiliğiyle bizi kendisine hayran bırakan rehberimiz Deniz Yalav'a buradan da kocaman bir teşekkür göndermiş olayım.

Şimdi size kısaca yapmamız gereken ama Sandy kasırgası sayesinde yapabildiğimiz rotamızdan bahsedeyim.  Paris aktarmalı uçuşumuzun ardından akşam Havana'da olup, o gece orada kaldık. Ertesi gün yol üstünde Santa Clara ve Cienfuegos'a uğrayarak Trinidad'a ulaştık. O gün ve ertesi günü Trinidad'da geçirip, daha sonra Camagüey'e doğru yola çıktık. Ve Camagüey'de konakladığımız o tek akşamın akşam yemeğinde ertesi gün aynen geriye, Havana'ya dönmemiz gerektiğini  öğrendik. Asıl plan ise yol üstünde Bayamo'yu gezerek Santiago de Cuba'ya gitmek ve yaklaşık bir buçuk günü de orada geçirmekti. Ama ne yazık ki biz bu güzel ülkenin batısından ortasına kadar ilerlerken Sandy doğusunu yıkmakla meşgulmüş. Elbette Santiago'nun ve oradaki insanların New York ve Amerikalı kasırgazedeler kadar haber değeri olmadığı için hiçbirimizin orada neler olup bittiğinden tam olarak haberi olmamış olabilir. Ben de gelince detaylı bir şekilde görüntülere baktım ve zorluklara ve bu hava koşullarına alışkın da olsalar oradaki halkın yaralarını sarmasına daha çok zaman gerekeceğini düşündüm. (Kasırga sonrası Santiago görüntüleri için Google görsellerden yardım alabilirsiniz) Haberi alır almaz gezinin bir kısmının iptal olmasına üzülmüştük elbette, ama sonra ne kadar şanslı bir zamanlamayla geri dönebildiğimizi düşündük. Bir gün önce orada olsaydık büyük olasılıkla mahsur kalacaktık ve belki de gezinin Havana bölümü iptal olacak ya da dönüş uçağımızı bile yakalayamayacaktık! Sonuçta biz Camagüey sonrası Havana'ya geri döndük ve bu güzel şehri keşfetmek için daha fazla zamanımız oldu.  


Sandy'den bahsetmişken size Küba turu için en tercih edilesi zamanlardan da bahsetmek isterim. Her yerde "Kasım ayından itibaren yağmurlar biter" yazdığı için biz de Ekim sonunun sorun yaratmayacağını düşünerek bu tarihleri seçmiştik. Ama asıl sorun yağmurlar değilmiş. İlk günlerde gün içinde şakır şakır yağmur yağdığı da oldu, ama gezilerimizi hiç etkilemedi. Kısa süreli yağmurlar sonrasında pırıl pırıl güneş açıyordu. Asıl önemli olan nokta Eylül-Kasım arasının kasırga mevsimi olarak anılması. Tabi ki her kasırga böyle yıkıcı olmuyor ve planları etkilemiyor ama riski minimize etmek adına Küba'nın en serin, nemsiz, yağışsız ve kasırgasız dönemi sayılan Aralık başı-Şubat sonu arasını tercih etmenizi öneririm. Ve ne zaman giderseniz gidin yanınızda incecik bir yağmurluk ya da bir şemsiye götürmeyi ihmal etmeyin.

Küba ile ilgili aklıma gelen ve yanlış yönlendirilebileceğiniz diğer bir konu puro alışverişi. Birçok yerde 50 adetten fazla puro alamayacağınız, bavullarınızın kontrol edileceği, sıkı denetimler olduğu falan yazıyor. Bunların doğru olmadığını bizzat test ettik, onayladık.:) Fabrika mağazalarından alacaksanız zaten sorun yok. Ama sokak purocularından alacaksanız bence her ihtimale karşı yine 50 adeti geçmemenizde yarar var. (Fabrikada çalışan tanıdıkları olduğunu söyleyerek size puro satmak isteyen birçok kişiyle karşılaşacaksınız. Sizi evlerine davet edip, puroları görmenizi, denemenizi isterler. Gerçekten puro konusunda bilgi sahibi değilseniz sırf uygun fiyatlı olduğu için bu purolardan almaya kalkmayın. Ama kaliteli purodan anlıyorsanız bu satıcılardan da güzel ürünler bulabilirsiniz. Ayrıca "tanımadığım adamın evine gitmem" falan demeyin, burası son derece güvenli bir yer, korkulacak hiçbir sokak, hiçbir saat dilimi yok!) Diğer önemli bir alışveriş kalemi de rom tabi ki. Havana Club'ın 7 yıllığı en çok tavsiye edileni. Daha da kaliteli bir alternatif ise Santiago de Cuba markalı romların 7+ yıllık olanları. Aldık mı? Almadık. Sadece orada içtik. Boş ver ya, mis gibi viskimiz varken rom taşımaya gerek yok, diyerek ve Paris'te havaalanında sorun olur, bavula da koymayalım diye düşünerek, almadan geri döndük. (Çoğul konuştuğuma bakmayın, ben ne romdan ne viskiden anlarım. Onlar İso'cum ve turdaki birkaç kişinin kafa seslerinin toplamıdır. :))


Güvenlik konusundan bir kere daha bahsedeyim. Kandırıldım mı, dolandırılıyor muyum, mini etekle tek başıma barda oturup içki içtiğim için tecavüze uğramaya hak kazanmış (!) olabilir miyim, boğazıma bıçak dayayıp paramı çalmak isteyen hırsızlarla, uğursuzlarla karşılaşır mıyım gibi soruları İstanbul'da bırakın!  Burası yokluk içinde yaşamalarına rağmen medeni zihniyet anlamında bolluğun, manen ve zihnen gerçekten "insan gibi insanların" ülkesi ve beni en çok etkileyen yanı da bu oldu zaten. Daha önce de dediğim gibi tanımadığınız bir adamın arabasına binip, evine gidip, ailesiyle tanışıp, ondan puro alabiliyorsunuz. Gece istediğiniz saatte istediğiniz ara sokaktan yürüyerek otelinize dönebiliyorsunuz. Cinselliğin ayıp/günah olarak görülmediği, libidosu bastırılmamış insanlar ülkesinde "hayır" ya da "istemiyorum" kelimelerinin bir anlamı var. O yüzden doğada hayvanlarda bile olmayan tecavüz, kadına şiddet gibi vakalar burada yok denecek kadar az. Eğitim seviyesi çok yüksek. "Her çocuk mutlu olmak için dünyaya gelir" mantığıyla çocuğa neredeyse kutsal gözüyle bakılıyor. Bu yüzden sürü gibi aileler yok. Az, bakılabilecek kadar çocuk yapılıyor. Doğum oranları düşüyor. Kadının kendi bedeni üzerinde karar alma hakkı var. Kürtaja ya da doğurmaya erkekten bağımsız karar verebiliyor. Çocuklar sanata, okumaya, spora, müziğe, dansa yönlendiriliyor ve temel besinleri mutlaka devlet tarafından karşılanıyor. Eğitimli ve örgütlü bir toplum var karşımızda. Ve onurlu.. Zaten bu yüzden  yaka paça yapışarak sizi rahatsız eden dilencilere rastlamıyorsunuz. Sizden bir şeyler isteyenler oluyor ama "yok" dediğiniz anda yok oluyorlar. Yine de yanınıza gelen bu insanları mutlu etmek isterseniz yanınızda bol bol sabun ve şeker/çikolata götürebilirsiniz. Sabun onların bütçesini zorlayan bir ürün ve sabun verdiğinizde çok mutlu oluyorlar.  

Ha, bir de bol bol 1 CUC (convertible peso/turist pezosu) olsun yanınızda. Tuvalet molalarında ve restoranlarda çalan grupların uzatacakları kutulara atmak için lazım olacak, demedi demeyin. :) 1 CUC=1 USD. Otellerde ve büyük restoranlarda kredi kartı geçiyor, ama Amex'in geçmediğini söylememe gerek yok sanırım.

Minik bir not: Air France ile uçacaksanız şimdiden kolaylıklar diliyorum size! Üstünüze bir kürk ya da kalpak falan alabilirsiniz. Bir de en kuvvetlisinden bir mide ilacı alın çünkü müthiş(!) yemeklerinden zehirlenmeniz mümkün!

Neyse, bu girizgah yazısını daha fazla uzatmayayım. Anlatacak çok şey var ve ben yeri geldikçe hepsinden bahsederim. O yüzden ilk durak Santa Clara ile başlayabiliriz bence bu gezi yazısı dizisine, ne dersiniz? 















6 yorum:

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Çok istediğim ve Fidel'in sağlığında nasip olmasını arzuladığım bir seyahat.

özlem öztürk dedi ki...

Harika bir bayram tatili olmuşa benziyor. Biz de bir tur şirketi ile gitmeyi planlıyoruz. Test edip, onayladığınız için çok memnun olduk:) Şimdi sabırsızlıkla yazıları bekliyorum...

Melislicious dedi ki...

ben de gitmeyi çok ama çok istiyorum, çok şanslısınız oraları görebildiğiniz için, güzel bir tatil olmuşa benziyor

Imge dedi ki...

Mehmet Bilgehan Merki,

Umarım o fırsatı bulursunuz. Bence de Fidel'in 86 yaşında olduğu unutulmamalı Küba planı yaparken..

Özlem Öztürk,

Kesinlikle tavsiye ediyorum Fest'i. Ama dönem olarak yazıda da belirttiğim gibi Aralık-Şubat dönemini tercih edebilirsiniz.

Melislicious,

Güzel bir tatildi gerçekten ve ben de orada bulunduğum her an çok şanslı olduğumuzu düşündüm. Umarım sen de en az bizim kadar şanslı hissedersin kendini en kısa zamanda..

Sevgiler.

Sezer dedi ki...

Ben de Bilgehan Bey gibi Fidel'in sagliginda gidip gormeyi cok istiyorum. Insanlari hakkinda soyledikleriniz cok hosuma gitti. Gezinizin devam yazilarini bekliyorum merakla:)

Imge dedi ki...

Sezer,

Umarım sen de bu değişik dünyayı en kısa zamanda görme fırsatı yakalarsın. Yazılar gelecek bu arada, tabi çok çalışmam lazım çooook..:))