Tezer Özlü'yle Tanışma ve 2 Film

Tezer Özlü adını çokça duymama rağmen kitaplarını hiç okumadığım bir kadın yazardı. Bu duruma bir son vermeye karar vermem ise Onedio'nun Hangi Kadın Yazar Senin Ruh Eşin testinde benim ruh eşim çıkması sayesinde oldu. Ya işte böyle, bazen minicik, keyfi çözdüğün bir testi bile ciddiye almak gerekiyor hayatta. ;)

Hemen en ünlü iki romanını (romancık da diyebilirim çünkü biri 76, diğeri 125 sayfa) sipariş verdim İdefix'ten. Ve geçen hafta okudum Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk'u. YKY tarafından Türk edebiyatının gamlı prensesi ya da nostaljik prensesi diye tanımlanan Tezer Özlü'nün ruh eşim olmadığını öncelikle Onedio'ya bildirmek isterim. Evet, gamlı baykuş tarafımız benziyor olabilir ama yo dostum yo, bu kadar gamlılık, bu kadar ölüm odaklılık, bu kadar intihara meyillilik, bu kadar gitme ve giderek kendini bulma isteği bana çok fazla geldi! Çok etkilendiği İtalyan yazar Cesare Pavese'nin de kitaplarını ilk başta merak etmiş olsam da iki Tezer Özlü romanından sonra okuyamayacağıma kanaat getirdim. Değişik ve özgür bir üslubu olduğu kesin (kişiliği ve iç dünyası gibi), ama beni yordu doğrusu. Okuduğum toplam 200 sayfadaki o boşluk dolu yolculuklar, bitmek bilmez sorgulamalar adeta içimi kemirdi, ruhumu kararttı. Ayrıca daldan dala atlayışı yedi bitirdi beni. Torino sokaklarında Pavese'nin izindeyken Tieste'deki bir otelde tren yolculuğunda tanıştığı genç Yunanlıyken sevişmesine geçebilir; amanın biriyle tanıştı, dur bakalım ne olacak derken Prag'da Kafka'nın mezarlığı başından devam edip akşam treniyle 6 saat bir kafesinde oturacağı Viyana'ya gitmek üzere tren istasyonunda bulunabilir. Siz de ööyle elinizdeki kitabın önceki sayfalarına bakakalırsınız bir şey atlamış olabilir miyim diye. ;) Ay neyse, okudukça bayılırsın yorumları duyuyorum güvendiğim insanlardan, ama ben iki kitabını okudum ve bayıldım doğrusu! ;) Merak ediyorsanız, temkinli yaklaşın derim. Gerçekten huzursuz ruhlardanmış.

  
Gelelim filmlere... 2013 yapımı Filth filmi Türkçeye Pislik olarak çevrilmiş. Çok güzel eleştiriler duyduğum ama hayal kırıklığına uğradığım bir suç/yeraltı hikayesi. Terfi etmek üzere olan polis memuru Bruce'un tam bir "pislik" olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Bana göre Bruce'u canlandıran James McAvoy'un başarılı oyunculuğunu izlemek filmin en büyük artısıydı. İzlerken sanki Bruce'un bu hale gelmiş olmasında yaşadığı aile travmasının etkisi olabileceğini düşünüyorsunuz ama sonra kendisinin baya bildiğin doğuştan pislik olduğuna karar veriyorsunuz. Ruh dünyası daha derin işlenebilir miydi diye düşünmedim değil. Olsa da olur olmasa da olur filmlerdendi benim için.

2010 yapımı ve gerçek bir yaşam kesitini temel alan Kuzey Yamacı (Nordwand) filmi için de aynı şeyi söyleyebilirim. İsviçre'nin Eiger Dağı'nın kuzey yamacına tırmanmanın ciddi bir cesaret, güç ve deneyim işi olduğu bilinmektedir ve zamanında bunu denerken hayatını kaybeden profesyonel dağcılar olmuştur. 1930lu yıllarda "bu işi biz yapmalıyız" gazıyla harekete geçen Nazi Almanya'sı orduda görev yapan iki Alman dağcıyı tırmanış için görevlendirir. Avusturyalı bir ekiple yarışacaklardır. Sonuç: oturup eliniz yüreğinizde "ay şimdi düşecekler!" ya da "evladım ne gerek var kendinizi böyle yerlerde sınamaya; tırmanmayın demiyorum ki size, hobi olarak yine tırmanın" diyerek izlersiniz. Film olarak pek harika sayılmasa da nefis dağ sahneleri -ve trajik dağcılık kazaları- görüntüleri görürsünüz. Kalbiniz adeta sıkışır izlerken; 127 Saat'i hatırlarsınız. Özetle böyle. Sırf görüntüleri için bile izlenebilecek filmlerden yani. 


Bu sefer biraz bunalım takıldık. Sonra bana gelip de böyle filmleri, kitapları senin blogundan okuyup izledik, şimdi de kendimizi içkiye, sigaraya, tırnak yemeye ve psikologlara verdik falan demeyin bana olur mu, sevgili okur? ;)

İyi seyirler...

3 yorum:

Buket dedi ki...

tezer özlü tam benlik zaten. filmlerini de inceleyeceğim hemen. bunalımsa ağır dramsa o da benlik :)

Imge dedi ki...

Hımm, demek bunalım istiyorsun Buket? O zaman sana Öneri bölümündeki filmi önersem? ;) Lars von Trier'in Dancer in the Dark'ı bunalmak için gerçekten ideal!

Buket dedi ki...

seyretmez miyim onu :)