Şükretmek Güzeldir

İki haftadır tatildeydik. Yaz sezonunu nefis bir şekilde kapattık, ve çok mutlu bir yorgunluk içinde evimize döndük. O yüzden buraları biraz boşladım haliyle. Şimdi de bir sürü iş beni beklerken çoğu hazırda yazılmış olan bu yazıyla bir açılış yapayım dedim. 

Tatildeyken Facebook üzerinden bir şükür zincirine katıldım. ;) Selim'in davetiyle üç gün boyunca üç şey için şükretmek ve sonra da üç kişiyi daha aynı şekilde şükretmeye davet etmek üzere misyonu üstlenir üstlenmez geçtim iPad'in başına. Blogger hastalığı mı desem, bana özel bir arıza mı desem, şükretmeye zaten bayıldığımdan mı desem yazdıkça yazdım, durduramadım kendimi! ;)

İşte şimdi 3X3, yani toplam 9 şükür maddemi sizlerle de paylaşıyorum. Uzun uzun yazarken de bunların Facebook status'lerinde kaybolup gitmesine gönlüm razı olmamıştı ve dönüşte bunları bir blog yazısı haline getirmenin iyi fikir olacağını düşünmüştüm. (Selim ve tanıdığım en güzel şükreden insanlardan Dilara da aynı şekilde düşünüp şükür listelerini paylaşmışlar. Her biri ilham verici, göz atın derim.)

Başlıyoruz...

1) Sağlıkla aldığım her nefes için her gün değil, aklıma gelen her an şükrediyorum. Geçici ve çözümü olan sağlıkla ilgili minik sıkıntılarım ve "amaaan bu da hayatın tadı tuzu canıım" diyerek kendi keyfime göre sağlıksız yaşadığım istisna dönemler dışında çok şükür ki beden, akıl ve ruh sağlığım gayet yerinde. Böyle olduğu sürece de "sıkıldım, bunaldım,vs" şikayetlerini büyük bir lüks ve şımarıklık olarak görüyorum - ki arada bir şımarıklık yapma hakkımız tabi ki var. Ruh sağlığımın ülke koşullarına göre çok sık bozulduğu oluyor elbet ama bu ülke bile beni henüz antidepresanlık aşamaya getiremedi! En fazla iki duble rakı yerine dört dubleyle düzelebilecek bir aşamada olmak bile şükredilesi! Görüyor musunuz her koşulda şükredecek ne çok şey var? 

2) Şaka bir yana, her koşulda şükredilecek bir şey bulabildiğim için de şükrediyorum. Hayat bu... Her zaman merdivenleri adım adım çıkmıyorsun. Bazen zıplaya hoplaya üç beş basamak yukarı çıkıyorsun, bazen yolda tıkanıp duruyorsun, bazen ayağın takılıp yuvarlanarak aşağı düşüyorsun? Her aşamasında gereken dersleri alarak yoluna devam edebiliyorsan ne mutlu sana. Umarım her zaman bu bakış açısını koruyabilir, inişli dönemlerde de hayatın ölümcül kurşununu değil de minik sillelerini yiyerek yoluma devam edebilirim. Şu ana kadar öyle olduğu için şükrediyor, bundan sonrasında da öyle olmasını yürekten diliyorum. 

3) İso'cum sevdiceğim olduğu için şükrediyorum. Birbirimizden çok farklı karakterler olarak birbirimizi sürekli geliştirdiğimizi ve zenginleştirdiğimizi düşünüyorum. Ortak pek çok zevki paylaştığımız için hayatımızı daha keyifli kılabilmemize şükrediyorum. Birbirimize ayrı zevklerimizi, tercihlerimizi, isteklerimizi gerçekleştirebilme olanağı tanıyarak kişisel özgürlük alanlarımıza saygı duyduğumuz için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Zaten o yüzden 15 yılın nasıl geçtiğini anlamadım sanırım. Az şey mi bu yeni dünyada ilişkimde bu kadar süredir hala mutlu, güven dolu hissetmek, bir kez bile boğuluyormuş gibi hissetmemiş olmak, hala çok sevmek ve çok sevildiğimi bilmek, hala birlikte çok eğlenmek? Tabi ki binlerce kez şükürler olsun! 


4) Yaz mevsimi için ve yazı dolu dolu yaşayan bir ülkede olduğumuz içim şükrediyorum. Şehirde yazı çok sevmiyorum, o yüzden hayatımın ilerleyen bölümlerinde bir zaman yılın 6 aya yakın bir süresini yazlık bir yerde, kalanını ise seyahatler ve İstanbul olmak üzere ortaya karışık geçirmek isterim. Umarım olur. Ama o zamana kadar ne yapabileceğime bakıyorum: yazdan, güneşten, denizden, tiril tiril giysiler ve parmak arası terliklerle, cildime güneş koruma kremi dışında hiçbir şey değdirmeden, tercihen tuzumun üstümde kuruduğu, saçlarımdan iyot kokusunu alabildiğim günlerin sayısını olabildiğince artırdığım her yıl için şükrediyorum. Yaz ne kadar güzel ve bu şekilde geçerse tüm senenin de harika geçeceğine dair inancım artıyor, çünkü yaz benim vücudumdaki serotonin seviyesini ciddi ölçüde yükseltiyor! Şu an bu satırları en keyif aldığım yaz durağım Kaş'tan yazdığıma göre ben şükretmeyeyim de kim etsin değil mi? 

5) Beni günah kavramıyla korkutan, şekilsel, dogmatik bir inanç ve düşünce şeklim olmadığı için şükrediyorum. Evrenin ve doğanın mükemmel düzenine, işleyişine, dengesine ve bilimsel akla sonsuz bir inancım var. Tabi doğaya inandıkça doğaya en uyumsuz canlı olan insana olan inancım gitgide azalıyor ama n'apalım. Fark yaratalım diye bize verilen akıl fikrin bir halta yaramayacağını, hatta daha büyük zararlara yol açacağını veren bilseydi vermezdi zaten! İyi insan olmaya inanıyorum. Olabildiğince çevremdeki tüm insanlara, hayvanlara, canlılara yardımcı olmaya, yalan söylememeye, çıkarlarımla çatışsa bile adil olmaya, sağduyulu olmaya inanıyorum. Yarar sağlamaya, karşılıklı gelişmeye, iyi bakmaya, iyi görmeye, sadece kendim için değil diğerleri için de iyilik istemeye -çünkü mutlak mutluluğun böyle sağlanabileceğine- inanıyorum. Kendi cennetimi bu dünyada yaratmaya, seçimlerim ve kararlarımdan kaynaklanan eksikler, kusurlar, yanlışlar olursa da sorumluluğumu alıp gerekeni yapmaya çalışıyorum. İçten ve iyi niyetlerle istemenin ve şükretmenin önemine inanıyor ve faydasını kendi yaşamımda görüyorum. Böyle bir inanç sistemim var işte. Ve kendisinden gayet memnunum. 


6) Hayattaki hedefim "mutlu olmak" olduğu için şükrediyorum. Beni mutsuz eden her şeyden ve herkesten kaçıp, sadece mutlu eden durumlarda bulunmayı tercih ediyorum. Hiçbir alanda süper, hiper olmak gibi bir derdim yok. Kendi hayatımı hiçbir zaman başka hayatlarla kıyaslamadım, kıyaslamam. Mutluluk çok değişkendir, çok kişiye özeldir. Kendi güncel mutluluk nedenlerime bakar, onları gerçekleştirebiliyorsam mutlu bir hayat sürdüğüme inanırım. Şikayet etmekten nefret ederim. Dolayısıyla mutsuz olduğum bir durumdan dolayı mızmızlanmak yerine derhal onu değiştirmek, geliştirmek için bir şeyler yapmanın yollarını ararım. İşinden, eşinden, hayatından, kilosundan, vs durmadan şikayet edip de değiştirmek için hiçbir şey yapmadan ööyle yıllar geçirenlere şaşırarak bakarım.Hapsolmaya gelmedik şu hayata! (Elden bir şey gelmeyen sağlık sorunları ve ölüm gibi nedenleri hariç tutuyorum; orada biraz isyan etme hakkı olabilir bence). Yani mutluluk için de emek gerekiyor şu hayatta azizim, ama sonuçları için kesinlikle değer diyorum. Zamanında konfor alanımdan çıkarak kariyer değişikliği yaptığım için, beni mutsuz eden kişisel ilişkilerimi sonlandırdığım ya da minimumda tutabildiğim için biraz ahkam kesebilme hakkı gördüm kendimde bu maddede. 

7) Blog yazmak, kitap okumak, tiyatro izlemek, sergi gezmek gibi özel zevklerim olduğu için şükrediyorum. Bunların bana kazandırdıklarının paha biçilemez olduğunu düşünüyorum. Blogum sayesinde paylaşmanın güzelliklerini yoğun bir şekilde yaşadığım gibi, üstüne bir sürü de nefis insan tanıyorum. Kitaplar ve tiyatro sayesinde oturduğum yerden farklı dünyalara, bambaşka hayatlara ve insanların iç dünyalarına seyahat ediyorum. Sergi gezerken insanın duygularını ve düşüncelerini ifade etmesinin binlerce farklı çeşidi olduğunu görerek etkileniyor, dehanın bambaşka boyutlarında geziniyorum. Tüm bunların sonucunda da iyi ki herkes birbirinin aynı değil diye şükrediyorum. 

8) Seyahat edebilecek ve bu seyahatlerden keyif alabilecek maddi ve manevi zenginliğe sahip olduğum için belki on yüz bin kere şükretmişimdir! Seyahat kadar öğretici başka bir deneyim olmadığını düşünüyorum. Hayatta en keyif aldığı şey deneyim biriktirmek olan benim gibi biri için her seyahat bir hazine. Farklılıkları görmek, yeni lezzetler tatmak, hiç bilmediğin sokaklarda saatlerce yürümek, yabancısı olduğun bir yerden dönerken orayı yerlisi olmak isteyecek kadar sevmek (her seyahatte olmaz tabi bu dediğim), farklı insanlar, farklı giyimler, farklı müzikler arasında hiç de yabancı hissetmemek, yeni bakış açıları keşfetmek beni en çok mutlu eden şey. Elbette ve maalesef "turist" olarak gezebiliyoruz hayat koşullarımız nedeniyle. En büyük dileğim başka ülkelerde bir "gezgin" olarak da zaman geçirebilmek. 


9) Başkaları ne der, düşüncesiyle kendimi baskılamadığım; başkalarını etkilemeliyim motivasyonuyla içeriğe değil görüntüye odaklandığım bir hayatım olmadığı için şükrediyorum. Evet, o "iyi ve kötü niyetli başkalarıyla" bir arada olmak zorundayım, ama ben istemediğim sürece hayatıma müdahale izinleri olmadığını da belirtmeliyim. Kendimi zorunda hissettiğim için yaptığım hiçbir şeyden hayır gelmez. O yüzden çok şükür ki şu ana kadar hayatımı hep kendi seçimlerim doğrultusunda yönlendirdim, istediğimi yapmayı ve istemediğimi yapmamayı becerebildim. Formalitelerden, zorunluluklardan, mecburi ilişkilerden (iş-arkadaş-aile fark etmez) ölesiye sıkıldığım için kendi sınırlarımı belirleyebildim ve öz dünyamı kurabildim. Öz değerlidir; benim için de öyle. O yüzden o özün bir parçası olan her şeye ve herkese gözüm gibi bakabilmeyi diliyorum.

Bunlar sadece üç gün için seçtiklerimdi. Ben oldum olası şükretmeyi çok sever ve aklınıza gelebilecek -normal ve absürt- binlerce şey için şükredebilirim. O yüzden de çok keyif alarak kabul ettim Selim'in bu davetini. Sizin de aklınıza şükredecek binlerce olmasa da tek bir şey bile getirebilirsem ve bu yazıyı okuduktan sonra onun için şükrederseniz ne mutlu bana. Çünkü kendimi şükür zincirini devam ettiriyormuş gibi hissedeceğim. Çünkü şükretmek güzeldir; güzellikleri de beraberinde getirir.

İyi haftalar hepimize...


5 yorum:

Selim dedi ki...

İmge'cim, bekliyordum :)
Ne kadar doğru insanlarla paylaşmışım bu görevi, o kadar memnunum ki okuduklarımdan, eline sağlık :)

Imge dedi ki...

Selim'cim asıl senin ellerine sağlık; öyle güzel bir görev pasladın ki zevkten dört köşe yazdım o üç gün boyunca. ;)

Sevgiler..

Koca Fil dedi ki...

Selim'i radyo maydonozda dinleme keyfine eriştiğim için şükrediyorum bende şu anda. Ne kadar güzel günlerdi. Ve blogunuzu keşfedip bu yazıyı okuduğum içinde şükrediyorum :)

Imge dedi ki...

Koca Fil,

O zaman ben de Selim sayesinde koca bir fille tanıştığım için şükrettiğimi listeme ekliyorum. ;)

Sevgilerimle..

Selim dedi ki...

Koca Fil'e, benden de teşekkürler :) Sevgiler..