Hermitage Müzesi

Yani bir bölümü Kışlık Saray'ı (Winter Palace) da kapsayan nehir kenarındaki binalar kompleksinin gezebildiğimiz kadarını gezmek üzere hazır ve nazır bekliyoruz. Buraya  ilgi alanınıza göre dilediğiniz kadar zaman ayırabilirsiniz. İçeride yaklaşık üç milyon orijinal eser bulunuyor ve her birinin önünde sadece bir-iki dakika geçirecek olsanız gezmesi yedi yıl falan sürebilecek bir yerdesiniz! Elbette eserlerin tamamı gezilebilir odalarda değil ve tabi ki her salondaki, binadaki eserler ilginizi çekmeyecektir ve Hermitage Tiyatrosu gibi müze olmayan bina ve alanların da olduğu doğrudur. Dolayısıyla kişi başı 600 ruble (yaklaşık 30 TL) ödeyerek biletinizi alıp, audio-guide ve müze planını da kaparak uzun zaman geçirmek istediğiniz yerleri belirleyip yola koyulmanız gerek. Ve tabi ki altınızda rahat bir ayakkabı olması çok önemli. Bu arada her ayın ilk Perşembe'si müzeyi ücretsiz gezebiliyorsunuz, unutmayın!


Çariçe II. Katerina'nın koleksiyonerlik tutkusu ile 1764 yılında ortaya çıkan bu müze fikri 1852 yılından itibaren halka açılıyor. Yıllar içinde Kışlık Saray'a sığmayıp taşan yeni eserler, Büyük Hermitage, Yeni Hermitage, Eski Hermitage, Hermitage Tiyatrosu gibi isimlerle inşa edilen yeni binalara yerleştiriliyor. Nehir boyunca uzanan bu binaların tamamı müzeye ait ve hepsine birbirlerinin içinden geçiş var. Ana girişten içeri girdiğinizde gezmeye nefis süslemelerden oluşan merdivenli bir girişten başlıyorsunuz. 


Daha sonra sırayla sarayın önemli odalarını geziyorsunuz. Odaların tamamı, müzede yer alan eserler kadar sanat eseri bence. Duvar ve tavan süslemeleri, sekiz farklı ağaç çeşidinden yapılan parkeleri, nefis avizeler, mermer sütunlar, altın kaplama detaylar, daha neler neler. İhtişamıyla, ışıltısıyla insanı kör edebilecek bir yer burası!



Arma Odası, Taht Odası, üzerinde büyük başarılar kazanmış komutanların portrelerinin bulunduğu Savaş Galerisi, çapkın Katerina'nın özel odalarının bulunduğu yerler (ve önünde bizim Topkapı Sarayı'ndaki misali konuşulanların duyulmamasını sağlayan iç mekan çeşmeleri), kabartmalar, 18. yüzyıldan kalma, İngiliz usta James Cox tarafından yapılmış ve hâlâ çalışmakta olan Tavuskuşu Saati, kısacası sağım, solum, önüm, arkam büyüleyici!

Sonra devam ederek Raphael localarından geçiyoruz. Esinlendiği Vatikan'ı andırıyor burası. Daha sonra Şövalyeler Salonu'nda tamamı doldurulmuş gerçek atların üzerindeki şövalyelerin savaş takımlarını görüyoruz. İtalyan esintisi devam ederken Michelangelo'nun çömelmiş çocuk heykeli karşımıza çıkıyor. 


Ve hemen ardından Antonio Canova'nın nefis heykellerinin bulunduğu salona giriyoruz. Rüya gibi! En çok görmek istediğim heykel karşımda: Psyche Revived by Cupid's Kiss (Aşk Tanrısı'nın öpücüğüyle canlanan İnsan Ruhu diyebiliriz). En çok içimde kalan şeylerden biri de grupla gezdiğimiz için burada daha fazla zaman geçirememiş olmak.


Leonardo da Vinci'nin 1400lü yılların sonlarından kalma iki adet Meryem ve bebek İsa tablosundan sonra sırayla gezdiğimiz odalarda Goya, Rembrandt, Velazquez, Caravaggio gibi ressamların resimlerini görme fırsatımız oldu. Tabi yine grup olduğumuz için sadece bu klasiklerle sınırlı kaldık, ben empresyonistlerin çalışmalarını da görmeyi çok isterdim. Neyse, belki bir gün bir kez daha yolumuz düşer buralara diyelim. 


Heykeller, tablolar dışında da birçok dekoratif obje, araç-gereç, vs gördüğümüzü söylememe gerek yok sanırım. İşte onlardan bazıları da aşağıda. Hermitage anlatılabilecek gibi bir yer değil. Görülmesi lazım. O yüzden az çok fikir olsun diye buraya koyduğum fotoğrafların hiçbir şey olduğunu da bilmelisiniz. 


Son olarak bir "Yenge" fotoğrafı ister misiniz? Çok iyi Türkçe konuşan Rus rehberimiz Palina Büyük Petro'nun karısı ve Baltacı Mehmet Paşa ile "çadır" hikayesi olan I. Katerina'yı anlatırken akılda kalması için "yani yenge" diye hatırlatıyordu bize. ;) Rus Çarları ve Çariçelerinin sağlı sollu devasa boy tablolarının olduğu bir salonda yengeyi de görmüş olduk. Biraz tıraşsız bir günündeydi, sakallar, bıyıklar falan ama olsun, saygımız sonsuz kendisine. ;)


İşte gözlerimiz nereye bakacağını şaşırmış halde, kalabalık gruplar arasında bir o oda, bir bu salon derken yaklaşık 2,5 saat geçirmişiz bile müzede. En az iki katı daha çok rahat geçerdi, o ayrı. Bir kez daha St. Petersburg'a gidersem buraya bir kez daha uğramayı mutlaka isterim. O yüzden siz de buraya yeterince zaman ayırdığınızdan emin olun. Ha bir de aklımda Rus ressamların eserlerinin yer aldığı Rus Müzesi kaldı. Eminim orası da görülmeye değer bir müzedir. Ama biz artık dışarıya atıyoruz kendimizi. Neva Nehri'nde gezintiye çıkıp, biraz hava alalım mı? ;)

5 yorum:

sezenyildirim dedi ki...

İnanılmaz:) Saate inanamadım. Resmen mekanik harikası. Neler yapmışlar, ne paralar harcamışlar.

Imge dedi ki...

sezenyildirim,

Kesinlikle! Bu arada Türk ustanın hediyesi olsaydı ne kadar dayanırdı diye düşünmeden edemedim doğrusu.;P

sezer eser perker dedi ki...

İnsan sanat zehirlenmesi yaşar bu müzede. Henüz görmek kısmet olmadı ama planlar dahilinde... Bir gün mutlaka:)

E S İ N dedi ki...

Her yer açık hava müzesi adeta..insan bu kadar sanat şaheseri arasında gerçekten nereye bakacağını şaşırır :) 'gidilecekler' listemiz bir hayli, kabardı yine ;) bu güzel tanıtım, önemli detay bilgiler ve fotoğrafların adına teşekkürler imgecim :) emeğine sağlık..

Imge dedi ki...

sezer eser perker,

Umarım tez vakitte planlar yapılır ve gidilir ve doya doya sanat zehirlenmesi geçirilir. ;) Gerçekten de muhteşem bir yermiş burası, saatlerce hayran hayran izlemelik her köşesi.

ESİN,

Rica ederim. Ne mutlu bana okuyanlarda bir merak ve gitme isteği uyandırabiliyorsam. ;) Umarım en kısa zamanda -ve mümkünse bizden biraz daha uzun kalarak- gider ve doya doya tadını çıkarırsınız bu güzel şehrin ve müzenin.

Sevgilerimle.