Kaç Zil Kaldı Örtmenim?

Kayınvalidemin önerisiyle nefis bir kitap okudum geçen hafta. O kadar ki bitmesin diye sürekli bırakıp, araya reiki kitapları falan alıp, elimden bırakma süremi uzatmak istedim. Bambaşka bir hayatın içine girdim. Bu aralar ve onlarca yıldır uzaktan ahkam kestiğimiz ama ülkemizin bir parçası olmasına rağmen oradaki yaşam hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı, "orada bir köy var uzakta"daki köyden bile uzak olan (mesafe olarak değil, anlama kapasitesi olarak uzak) Doğu'nun bir köşesine götürdü kitap beni. Hem de yirmili yaşların ilk yarısında mecburi hizmetini yapmak için giden genç bir kadın öğretmen olarak. Filiz Aygündüz'ün Kaç Zil Kaldı Örtmenim? kitabını okumanızı kesinlikle öneririm. Bambaşka bir gözle, siyaset ya da başka kirli hesaplar olmadan insan gözüyle Silvan'da bir yılını geçiren genç bir İstanbullu öğretmenin hikayesini yaşamak, kendi ülkemizin farklı bir coğrafyasındaki hayatlara dahil olmak için okumalısınız. Birbirimizi tanırsak, anlarsak ancak o zaman empatiden söz edebilir, ancak o zaman "o onun çocuğu, bu bizim çocuğumuz" demeden, içimizden gelerek, insanca "çocuklarımız ölmesin" diyebilir, acılarımızı paylaşabilir, hafifletebiliriz. 

Kitapta karma sınıflar halinde ders alan öğrencilerin bazılarının ilkokulu yarılamış olmalarına rağmen hâlâ dil bilmiyor olmaları, kız öğrencilerin zayıf bir karne sonrasında illa ki okuldan alınmaları, ısınmak için önlüklerini pijamalarının üstüne giyerek okula gelmeleri gibi eğitim sisteminin ve sosyal ve ekonomik düzenimizin aksak yanlarına dikkat çekilirken öğrencilerin öğretmenlerine olan saygı dolu hayranlıklarıyla da aslında kendileriyle ilgilenilmeye ne kadar ihtiyaç duydukları görülüyor. Can güvenliğinin olmaması, bazı şeylerin hiç konuşulmaması, silah seslerinin, tehditlerin ilçenin gündelik yaşamının bir parçası olması, farklı grupların farklı etkileri sayesinde yaşamın nasıl kapalı, boğucu, donuk bir şekilde sürdüğünü görmek ve o iç sıkıntısını hissetmek çok etkileyici. Yine de o donuk yaşamı canlandıracak bir aşk hikayesi bile var bu romanda. Gerçi "aşk için ölmeli, aşk, o zaman aşk" sözleri yazan Batı kafası için ölümden geçtim de kendi konfor alanından çıkarak farklılıkları anlamaya çalışmaya çalışmak bile büyük bir aşama olabilir. Yapılabilir mi, işe yarar mı, okuyup görün bakalım.

Alıntılar..
...Yadırgadığım kendi ülkem, yazık ki; benim hiçbir şeyin farkında olmadan kalkıp doğusuna geldiğim kendi ülkem. O gün için şaşkınlık, bunun adı. On beş yıl sonra bugün, mahcubiyet...
...Samimiyetin sözsüz dili Türkçeden de Kürtçeden de daha anlaşılırdı...
...Ateşin düştüğü evler iki taneyse ve sen sadece birine bakıyorsan, o evlerden birindekini söndürüp diğerini görmezden geliyorsan, yangın söner mi?...
...Acımak ya da şikayet etmek dışında bir dil kurulduğunda mucizeye hazırdı Silvan...
Çok etkilendim ben bu romandan. Kesinlikle öneririm. 
İyi hafta sonları!

2 yorum:

Oytunla Hayat dedi ki...

Listelerime ekledim bile...
Teşekkürler...

Imge dedi ki...

Oytunla Hayat,

Rica ederim.
Sevgilerimle..