Oslo

Geçtiğimiz hafta Çarşamba'dan Pazar'a kısa bir kaçamak yaptık. Amacımız Kuzey Işıkları'nı görmekti. Bunun için de istatistiksel olarak ışıkların en yoğun görüldüğü Ocak ayının sonunu ve en çok görüldüğü yer olan Tromso'yu seçelim ve şansımızı artıralım dedik. Plan ortaya çıkmış oldu böylece. Bir gece Oslo'da kalacağız, sonra oradan Tromso'ye uçup üç gece de orada Aurora Borealis avına çıkacağız. Bugün size kısaca Oslo günümüzü anlatacağım, ama asıl hikaye tahmin edersiniz ki Tromso'de. ;)

27 Ocak Çarşamba günü yaklaşık 3,5 saatlik bir uçuş sonrasında öğlen saatlerinde Oslo'ya vardık. Otelimizi Central Station'a yakın ve bütçe yakmayan bir otel olan Comfort Hotel Xpress Central Station olarak belirledik. Ertesi gün de sabah erkenden havaalanına gidecek trene binmek için kolaylık olur diye düşündük.  Gerçekten de çok doğru bir seçimmiş.  Odalarının küçük olabileceğini ama bir günlüğüne dayanabileceğimizi düşünmüştük ama bize verdikleri oda da şansımıza kocaman çıktı. Tertemiz, merkezi, fiyat-kalite oranı şahane, herkese gözü kapalı önerebileceğim bir otel. Kahvaltı dahil değil, ki bence bu daha güzel çünkü istasyonun içinde ve yakın çevresinde birbirinden güzel kafeler ve bakery'ler bulunuyor. Böylelikle sabah onların tadını çıkarabilirsiniz. 


Oslo Havaalanı'ndan Central Station'a on dakikada bir kalkan Flytoget Airport Express hızlı trenleriyle 19 dakikada ulaşabiliyorsunuz. İşte bu dakikalar benim Avrupa ülkelerinin her birine tek tek aşık olmamı sağlayan o düzenin göstergeleri benim için. Biletler kişi başı tek yön 180 NOK, yani yaklaşık 18 USD oluyor. Bavulları otele atıp bu minik ama kültür-sanat açısından dopdolu, şık ve klas, tertemiz, düzenli şehri gezmeye başlıyoruz. Elbette toplam bir günümüz bile yok sayılır burada, o yüzden kültür-sanat noktalarının hakkını veremiyoruz ama size onlardan da bahsedeceğim. 

Şehrin gezinti yerleri iki ana merkezde toplanmış temel olarak: liman bölgesi (Stranden caddesi) ve Karl Johans caddesi. Az zamanı olanlar bu iki caddeyi dolaşarak şehrin simge binalarını, limanı görebilir ve donmuş denize karşı bir yemek molası verebilirler. Aşağıda üstte solda Belediye Binası'nı görüyorsunuz. Hem binanın önünde hem de karşısındaki parkta nefis bronz heykeller bulunuyor, bayılacaksınız. Hemen yanında Kraliyet Sarayı var. Karl Johans'ın bir ucu Central Station, diğer ucu bu saray. Arada ortalarda bir yerlerde Parlamento Binası'nı görüyorsunuz (altta solda). Ve elbette bir National Theater sizleri bekliyor (alltta sağda). Tiyatro'nun bulunduğu yer üniversitesi, metro durağı, kafeleri ve barlarıyla en canlı yerlerden biri tabi ki. 


Elbette şehrin ana caddesinde bir de Katedral'i ve Katedral binasının arka tarafına doğru uzanan tuğla, kemerli yapının devamında yer alan bir Katedral Cafe'si var. 


1299 yılından kalma Akershus Kalesi'ni de görebileceğiniz kıyı bölgesine indiğimizde ve donmuş denizle karşılaştığımızda yapmakta olduğumuz şeyin ciddiyetini bir kez daha anlamış olduk. Ben ki İstanbul'da kar yağdığında yirmi adım ötemdeki Migros'a alışverişe bile gitmem, kalkıp gelmişim Oslo'ya! Üstelik bu da yetmeyecek, ertesi gün bir buçuk saat daha kuzeye uçup Tromso'ye gideceğim. O da yetmeyecek, gecenin kör saatlerine kadar Tromso dağlarında, tepelerinde gökyüzünü seyredeceğim! Biletleri alırken sarhoş falan mıydım acaba? Geri dönsek mi buradan? Artık çok mu geç? Aman Tanrım, ne yaptım ben yahu? Gördüğüm manzara karşısında acayip etkilenip, "Sırf bunu bile görmeye değerdi" diye düşünsem de kafa seslerim arasında bu tip kuşku dolu yorumlarını dillendirenler de yok değildi hani. ;) 


Yemek molasını Stranden caddesi üzerinde sıralanmış birbirinden güzel kafe ve restoranlardan birinde verelim dedik. Gelmeden önce not ettiğim Lofoten Fiskerestaurant'ı tercih ettik. Beyaz şarap eşliğinde İsocum balık çorbası ve cod balığı alırken ben de Grönland karideslerine daldım. Tek başına yeterli olur mu diye düşünmeme hiç gerek yokmuş. Az kalsın pembe flamingoya dönüşüyordum yemek sonrasında! ;) Her şey çok lezzetliydi. Ekmekler ve şarap dahil. Norveç'te ucuz bir şey yok tabi, aklınızda olsun. Yine de deniz ürünleri için burayı tavsiye ederim.



Yemeği öğleden sonra 16.00 gibi çok ters bir saatte yediğimiz için akşam için bir hafta öncesinden yer ayırttığım Hos Thea restorandaki masamızı iptal etmek durumunda kaldık. Giderseniz lütfen Şef Sergio'nun yemeklerinin tadına sizler bakın, olur mu? Çünkü orası en merak ettiğim yerdi. Biz onun yerine otelde biraz dinlenmeye çekildik (çünkü sabaha karşı 04.30'tan beri ayaktaydık ve ilk kez ayakta uyumama ramak kalmıştı!). Sonra da gece 21.00 gibi Karl Johans caddesindeki  barlardan birinde buğday birası ve şarap ve krema soslu midye ile günü kapattık.

Pırıl pırıl güneşli günü biraz sisli kapatmış olsak da Oslo bize hava bakımında çok iyi davrandı diyebilirim. Tromso de öyle. Nispeten ılıman günlerde oradaydık. Sıcaklıklar gündüz 5 dereceye kadar çıkıyordu. Güneş varken önümüz açık bile gezebiliyorduk. Zaten yerli halkı için bahardan kalma günler olduğu bez Converse'lerle, tişört üstü ince bir montla falan gezmelerinden belliydi! Ama gece hava sıcaklığı ciddi fark ediyordu. Özellikle Tromso'de. Yine de bizden bir hafta önce -15'lerin yaşandığı zamanları düşününce şanslıymışız diyorum.


Buz gibi ülkelerin doğal aktivitelerinden biri olan buz patenini anlayabilirim ve Karl Johans'da çocukların, yetişkinlerin kaydığı bir pist vardı. Ama buzlu su içme durumunu anlayabilen varsa bana bir anlatsın lütfen! Her yerde buzlarla dolu sürahiler görmekten sudan soğudum!


Neyse, kısa günün kârı görebildiklerimiz bunlar oldu. Daha fazla zamanınız varsa yapabilecekleriniz:

* Munch Müzesi'ni gezmek. Daha önce çok detaylı bir Edward Munch sergisini Cenova'da yakalamamış olsaydık, sürünerek bile olsa kalan son enerjimi bu müzeyi görmeye harcardım.

* Vigeland Müzesi. Gustav Vigeland'in nefis heykelleriyle dolu müze ve park kaçmazdı. Ama yazın çok daha keyifli gezilecek bir yer olduğunu belirteyim.

* İlginizi çekiyorsa ödülün tarihçesi ve her seneki ödül sahiplerinin hikayelerini bulabileceğiniz Nobel Barış Ödülü müze binasını gezebilirsiniz. Belediye Binası'nın karşı köşesinde yer alıyor.


* Modern sanat severler için sahilde Stranden caddesinin sonunda yer alan Astrup Fearnley Müzesi görülmesi gerekenlerden.

* Opera Binası'nın üstüne çıkarak Oslo manzarasını izlemek. Çok soğuk ve karlı olduğu için bize cazip gelmedi ve binayı karşı kaldırımdan gördük.

Evet, artık bize müsaade. Yarın yatcaz kalkcaz uçcaz! ;) Biraz dinlenme zamanı. Oslo'da eksik kalan yerleri de emeklilik hayallerine dahil ettiğimiz Norveç fiyortları cruise seyahatı sırasında tamamlarız belki? ;) 

Tromso'de görüşürüz!

4 yorum:

sezenyildirim dedi ki...

Oslo ilk yurtdışı deneyimimdi. Nasıl çekingendim anlatamam. İngilizce ile derdim olmamasına rağmen resmen kitlenip kaldım. Ticket diyeceğime bilet diyiverdim. Sanırım kendi dillerinde de billet gibi bir kelime bilet. Hemen anladı beni yakışıklı Norveçli çocuk (Resmen yıllar geçmiş yahu. O zamanlar yakışıklı çocuklara bakıyorduk:))

Ben temmuz ayında gitmiştim, Vigeland'ı da gördüm. Ama yaz bile o kadar yaz değil İmge. Ciddi soğuktu. Ben kot pantolonla titrerken Norveçliler bir karış şortla geziyordu gerçi. Soğuk da göreceli işte.

Gerçi Instagram'dan takip ettik ama gene de kuzey ışıklarını bekliyoruz heyecanla:)

Imge dedi ki...

sezenyildirim,

Öncelikle şu konuda anlaşalım: yakışıklı çocuklara bakmanın yaşı ve zamanı yok, gözlerimiz gördüğü sürece güzelliklere hep bakacağız. ;)

Soğuk olayına gelince, gerçekten alışmış olmanın farkı turistlerle yerli halka bakınca çok anlaşılıyor. Tromso'de gece üstümdeki katların sayısını hatırlamazken incecik naylon çorap, mini etek, spor ayakkabı ve ince bir parka ile dolaşan hatun gördüm ben! Görünce bile içim üşüdü. Yaşadığımız ülkede kıymeti bilinecek pek bir şey kalmadı ama en azından havasının kıymetini bilebiliriz bak. ;)

Kuzey Işıkları'nı en kısa zamanda anlatacağım, önce şu üstümdeki ataleti bir atabilirsem.

İyi hafta sonları.

Storm Angel dedi ki...

Merakla bekliyorum devamını. Bir de fiyortlara gitseniz bizden
önce yol yöntemi hep sizden alıyoruz :)

Imge dedi ki...

storm angel,

Fiyortları uzun vadeli planlara ekledik ama haberiniz olsun. ;)
Sevgiler.