Kaş Günlükleri #2

Duyduk duymadık demeyin: motosiklette artçılığı bir adım daha ileri götürerek arkada otururken videolar çekmeye başladım a dostlar! Gerçi şimdilik evden Küçükçakıl'a giderken yapıyorum. Yarımada'da turlarken falan şehirlerarası yoldaymışım gibi hissetmeye devam. ;) Nasıl görüntüler, beğendiniz mi? Geliştireceğim kendimi yaz boyunca, bunlar acemilik çalışmalarım ne de olsa. 

video

Kaş rahatlığına ne zaman ulaşabilirim motosiklette bilmiyorum. Burada kask takan yok, diz ve dirsek koruması takana uzaylı gibi bakılıyor. Biz bile ilk birkaç gün sonra çıkardık korumaları (Yarımada'ya giderken ben takıyorum. ;) )  Ama kedisiyle, köpeğiyle, iki küçük çocuğuyla, bavullarıyla falan o kadar rahat kullanıyorlar ki buradakiler motosikleti bence çocuklar falan bisiklet yerine motosiklet öğreniyorlardır burada. Hele her akşam aynı hizada, sohbet ederek, bizim evin önünden  yan yana geçen iki motor yok mu? Her seferinde hayranlıkla izliyorum kendilerini, zira yokuş aşağı yürürken bile aynı senkronizasyonu tutturmak zor bana göre.  ;) 


Neyse, gelelim denize. Neredeyse 12 gün boyunca Çınarlar Beach'in aynı yerinde güneşlendik. Bizim kadar takıntılı başka bir çift yoktur herhalde. Zaman geçtikçe yine söylüyorum ki Çınarlar, Orcholiday işletmesiyken çok daha iyiydi. Bu sene bir de patlayan bardaklar eklendi plaj keyfimize. Plajda böyle aksiyon görmediniz! Güneşin altında belli bir süre durduktan sonra tuzla buz olarak patlayan bardaklara artık kimse tepki vermiyor. Ama boşları da yanımızdaki sehpada pek tutmuyoruz. ;)

Bu arada Çınarlar'da neredeyse her gün karşımızdaki helikopter pistine ya Orman Müdürlüğü'nün ya ambulans olarak hizmet veren ya da başka resmi bir görevi olan bir helikopter iniyor. Ve ben her seferinde olmayacak yerleri beton döşeyen bizim beton kafaların neden beton olması gereken bu minik alanı öylece bıraktıklarını düşünüp duruyorum. Ulen Kaş'ın meydanındaki o çay bahçesinin asırlık güzelim karabiber ağaçlarını ve paket taşlarını söküp beton dökmek yerine asıl buraya beton dökmeniz gerekiyor. Her gün o kadar toz toprak kaldırmak ne iş?!  





Ah bu her baktığı yerde gıcık olacak bir şey gören ben! Burada da değişmeyecek miyim ki? Ama burada İtalya'da olduğu gibi her gördüğüm güzellik karşısında "Tanrı burayı korusun - en çok da insanlardan!" diye geçirmeden edemiyorum içimden. Şimdi cennet bir koydan görüntüler var sırada: Hidayet'in Koyu. Deniz ve koy olarak Rodos'taki Anthony Quinn's Bay ile yarışabilir bana göre. Şnorkel meraklıları için de harika. İlla ki birkaç caretta caretta, her çeşit ve renkte balık ve muhteşem sualtı görüntüleri göreceksiniz. Birkaç dezavantajı ise küçük ve kalabalık bir koy olması, çocuklu ailelerin tercih etmesi ve ağaç gölgesi bulamazsanız o beyaz şemsiyelerin sıcağı asla kesmemesi. Koy olduğu için sıfır esintiyi de hesaba katarsanız sıcak günlerde çok bunaltıcı olabileceğini rahatlıkla düşünebilirsiniz. Biz bundan sonra burayı ağırlıklı olarak Haziran'da okullar açılana kadar ve Eylül'de okullar kapandıktan sonra kullanmaya karar verdik mesela. Hem hava hem kalabalık anlamında en güzel dönemleri olacaktır bence. 



Bu arada Kaş ve caretta caretta denince bir tek biz bu karikatürdeki gibi hissetmiyoruz değil mi? Öyleyse de umarım böyle bir astronotla falan karşılaşmayız.;) 



Her seferinde ilk kez görmüş gibi heyecanlanmak, o huzurlu süzülüşlerini hayranlıkla izlemek, kafayı dışarı çıkarıp pöflemelerine bayılmak bizim işimiz buralarda. Şimdi ilk hedefim Zanzibar'da öğrendiğimiz  ve uyguladığımız gibi kara kaplumbağalarının gıdıklandıkları yer, onlarda da var mı test edip onaylamak. Ama korkutmadan yapabilir miyim bilmiyorum, çünkü çok yaklaştığımızda hemen dibe dalıyorlar şekerpareler.

Şimdilik bu kadar. Artık balkonuma güneş vurmaya başlamışken -yani saat 14.30 itibariyle- kendimi denizin maviliklerine atma zamanı. Görüşürüüz!

Hiç yorum yok: