Hitler'in Unutulan Çocukları

Geçen hafta okudum, çok etkilendim. Faşizmin gelebileceği noktaları görüp dehşete düştüm. Nazi faşizmi ile ilgili bilmediğim birçok şeyi de öğrenmiş oldum. Böyle insanlık dışı, canavarca düşünceleri savunan, bu kadar nefret ve kin dolu bir siyasi partinin nispeten "akıllı, fikirli" bir toplum tarafından nasıl desteklendiğini bir kez daha hayretler içinde düşündüm. Günümüzde bile bir kıvılcımla işlerin ne kadar çığırından çıkabileceğini bir kez daha dehşet içinde fark ettim. Korkunç acılar ve kötülükler yaşanmış ve ne yazık ki insanoğlu tarihten hiç ders almadan, çarpık ve fanatik düşünceleri nedeniyle korkunç savaşlar yaratmaktan geri durmuyor. Çok yazık. 

Hitler'in Unutulan Çocukları adlı kitabından bahsediyorum. Bir Lebensborn çocuğu olan Ingrid Von Oelhafen ve Tim Tate tarafından yazılan kitap kendini Alman asıllı sanan Ingrid'in kimlik belgesinde adının Erika Matko olmasını sorgulamaya başlamasıyla çıktığı arayışı anlatıyor. Uzun yıllar süren kimlik arayışının bir nihayete ermesi ise Ingrid'in neredeyse yetmiş yaşına geldiği sıralarda gerçekleşebiliyor. Arada geçen yıllar boyunca yaptığı araştırmalar adeta bir belgesel gibi bir kitap çıkarıyor ortaya. İçinde hem kendisinin hem de kendisi gibi binlerce çocuğun talihsiz kaderini belirleyen zalim bir tarih ile. 

Kısacası Nazilerin savaş sırasında Polonya, Çek Cumhuriyeti, Yugoslavya gibi yerlerdeki halkın çocuklarını zorla toplayarak, "ari ırk" projeleri için uygun olanları Almanlaştırmak üzere çocuksuz Aryan Alman çiftlere vermeleri anlamına gelen Lebensborn programı ile kim bilir kaç aile parçalanıyor, kaç çocuk kimliksiz kalıyor, kaç çocuk oradan oraya savrularak büyük travmalara maruz kalıyorlar. Sarışın, renkli gözlü, genetik hastalık taşımayan, güçlü bir ırk yaratmak için yola çıkılan bu akıl, mantık, insanlık dışı yolda kaç yüz bin ruh harap oluyor kim bilir? Neyse ki tek bir şeyi iyi yapmışlar Naziler: verdikleri hasarı arşivlemeyi. Uluslararası Takip Servisi binasında yer alan 26000 metre belge ve 232710 metre mikrofilm sayesinde Ingrid ve diğer mağdurlar kendi geçmişlerine zor da olsa ulaşabiliyorlar. 

Alıntılar

*  Kalıtsal hastalık taşıyan, standart altı insanların kısırlaştırılması kararıyla birlikte bir yıldan kısa bir süre içinde 4000 kişi haklarındaki bu kararı temyiz etmek üzere üst mahkemelere başvuruyorlar. Bunların sadece 41 tanesi başarılı oluyor. Beş yıl sonra, yani II. Dünya Savaşı'nın başında en az 320000 kişiye bu yasa uyarınca zorunlu kısırlaştırma uygulanmış. 

* Lebensborn faaliyetleri için gerekli giderler SS dernekleri üyelerinin aidatlarından karşılanacaktır. Yirmi sekiz yaşında ve hala çocuksuz olan kişilerden daha fazla aidat alınacaktır. Otuz sekiz yaşında kişinin ikinci çocuğunun olması gerekir, aksi halde aidat yeniden artırılacaktır. Milletimize ve ırkımıza olan sorumluluklarını bekar kalarak göz ardı eden kişilere evliliği bekarlığa tercih edecekleri büyüklükte üyelik aidatı uygulanacaktır. (Lebensborn broşüründen alıntı. Başka faşistlere ilham vermez umarım!)

* Lebensborn projesi kapsamında ari ırk doğumları için evler bulunuyor. Genelde bu evler Hitler muhalifleri ve zengin Yahudilerin elinden alınmışlar. Örneğin, Münih'teki merkez binası sürgündeki Nazi karşıtı yazar ve aktivist Thomas Mann'a aittir. (İçim acıyor böyle örneklere. İlahi adalet diye bir şeyin de olmadığına dair inancım pekişiyor, öfkem artıyor!)

Evet, çok iç açıcı bir hikaye vaat etmiyor belki bu kitap, ama nasihatla değil musibetle öğrenilen acı deneyimleri seriyor önümüze. Yerinden edilmenin, hayatların ve kimliklerin yok edilmesinin, kıyımların, ayrıştırıcı öfke ve nefret dilinin toplumları ne hale getirebileceğini görelim diye. Hani olur da belki ders çıkarmayı beceririz diye.

İyi haftalar diliyorum hepimize...

5 yorum:

Benden Bizden dedi ki...

İç karartıcı gerçekten.. Ve her an her yerde tekrarlamaya müsait senaryolar bunlar aslında.. Dehşet verici!

Elif Ayvaz dedi ki...

Ne korkunç şeyler. Böyle örnekleri görünce insan denen yaratık ne korkunç şey diyorum. Üstelik de hep aynı şeyleri tekrarlayıp duruyoruz. Hatalarımızdan hiç ders almıyoruz bu günümüzde de olduğu gibi. Yazık.

sezer eser perker dedi ki...

Listemdeki kitaplardan. Uygun bir zamanda okumalı. Eduard Einstein de az sonra bitecek. Teşekkürler İmge. Kitap zevkine güvendiğim blog arkadaşlarımdan olduğun için:)

sezer eser perker dedi ki...

Eduard Einstein Vakası:)

Imge dedi ki...

Benden Bizden ve Elif Ayvaz,

Çok yazık değil mi? Aynı travmaları yaşayan koca koca nesillerden oluşuyor insanlık tarihi. Nasıl ruh sağlığımızı ve sevgimizi koruyabileceğiz böyle bir dünyada diye çok çaresiz hissediyorum kendimi bazen (hatta artık çoğu zaman).

Sezer Eser Perker,

Gördüm ve yorum yazdım az önce Instagram'dan. Buraya da yorum yazayım dedim. ;) Beğendiğine çok sevindim gerçekten. Ben de bayılarak okumuştum. Ve daha önce de demiştim hislerimiz karşılıklı biliyorsun. ;) Ben de senin önerilerini sıkı sıkıya takipteyim. Sevgiler.