Viyana Hakkında Genel Notlar

Tadı damağımda kalan bir gezinin daha sonrasında klasik kapanış yazımı yazayım. Viyana'da genel olarak gözlemlediğim şeylerden ilk aklıma gelen birkaç tanesi:

* Elinizi sallasanız bir Türk'e çarpma olasılığınızın kesinlikle çok yüksek olduğunu söyleyebilirim. Her yerde Türkler vardı. Köşebaşı büfeleri, yol çalışmalarında çalışan işçiler, şoförler hep Türk'tü. Hatta C&K'nın bizi dönüş yolculuğu için havaalanına götüren arabasının şoförü de Türk çıktı! bol bol memleket sohbeti yaparak havaalanına gittik.

* Elinizi sallasanız bir "çakma Mozart'a" çarpma olasılığınız da çok yüksekti! :)


Stephansdom'un önü ve turistik gezi yerlerinin girişleri zaten tamamen Mozart kıyafetli ve peruklu adamlarla doluyken, nispeten tenha olan parklarda bile yandaki gibi Mozartların dolaşıp, akşamki klasik müzik konserine bilet satmaya çalıştığını görebilirsiniz! En kötüsü de bu Mozartların öğlen acıkıp sosisli sandviç veya ekmek arası dürüm yediklerini görmek oluyor! Ne bileyim yani, tamam, onlar da insan, ama bende biraz hayal kırıklığı yaşattı bu durum. :)

* Mozart demişken, her yerde Mozart çikolataları ve Mozart Hediyelik Eşya Dükkanları da bulunuyor. Sen yaşadığı dönemde adamı sallama, öldükten sonra etinden sütünden faydalan! Olacak şey değil! Neyse efendim, Viyana'ya gittiyseniz illa ki Mozart çikolatası alacaksınız. Bu çikolataları alırken üzerinde Mirabell yazmasına dikkat edin. Mirabell'i nereden hatırlıyoruz? Evet, doğru bildiniz, Salzburg yazımda bahsettiğim Mirabell Bahçeleri'nden! Aferin size. Dikkatli okurlarım olarak sizlere birer Mozart çikolatası gönderiyorum. :)

Bu çikolataları da her gördüğünüz yerden almıyorsunuz. Bizim Migros'umuz varsa, onların da Billa marketleri var. Hemen her yerde karşınıza çıkacaktır. Orijinal Mozart çikolatalarını en uygun fiyata alabileceğiniz yerlerden birinin Billa Marketler olduğunu unutmayın.

* Nüfusun çoğu yaşlı ve yaklaşık 2 milyonluk nüfusa sahip bir şehir. Ama şehir havası var. Ayrıca şehrin de ağırbaşlı ve son derece kaliteli bir havası olduğunu belirtmeliyim. Hemen herkes bir köpek besliyor gibi görünüyor. Köpekler ulaşım araçlarına alınabiliyor. Bu durumu daha önce Prag'da gördüğüm için bu kez fazla şok olmadım.

* Engelliler her yerde düşünülmüş. Sokaklarda, metro istasyonlarında, müzelerde, saraylarda, aklınıza gelebilecek her yerde bir engelli yolu, asansörü, engelliler için bilgilendirme notları, vs bulunuyor. Yani engellilerin kimseye muhtaç olmadan istedikleri her şeyi yapabilecekleri bir yer burası ve bu açıdan da çok imrenilesi bir şehir...

* Galiba bizim dışımızda herkes sigara içiyordu! :)

* Ve hep imrendiğim o yeşil alanlar... Şehrin dışında sayılabilecek ormanlar zaten olduğu gibi korunmuşlardı ve içinde de birçok yerde park olarak ayrılmış yeşil alanlar bulunuyordu. Ve bu alanlarda "5 dakika dinlenme molası" vermek çok keyifliydi! (Benim rehberliğim eşliğindeki gezilerde yemekler dışında 5 dakikadan uzun dinlenme molası verilmiyor da...:))

* Ulaşım muhteşemdi! Şehrin her yerine ve her saat kolaylıkla bir araç bulmak mümkündü. Otobüs hiç kullanmadık. Metro ve tramvay yeterli oldu.

* Bir de galiba Orta Avrupa şehirlerine özgü bir his olan "güvenlik hissini" son derece yoğun bir şekilde hissedebiliyordunuz. Gecenin istediğiniz saatinde istediğiniz yerde güvenle gezebiliyorsunuz. Örneğin, Grinzing'te gittiğimiz restorandan en son çıkanlar biz, eğlenmeye gelen 7-8 kişilik bir kızlar grubu ve yine eğlenmeye gelen 55-65 arası bir Altın Kızlar grubu olduk. Herkes sarhoş bir şekilde restorandan çıktı, son tramvaylardan birini yakaladık ve iki grup kaynaşarak tramvayda Almanca şarkılar söylemeye başladılar. Çok keyifli bir 20 dakika sonrasında şehir merkezine ulaştık. Herkes kendi yönüne dağıldı. Kimsenin dönüp de "bu kadın grubu sarhoş bir halde gecenin bu saatinde burada ne yapıyor" diye düşünerek bakmadığı ya da "asılma, laf atma, rahatsız etme" türünden hiçbir şeyin yaşanmadığı gibi insanlar gülümseyerek bakıp, onlara eşlik ettiler.

Doğal güzellikler, güzel iklim, tarihi ve kültürel zenginlik bizde fazlasıyla var. Hiçbir yerde bunlara imrenmiyorum. Ama ne yalan söyleyeyim insanların yüksek görgü ve medeniyet seviyesine, sanata karşı duyulan saygıya, ulaşım/güvenlik/şehircilik açısından kolay ve rahat yaşama ve bu yaşamın sağlanması adına kurallara sıkı sıkıya uyulmasına çok imreniyorum! Birçok açıdan ve en önemlisi de zihniyet olarak bir gün o seviyelere ulaşmamız mümkün olur mu dersiniz?

Viyana dosyasını da böylece kapatmış oluyorum. Umarım beğenmişsinizdir. Başka gezilerde yine görüşmek dileğiyle...:)

10 yorum:

martı dedi ki...

Bir de havası meşhur tabi Viyana'nın, bahsetmemişsiniz. Her zaman kasvetli, soğuk ve karanlık!

Imge dedi ki...

Martı,

Haklısın aslında, ama biz beklediğimizden çok daha iyi bir havayla karşılaştığımız için aklıma gelmemiş olabilir. Toplam 5 gün geçirdik orada ve yalnızca bir akşamüstü kasvetli ve yağmurlu bir hava vardı. Geri kalanı resimlerden de görmüşsündür pırıl pırıldı..

Bu arada sana şimdiden iyi Piramitler!! :)

Adsız dedi ki...

Nisanda kısmetse Viyanaya gideceğiz,gezi notlarınız çok hoşuma gitti,biz günebirlik Budapeşteye geçmek istiyoruz.En uygun nasıl gidebiliriz,bir fikriniz var mı?

Imge dedi ki...

Merhaba,

Öncelikle hemen belirteyim: biz de bunu yapmayı düşünmüştük ama sonra vazgeçtik ve Budapeşte'ye gitmedik. Çünkü hızlı trenle 3,5 saatlik bir yolculukla gidebiliyorsunuz. Dönüşün de o kadar sürdüğünü düşünecek olursanız bence günübirlik yerine bir gün de Budapeşte'de kalarak gitmeniz daha iyi olabilir.

Yine de günübirlik gitmeyi düşünüyorsanız Westbahnhof Tren İstasyonu'na giderecek biletlerinizi satın alabilirsiniz. Zaten trenlerin de çoğu oradan kalkıyormuş sanırım. Ancak bence aynı gün giderek riske atmayın, trenler dolu olabilir, bir-iki gün önceden hem gidiş hem dönüş biletlerinizi satın alın. Fiyat ise şanslıysanız 19 EURO kadar düşük fiyatlara bulabiliyormuşsunuz. Ama aslında 35 EURO civarındaymış.

Şimdiden iyi yolculuklar..:)

touristanbul dedi ki...

Merhaba,
Viyana'ya gitmemize 2 gün kala verdiğiniz bilgiler oldukça faydalı olacak. Biz yeni yılı Viyana'da kutlayacağız, ama o güzel bahöelerinde aklım kalacak doğrusu..
ellerinize sağlık, bir blog yazıcı olarak emeğinizi çook taktir ediyorum
www.touristanbul.blogspot.com

Imge dedi ki...

touristanbul,

Güle güle gidip gelmeniz ve harika bir 2011 geçirmeniz dileğiyle. Hiç aklınız kalmasın bahçelerde. Kış dönemi kahve ve pastalarının tadını çıkarın, başka bir bahar da bahçelerinin tadını çıkarmaya gidersiniz.:)

Sevgiler.

Ayça Keleş Junior dedi ki...

şimdi viyanadayım , tavsinizle aidadaydım...çok haklısınız, hava ise antalya gibi, çok sıcak, millet inanmazsınız ama bikiniyle güneşleniyordu bugün.mariahilfestassedeyim, 5 günüm daha var, sülüman fetedemedi belki biz ederiz 5 günde...

ali

Imge dedi ki...

Ali selam,

Beş günde her yerini fethedersiniz Viyana'nın. Havanın da güzel olmasına sevindim, çünkü biz birkaç gündür yeniden kışa döndük İstanbul'da. Bu arada "tavsiyenizle aidadaydım" demişsiniz ama ben neyi tavsiye etmişim pek anlamadım. :)

İyi gezmeler.

Ayça Keleş Junior dedi ki...

Selam İmge, en son buraya not geçeli çok oldu ama yazılarını sık sık takip ettiğim gibi bugün de Hindistan maceralarını okurken Viyana başlığına takılayım dedim. Derken notumu gördüm ve güldüm...yahu sen Aida dan bahsetmemişsin ki..Demel Cafeden bahsetmişsin ,biz de girdiğimiz ilk cafeye Demel Cafe demişiz..Güldüm valla. ama bu Aida da Stephansdom'un hemen köşesinde yani.ama Demel'e e gitmiştim. Figlmüller'i denedim ama patates salatasına o kadar para vermek koymuştu...Neyse seni de güldürmüşüm..Sanal tavsiyelerin için:) teşekkürler yinede...Heryerde yardımcım sen oluyorsun..Sayende hiiç yanılmadım.Teşekkürler İmge...
Ali

Imge dedi ki...

Ali selam,

Rica ederim..:) Şimdiye kadarki tavsiyelerimin işine yaradığına çok sevindim. Ben de sayende Aida'yı öğrenmiş oldum, fena mı oldu bak..:)

Sevgiler..