Barselona Barselona

Pazartesi akşamı Woody Allen'ın hem yazıp hem yönettiği son filmi olan Barselona Barselona'yı izledim. En kötü ihtimalle Scarlett Johansson ve Penelope Cruz'u görür, biraz da çirkin kralımı izlerim diye düşünmüştüm. Filme geçmeden önce hemen belirteyim: daha önceki bir yazımda çirkin kral olarak tanımladığım Javier Bardem gayet yakışıklı bir adam olmuş! Feci şekilde en favori aktörlerimden biri olma yolunda ilerliyor.



Açıkçası pek bir beklentim olmadan gittiğim bu filme bayıldım! Hem de çok bayıldım. İnanılmaz keyifli bir film. Barselona'dan muhteşem görüntüler eşliğinde çok farklı üç kadın ve bir de erkek karakteri ile karşı karşıyayız. Elbette çeşitli aşk çokgenleri var yine, ama bir aşk filmi değil. Gülüyorsunuz, ama bir komedi değil. Duygusal ya da romantik komedi falan hiç değil. Filmde hepsinden biraz var.

Karakterler ve psikolojileri detaylı bir şekilde incelenmiş ve hepsi de rollerine cuk oturmuşlardı. Özellikle Juan Antonio rolüyle Javier Bardem'in ve eski karısı Maria Elena rolüyle Penelope Cruz'un yerine başka birilerinin oynadığını düşünemiyorum.

Aşağıdaki resimde gördüğünüz iki Amerikalı kızımız yaz tatilini geçirmek üzere iki aylığına Barselona'ya geliyorlar. Sarışın olan Cristina daha açık fikirli, daha bir şeyler denemeye açık ve istekli, sanat meraklısı, özgür ruhlu biri... Diğer kızımız Vicky ise daha kontrollü, planlı, uçarılıktan uzak, Katalan kimliğini araştırmaya gelmiş, aklı başında (!) ve nişanlı...










Juan Antonio, tam bir özgür ruh ve ressam. Maria Elena, Juan Antonio'nun arıza eski karısı! Çok yaratıcı bir kadın, ama gerçek bir arıza! Juan Antonio ile de "ne senle ne de sensiz" türünden hastalıklı bir birbirlerinden kopamama durumları var.















Peki, bu dörtlü bir araya gelirse ne olur dersiniz? "Asla bir araya gelmezler, ne alaka!" diyorsanız bir kez daha düşünün. Zaten bu filmde "asla" diye bir şey yok. Bu dört insan kendi arayışları içinde bir şekilde değişik kombinasyonlarla birlikte olabiliyorlar ve hiçbirini de yadırgamıyorsunuz. Birbirlerini besledikleri ve hırpaladıkları/baskıladıkları/gelişmelerini engelleyen yönlerini görüyorsunuz. Arayışların sonsuz olduğunu ve denemekle de bitmeyeceğini görüyorsunuz. Her arayışın ardında yatan psikolojik nedeni/eksikliği görüyor ve her karaktere pek çok bakımdan hak veriyorsunuz. Tüm bunları izlerken bir de Barselona'nın güzellikleri, Gaudi, şarap kadehleri, tablolar ve keyifli doğa manzaraları size eşlik ediyor. Daha ne olsun!

Bu keyifli filmin sonunda bende şöyle bir hissiyat ortaya çıkıyor:

Ruhu doyurmanın imkanı yok... Olmasın da zaten.. Tıka basa doymasın asla... Yeter ki güzel beslensin ve hiçbir zaman aç kalmasın...

5 yorum:

mutfakfaresi dedi ki...

gitmek istiyorum zaman yok:o( Keroş hasta, Mehmet hasta. Hafta sonum ... gibi geçti. Ağlamak istiyorum. Sen benim yerime de ruhunu doyur emi!!!

ZAMANDAN SIZAN...KIYMET dedi ki...

imge filmin sonuna kadar dedim ki kendi kendime bunlar yaratıcı insanlarya uçlarda dolaşacaklarya hani juan ve maria el birliği yapıp kadınları farklı ilişkiler içine sokmak tepkilerini algılamaya çalışmak için oynadıkları bir oyun diye düşündüm ama yanıldım!!
hayli eğlenceli bir filmdi sahiden..

Imge dedi ki...

Özlemcim,

Çok sevimsiz bir durumdur hasta bakmak. Tahmin edebiliyorum durumunu.. Ben de son bir haftadır benzer bir durum yaşıyorum. Gece-gündüz birbirine karıştı hatta! Bu hafta nazarlık olsun diyelim.

Kıymet,

Senin fikrin hepsinden daha yaratıcıymış valla! Helal olsun diyorum! :))

Tamer dedi ki...

Film yıldızlar geçidi gibi bir kadroya sahip senaryoda da aşk,hırs,entrika ve bilumum çarpık ilişkiler olunca ortaya hayli renkli bir film çıkmış.Filmin barselona'da geçmesi de filme ayrı bir hava vermiş.On numara bir film herkes izlesin.

Imge dedi ki...

Tamer,

Bu filmden sonra Barselona'ya giden turist sayısı deli gibi artmış, biliyor muydun? Muhteşem bir şehir tanıtımı sayılabilecek bir filmdi zaten...