Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi

F. Scott Fitzgerald'ın Mark Twain’in “80 yaşında doğup yavaş yavaş 18’imize doğru ilerlesek hayat sonsuz mutluluk olurdu” sözünden yola çıkarak yazdığı bir hikayenin filmi Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi. Bizde de Can Yücel'in Tersten Yaşam adlı çok güzel bir yazısı vardır bu konuyla ilgili... Belki de bilmediğimiz pek çok kişi daha bu konuyu ele almıştır, ama bence filmdeki durum tam olarak bu bahsedilen durum değildi. Çünkü Mark Twain'in ya da Can Yücel'in aslında demek istediği 80li yaşların olgunluğu, tecrübesi ve yaşam birikimiyle hayata başlamanın güzel olmasıdır. Benjamin'in hikayesinde ise sadece dış görüntü yaşlılıktan gençliğe doğru gidiyor. Çünkü Benjamin yaşlı görünüşüne rağmen önce bir bebek, daha sonra çocuk ve bir bebek olarak ölürken de yaşlı bir adam oluyor. Dolayısıyla burada daha karmaşık bir durum da sözkonusu, çünkü ruh ve beden de zıt yönlerde işliyor!

Film üç saat sürüyor, ama müthiş keyifli izleniyor. Kitap tadında filmlerden. Brad Pitt'in kendini aştığını söyleyebilirim. Cate Blanchett de çok başarılıydı. Ayrıca inanılmaz güzeldi! Film 13 dalda Oscar'a aday olmuş. Hepsini alabilir, izin veriyorum. :) Şaka bir yana hangi ödülleri alır bilemem ama Oscar ödüllerini ben veriyor olsaydım kesinlikle "En İyi Film", "En İyi Erkek Oyuncu" ve "En İyi Makyaj" ödüllerini bu filme verirdim. Brad Pitt'i hem yaşlı bir adam hem de genç delikanlı yapabilen ve aynı şekilde yirmili yaşlarında, genç ve güzel balerin Cate Blanchett'i kırklı, ellili ve altmışlı yaşlarına getiren o makyaj ustasına kesinlikle bayıldım!

Bu masalsı hikayenin her dakikasından ve Kaptan Mike'tan, huzurevini çekip çeviren Queenie'ye, onun kocası Tizzy'ye, huzurevindeki yaşlı soprano sanatçısına, Benjamin Button'ı terk eden babasına ve yalnız kadın Elizabeth'e kadar her karakterden kocaman hayat dersleri çıkarılabilir. Benjamin'in yaşamını merkeze alan hikayede aslında yaşamın başlı başına bir mucize olduğunu görüyoruz. Benjamin'in unutamadığı anları düşününce (piyano öğrenişi, kaptanın yanında işe girişi, ilk öpüşme, ilk genelev macerası, ilk aşkı, vs..) aslında hayatın akış yönünün değil, hayatı anlamlandıran, ona değer katan ve ondan öğrendiğimiz şeylerin önemli olduğunu görüyoruz. 68 yaşında kanalı yüzerek aşan Elizabeth'den ya da sanat aşkını vücuduna taşıyan Mike'tan da benzer dersler çıkarmıyor muyuz?















Ama hırstan uzak bir anlamlandırma süreci burada anlatılan... Kimi zaman da hayatı akışına bırakmak, bazı şeylerin üzerine fazla gitmeden olduğu gibi kabullenmek ve "kader, kısmet" faktörlerinin rolünü de anlıyoruz. Yaşanan her şeyin bir nedeni ve anlamı olduğunu görüyoruz. Yani bir dansçının kaza geçirmesi, bir insanı yedi kez yıldırım çarpması, ama buna rağmen ölmemesi ya da bir bombalama sonrası gemiden kurtulan tek kişi olmak gibi durumların her birinin bir nedeni ve anlamı vardır. Henüz misyon tamamlanmamış olabilir.















Sonuç olarak, bence çok güzel bir hikayeden çok güzel bir film çıkarmışlar. Karakterler, oyunculuklar, kostümler, dekorlar, makyaj , her şey son derece başarılı. Üç saat değil, beş saat olsa da keyifle izlenecek bir film daha. Kaçırmayın!

Not: Başrol oyuncularından biri de benim antiaging saatiydi. Bilmem fark ettiniz mi? :)

(Resimleri buradan aldım.)

6 yorum:

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Bu filmi ben de izledim, blogta görmüşsünüzdür zaten :) Orada da belirttiğim gibi konu çok ilginç olmasına rağmen bütünlük bana göre zayıf kalmış. Slumdog'ı izleyince en iyi filmi kimin alması gerektiği konusunda fikriniz değişecektir :)

mutfakfaresi dedi ki...

Cate Blanchett'e bayılırım. Gitmek istiyorum.

Imge dedi ki...

Ata,

Slumdog'u izleyeceğim.. Yorumlarımı buradan ya da seninle mutlaka paylaşırım.. Ama ödüllerimi değiştirirmiyim bilmiyorum. :) Ben çok beğendim bu filmi..

Özlem,

Ben de çok severim Cate Blanchett'i.. Ayrıca bence kesinlikle şu ana kadar gördüğüm hallerinin en güzeliydi bu filmde.. Ayrıca içimden bir his senin bu filmi de seveceğini söylüyor.. Bence de bir zaman ayırıp gidin derim..

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Bu arada izlenecekler listesine Milk ve The Reader'i da ekle :)

Imge dedi ki...

Cümle sonundaki "ekle" biraz emir kipi gibi geldi bana, ama yanlış anlamışımdır herhalde.. :)

Bu arada Milk zaten listemde vardı.. Reader da Ralp Fiennes'i gördüğüm anda zaten listeme girerdi..:) Yine de önerilerin için teşekkürler..

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Estafurullah :) Emir değil benimkisi temenni sadece, 22 Şubat'a az kaldı ödüllerden önce en iyi filmdeki adayları bitirmek istiyorum ben de.