Lychee Restaurant

Cuma akşamı Dido & Ongun ile Arnavutköy'deki Lychee Restaurant'a kutlama yapmaya gittik. Ne kutlaması mı? Amaan, boşverin, orası bize kalsın, yarattık işte bir kutlama sebebi! Deliye her gün bayram misali bize de her hafta sonu kutlama zaten! :)

Bu arada Arnavutköy taraflarındaki mekan keşiflerimizi Dido & Ongun'a borçluyuz. daha önce de yine onlar sayesinde İskele Livar'ı keşfetmiştik. Bu kez biraz daha farklı bir yerdeyiz. Daha yükseklerden bakıyoruz Boğaz'a... Arnavutköy'ün daracık yollarından kıvrılarak çıktığımız tepelerinde bir noktadan... Ongun sayesinde deniz manzarasını net bir şekilde görebileceğimiz güzel bir masa ayrılmış bize cam kenarında.















Saat sekiz gibi gittiğimizde masamız leziz mezeler ve salatayla donatılmış, bize de yalnızca içki tercihlerimizi söylemek kalmıştı. Lychee'de ister a la carte ister limitli ya da limitsiz fiks mönü tercih edebiliyorsunuz. Mutfağında iki ayrı ekibin çalıştığını öğrendiğimiz bu restoranda hem bir rakı sofrasına yakışacak türden mezeler, ara sıcaklar ve kebap çeşitleri hem de dünya mutfağından değişik yemekler servis ediliyor. Hafta sonları (Cuma&Cumartesi akşamları) saat 21.00'de canlı müzik başlıyor. Gülşen adındaki solistin sesi Sertap Erener'e çok benziyor ve o güzel sesiyle Fransız şansonlarından Yunan müziğine ve Ajda, Nilüfer, Candan Erçetin, Sertap Erener ve benzeri Türk pop sanatçılarının sevilen şarkılarından örneklere kadar çeşit çeşit müzik eşlik ediyor yemeğinize. Sağ alt köşede Ongun'un coşkuyla şarkılara eşlik edişini görüyoruz. Nedense pek bir coşkulu kendisi, hayırdır inşallah! :) bu arada coşmuş Ongun'un hemen yanında benim elimin değdiği belli olan bir ekmek görüyorsunuz: şeklini kaybetmemesi için çaba gösterilerek kabuğu özenle mideye indirilmiş bir yuvarlak! Gecenin sonunda masa toplanırken İso'cumun dikkatini çeken bu ekmekçiğin de fotoğrafını çekerek anılar arşivimize atalım dedik.

Genel olarak güzel bir mekan olduğunu söyleyebilirim. Yemekler iyiydi (ara sıcak olarak verilen lahmacun ve en sonda verilen kabak tatlısı hariç). Servis elemanları ilgililerdi ve canlı müzik de başarılıydı. Arnavutköy'de iki katlı bir yalının içinde yer alan restoranın dekorasyonu konusunda bir şey söyleyemeyeceğim, çünkü yerini ve manzarasını gördükten sonra aklım başka yerlere kaydı ister istemez. Bu şirin evin evim olduğunu düşünerek içini ayrıca dayayıp döşedim kendi kafamda. :) Mekanla ilgili tek eleştirim "her telden çalan" bir yer olması olacak. Hani kebap, rakı, penne, şarap, şanson, fasıl, lavaş ekmeği, poaça benzeri topak ekmekler vs gibi her şeyin aynı çatı altında sunuluyor olması biraz kimlik bunalımı yaşayan bir yer havası veriyor, ama bunun bana bir zararı oldu mu derseniz olmadı! Bir de saat 23.00 itibariyle masanıza meyve ve tatlıları koyduktan sonra "artık gitseniz de yarın sabah kahvaltı için masaları hazırlayıp evimize gitsek" yaklaşımı ve bakışları sezilmeye başlandı ortamda ki işte bu yaklaşımdan nefret ederim! Adı sabah 04.00'e kadar açık olan bir mekanda bir gece önce orada oturan müşteri bu tavrı hissetmemeli diye düşünüyorum. Neyse, zaten biz de canlı müziğin bitmesiyle birlikte kalkmayı düşünüyorduk (gerçi biraz daha erken davrandık ama olsun).

Evet, şimdi iki resim arasındaki dört farkı bulun köşemize geldik:


Her şey Ongun'un ilk resimde tuhaf bir şekilde baktığını fark etmesiyle başladı. Aynı şeyi aynı anda fark eden diğer bir kişi de fotoğrafı çeken garsonumuz oldu. Garson bir çektiği resme bir Ongun'a bakıp yüzünü buruşturdu. Akabinde inisiyatif kullanarak bir resim daha çekmeye kalktı. O sırada Ongun ilk resimde muhtemelen nasıl çıkmış olabileceğini bize gösterdiği için Dido'yla benim gülümseyişlerimizde bir genişleme görüyorsunuz. Hatta otuz iki dişimin görünmesi bana yetmemiş olacak ki ikinci resimde bademciklerimi sergilemeye kalkmışım. Ongun, bilinçli olarak pozunu düzeltmeye çalışsa da alkolün etkisiyle yavaşlayan hareketleri nedeniyle ikinci resimde de bunu başaramamış. Serinin üçüncü pozu olsa tam süper olacakmış aslında. İso'nun ise görüntüsünün genel havası iki resimde de aynı: arkadan kafasını uzatan potansiyel bir seri katil duruşu! Ama ilkinde tam bir katilken, ikinci resimde daha sevimli bir katile dönüşmüş. Hatta her an hançerini çıkarıp her şeyden habersiz saf bir şekilde pozunu düzeltmeye çalışan Ongun'un ensesine saplayacakmış gibi bir hali var! :) Neyse, kusura bakmayın geyiğe daldım, ama ben kendi kendime çok eğlendim bu iki resmi görünce. (Hızlı hızlı iki resim arasında gidip gelmek de çok eğlenceli bu arada.)

Lychee'ye gitmek isteyenler rezervasyon yaptırmak ve adresi öğrenmek için yazının başında verdiğim linke tıklayabilirler. Üşenenler ise aşağıya bakabilirler:

Adres: Kuruçeşme Mah. Yeşilpınar Sok. No.6 Arnavutköy
Tel: 0212 265 13 90 - 91

Keyifli geceleriniz bol olsun!

5 yorum:

NzN dedi ki...

Biz de 2 ay önce doğum günü kutlaması için gitmiştik.

Mekan sıcacık bir yer, içine alıveriyor insanı. Manzara harika... Masalar birazcık sıkışık da olsa genel olarak iyiydi...

Bu kısmı güzel fakat biz grup olarak mezelerden memnun kalmamıştık. Ara sıcaklar iyiydi ama kebaplar pek lezizdi :)

Haftaya tekrar bir doğum günü kutlaması için gidiyoruz. Bakalım bu sefer nasıl olacak :)

p.s. Canlı müzik biter bitmez bizi de apar topar gönderir gibi olmuşlardı. Müzik 01'de bitti. Gece DJ müzikle falan da devam etmediği için zaten kalmak için sebep de olmuyor '04'e kadar açığız, gelin eğlenelim' mesajı da bir anda anlamsızlaşıyor tabii...

Ayşe Şakarcan dedi ki...

bidiğim kadarıyla lychee tropik bir meyvenin de adı?:)

Imge dedi ki...

NzN,

Biz sizin kadar kalmadık. Canlı müzik devam ediyordu çıktığımızda. Bir de masamızdaki erkeklere müziğin 12.00'de biteceği söylenmiş ama kulağımla duymadığım için bir şey diyemeyeceğim..:) Öyle bir yer için bunun doğru da olmamasını dilerim. Bir sonraki gidişinizde öncekinden daha çok eğlenirsiniz umarım..

Sevgiler..

Ayşe,

Hiç şaşırmadım! Diyorum ya her telden çalıyorlar diye. İsim olarak da tropik bir esinti katmak istemiş olabilirler hani..:)

Aysel dedi ki...

bidahaki istanbula gelişimde burayıda görelim canımmmm:)))bi kutlamada buluruz nasılolsa!!hep güzellikler yaşayın canlarım.

Imge dedi ki...

Tabi caanıııımmm..:)) Siz geldiğinizde de gideriz annoşum, buluruz bir kadeh kaldırma bahanesi de elbet.. Öptüm çok!!