Calouste Gulbenkian Müzesi

Calouste Gulbenkian, 1869 yılında Üsküdar'da doğmuş ve sonrasında 20. yüzyılın en zengin iş adamlarından biri olmuş Ermeni asıllı bir koleksiyoncuymuş. İkinci Dünya Savaşı'nın Avrupa'yı kasıp kavurduğu dönemlerde, 1942'de Portekiz'e gelmiş ve hayatının geri kalan kısmını Lizbon'da geçirmiş. 1955 yılında 86 yaşındayken hayata veda ettikten sonra ardında yaklaşık 6,000 eserden oluşan bir koleksiyon bırakmış.

Dünyanın en önemli koleksiyonerlerinden biri olan Gulbenkian’ın koleksiyonunun büyük bir kısmı, Türk ve İslam eserlerinden oluşuyor. Gulbenkian, aslında muhteşem halılar, ipek kumaşlar, çini vazolar, antik mobilyalar, tablolar, takılar, Mısır, Roma ve Antik Yunan eserleri, el yazmaları gibi değerli eserlerden oluşan bu koleksiyonunu Türkiye’de kurulacak bir müzeye bağışlamak istemiş. Ama nedense (!) bu zengin Ermeni iş adamının talebi bizler tarafından duyulmamış! Türkiye’den umduğu cevabı alamayan Gulbenkian, vasiyetinde son yıllarını geçirdiği Lizbon’da kendi adına bir vakıf ve müze kurulmasını, bütün servetinin ve koleksiyonunun da buraya bağışlanmasını istemiş. Bizim adımıza ne büyük bir kayıp! Gerçi eserler burada olsa adamcağız adına da büyük bir kayıp olabilirdi. Hayal edebiliyorum: bakımsızlıktan çökmek üzere olan bir binada çürümeye bırakılmış 6,000 eser!














Müzede değişik dönemlere ait pek çok eser olduğunu söylemiştim. Halılar ve kumaşların genellikle İran ve Türkiye'ye ait olduğunu da belirtmem gerek. İpek halılar ve kumaşlar ağırlıklı olarak Bursa'dan. Pek çok İznik çinisinden yapılma eseri görmek de mümkün. Bunların dışında Uzakdoğu'ya ait dekoratif objeler de var. Uzun yıllar Paris'te de yaşamış olan Gulbenkian, koleksiyonuna 18. yüzyılın Fransız sanatçılarının tablolarından ve heykellerinden de eklemiş. Dönem mobilyalarından örneklerin olduğu salonlar da bence en ilgi çekici güzelliklerdendi (ama İso'cumun hiç ilgisini çekmeyen bölümlerdir bunlar, o yüzden biraz hızlı mı geçtik ne! :) ).














Aşağıda da tablolardan birkaç tane örneği göreceksiniz. En üstte soldaki Monet'nin Kayıklar'ını, yanında da Pierre-Auguste Renoir'ın resmettiği Monet'nin karısının portresini görüyorsunuz. Aşağı sırada ise Francesco Guardi'den Venedik görüntüleri yer alıyor. Yine alt sıradaki 'altı at üstü insan' mitolojik tiplerinin de özel bir adı vardı ve bu tabloda onların aşkıydı ama ne yazık ki hatırlayamıyorum. Ama hatırlamasam da etkilendiğim tablolardan biri olduğunu söyleyeyim.















Neyse, İso'cum için bu kadar müze gezisi yeter. Zaten sabah da benim zorumla Pantheon yakınlarında kurulan bit pazarına geldiği için artık ona biraz sefa molası tanıma zamanı geldi. Bu arada unutmayın: Her Salı ve Cumartesi Campo de Santa Clara Meydanı'nda bit pazarı kuruluyormuş! O günlerde oralardaysanız sabahtan burada da bir tur atabilirsiniz. Antikadan, giysiye, kartpostallardan, CD'lere, porselenlere, aklınıza gelebilecek her şeyin tezgahlara çıkarıldığı bir pazar burası. Biz yalnızca Fadonun Kraliçesi sayılan Amalia Rodriguez'in bir CD'sini aldık ama başka pek çok şey bulmanız mümkün. Denk gelirseniz gidin derim.














Fado demişken, sıraya bir Fado gecesi yazısı alayım bari... Bir sonraki yazıda muhteşem bir yere gideceğiz birlikte: Senhor Vinho bizi bekliyor!

2 yorum:

Anonim dedi ki...

Gulbenkyan musul petrol sahalarinin kaybedilmesinde basrol oynayanlardan birisidir.Bay yüzde 5 olarak bilinir.musul petrollerinin yuzde 5 hissesinin sahibidir, diger ortaklari ingiltere, fransa, amerika.Cumhuriyet kurulduktan sonra ticaret yapmak istemis ama kendisine musul petrollerinin kaybedilmesinde sorumlu tutuldugu icin izin verilmemistir.

Anonim dedi ki...

Agzina saglik ne guzel soylemis !!! Satanlar bir iki degilki, tumen tumen !...