Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şükretmek Güzeldir

İki haftadır tatildeydik. Yaz sezonunu nefis bir şekilde kapattık, ve çok mutlu bir yorgunluk içinde evimize döndük. O yüzden buraları biraz boşladım haliyle. Şimdi de bir sürü iş beni beklerken çoğu hazırda yazılmış olan bu yazıyla bir açılış yapayım dedim. 

Tatildeyken Facebook üzerinden bir şükür zincirine katıldım. ;) Selim'in davetiyle üç gün boyunca üç şey için şükretmek ve sonra da üç kişiyi daha aynı şekilde şükretmeye davet etmek üzere misyonu üstlenir üstlenmez geçtim iPad'in başına. Blogger hastalığı mı desem, bana özel bir arıza mı desem, şükretmeye zaten bayıldığımdan mı desem yazdıkça yazdım, durduramadım kendimi! ;)

İşte şimdi 3X3, yani toplam 9 şükür maddemi sizlerle de paylaşıyorum. Uzun uzun yazarken de bunların Facebook status'lerinde kaybolup gitmesine gönlüm razı olmamıştı ve dönüşte bunları bir blog yazısı haline getirmenin iyi fikir olacağını düşünmüştüm. (Selim ve tanıdığım en güzel şükreden insanlardan Dilara da aynı şekilde düşünüp şükür listelerini paylaşmışlar. Her biri ilham verici, göz atın derim.)

Başlıyoruz...

1) Sağlıkla aldığım her nefes için her gün değil, aklıma gelen her an şükrediyorum. Geçici ve çözümü olan sağlıkla ilgili minik sıkıntılarım ve "amaaan bu da hayatın tadı tuzu canıım" diyerek kendi keyfime göre sağlıksız yaşadığım istisna dönemler dışında çok şükür ki beden, akıl ve ruh sağlığım gayet yerinde. Böyle olduğu sürece de "sıkıldım, bunaldım,vs" şikayetlerini büyük bir lüks ve şımarıklık olarak görüyorum - ki arada bir şımarıklık yapma hakkımız tabi ki var. Ruh sağlığımın ülke koşullarına göre çok sık bozulduğu oluyor elbet ama bu ülke bile beni henüz antidepresanlık aşamaya getiremedi! En fazla iki duble rakı yerine dört dubleyle düzelebilecek bir aşamada olmak bile şükredilesi! Görüyor musunuz her koşulda şükredecek ne çok şey var? 

2) Şaka bir yana, her koşulda şükredilecek bir şey bulabildiğim için de şükrediyorum. Hayat bu... Her zaman merdivenleri adım adım çıkmıyorsun. Bazen zıplaya hoplaya üç beş basamak yukarı çıkıyorsun, bazen yolda tıkanıp duruyorsun, bazen ayağın takılıp yuvarlanarak aşağı düşüyorsun? Her aşamasında gereken dersleri alarak yoluna devam edebiliyorsan ne mutlu sana. Umarım her zaman bu bakış açısını koruyabilir, inişli dönemlerde de hayatın ölümcül kurşununu değil de minik sillelerini yiyerek yoluma devam edebilirim. Şu ana kadar öyle olduğu için şükrediyor, bundan sonrasında da öyle olmasını yürekten diliyorum. 

3) İso'cum sevdiceğim olduğu için şükrediyorum. Birbirimizden çok farklı karakterler olarak birbirimizi sürekli geliştirdiğimizi ve zenginleştirdiğimizi düşünüyorum. Ortak pek çok zevki paylaştığımız için hayatımızı daha keyifli kılabilmemize şükrediyorum. Birbirimize ayrı zevklerimizi, tercihlerimizi, isteklerimizi gerçekleştirebilme olanağı tanıyarak kişisel özgürlük alanlarımıza saygı duyduğumuz için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Zaten o yüzden 15 yılın nasıl geçtiğini anlamadım sanırım. Az şey mi bu yeni dünyada ilişkimde bu kadar süredir hala mutlu, güven dolu hissetmek, bir kez bile boğuluyormuş gibi hissetmemiş olmak, hala çok sevmek ve çok sevildiğimi bilmek, hala birlikte çok eğlenmek? Tabi ki binlerce kez şükürler olsun! 


4) Yaz mevsimi için ve yazı dolu dolu yaşayan bir ülkede olduğumuz içim şükrediyorum. Şehirde yazı çok sevmiyorum, o yüzden hayatımın ilerleyen bölümlerinde bir zaman yılın 6 aya yakın bir süresini yazlık bir yerde, kalanını ise seyahatler ve İstanbul olmak üzere ortaya karışık geçirmek isterim. Umarım olur. Ama o zamana kadar ne yapabileceğime bakıyorum: yazdan, güneşten, denizden, tiril tiril giysiler ve parmak arası terliklerle, cildime güneş koruma kremi dışında hiçbir şey değdirmeden, tercihen tuzumun üstümde kuruduğu, saçlarımdan iyot kokusunu alabildiğim günlerin sayısını olabildiğince artırdığım her yıl için şükrediyorum. Yaz ne kadar güzel ve bu şekilde geçerse tüm senenin de harika geçeceğine dair inancım artıyor, çünkü yaz benim vücudumdaki serotonin seviyesini ciddi ölçüde yükseltiyor! Şu an bu satırları en keyif aldığım yaz durağım Kaş'tan yazdığıma göre ben şükretmeyeyim de kim etsin değil mi? 

5) Beni günah kavramıyla korkutan, şekilsel, dogmatik bir inanç ve düşünce şeklim olmadığı için şükrediyorum. Evrenin ve doğanın mükemmel düzenine, işleyişine, dengesine ve bilimsel akla sonsuz bir inancım var. Tabi doğaya inandıkça doğaya en uyumsuz canlı olan insana olan inancım gitgide azalıyor ama n'apalım. Fark yaratalım diye bize verilen akıl fikrin bir halta yaramayacağını, hatta daha büyük zararlara yol açacağını veren bilseydi vermezdi zaten! İyi insan olmaya inanıyorum. Olabildiğince çevremdeki tüm insanlara, hayvanlara, canlılara yardımcı olmaya, yalan söylememeye, çıkarlarımla çatışsa bile adil olmaya, sağduyulu olmaya inanıyorum. Yarar sağlamaya, karşılıklı gelişmeye, iyi bakmaya, iyi görmeye, sadece kendim için değil diğerleri için de iyilik istemeye -çünkü mutlak mutluluğun böyle sağlanabileceğine- inanıyorum. Kendi cennetimi bu dünyada yaratmaya, seçimlerim ve kararlarımdan kaynaklanan eksikler, kusurlar, yanlışlar olursa da sorumluluğumu alıp gerekeni yapmaya çalışıyorum. İçten ve iyi niyetlerle istemenin ve şükretmenin önemine inanıyor ve faydasını kendi yaşamımda görüyorum. Böyle bir inanç sistemim var işte. Ve kendisinden gayet memnunum. 


6) Hayattaki hedefim "mutlu olmak" olduğu için şükrediyorum. Beni mutsuz eden her şeyden ve herkesten kaçıp, sadece mutlu eden durumlarda bulunmayı tercih ediyorum. Hiçbir alanda süper, hiper olmak gibi bir derdim yok. Kendi hayatımı hiçbir zaman başka hayatlarla kıyaslamadım, kıyaslamam. Mutluluk çok değişkendir, çok kişiye özeldir. Kendi güncel mutluluk nedenlerime bakar, onları gerçekleştirebiliyorsam mutlu bir hayat sürdüğüme inanırım. Şikayet etmekten nefret ederim. Dolayısıyla mutsuz olduğum bir durumdan dolayı mızmızlanmak yerine derhal onu değiştirmek, geliştirmek için bir şeyler yapmanın yollarını ararım. İşinden, eşinden, hayatından, kilosundan, vs durmadan şikayet edip de değiştirmek için hiçbir şey yapmadan ööyle yıllar geçirenlere şaşırarak bakarım.Hapsolmaya gelmedik şu hayata! (Elden bir şey gelmeyen sağlık sorunları ve ölüm gibi nedenleri hariç tutuyorum; orada biraz isyan etme hakkı olabilir bence). Yani mutluluk için de emek gerekiyor şu hayatta azizim, ama sonuçları için kesinlikle değer diyorum. Zamanında konfor alanımdan çıkarak kariyer değişikliği yaptığım için, beni mutsuz eden kişisel ilişkilerimi sonlandırdığım ya da minimumda tutabildiğim için biraz ahkam kesebilme hakkı gördüm kendimde bu maddede. 

7) Blog yazmak, kitap okumak, tiyatro izlemek, sergi gezmek gibi özel zevklerim olduğu için şükrediyorum. Bunların bana kazandırdıklarının paha biçilemez olduğunu düşünüyorum. Blogum sayesinde paylaşmanın güzelliklerini yoğun bir şekilde yaşadığım gibi, üstüne bir sürü de nefis insan tanıyorum. Kitaplar ve tiyatro sayesinde oturduğum yerden farklı dünyalara, bambaşka hayatlara ve insanların iç dünyalarına seyahat ediyorum. Sergi gezerken insanın duygularını ve düşüncelerini ifade etmesinin binlerce farklı çeşidi olduğunu görerek etkileniyor, dehanın bambaşka boyutlarında geziniyorum. Tüm bunların sonucunda da iyi ki herkes birbirinin aynı değil diye şükrediyorum. 

8) Seyahat edebilecek ve bu seyahatlerden keyif alabilecek maddi ve manevi zenginliğe sahip olduğum için belki on yüz bin kere şükretmişimdir! Seyahat kadar öğretici başka bir deneyim olmadığını düşünüyorum. Hayatta en keyif aldığı şey deneyim biriktirmek olan benim gibi biri için her seyahat bir hazine. Farklılıkları görmek, yeni lezzetler tatmak, hiç bilmediğin sokaklarda saatlerce yürümek, yabancısı olduğun bir yerden dönerken orayı yerlisi olmak isteyecek kadar sevmek (her seyahatte olmaz tabi bu dediğim), farklı insanlar, farklı giyimler, farklı müzikler arasında hiç de yabancı hissetmemek, yeni bakış açıları keşfetmek beni en çok mutlu eden şey. Elbette ve maalesef "turist" olarak gezebiliyoruz hayat koşullarımız nedeniyle. En büyük dileğim başka ülkelerde bir "gezgin" olarak da zaman geçirebilmek. 


9) Başkaları ne der, düşüncesiyle kendimi baskılamadığım; başkalarını etkilemeliyim motivasyonuyla içeriğe değil görüntüye odaklandığım bir hayatım olmadığı için şükrediyorum. Evet, o "iyi ve kötü niyetli başkalarıyla" bir arada olmak zorundayım, ama ben istemediğim sürece hayatıma müdahale izinleri olmadığını da belirtmeliyim. Kendimi zorunda hissettiğim için yaptığım hiçbir şeyden hayır gelmez. O yüzden çok şükür ki şu ana kadar hayatımı hep kendi seçimlerim doğrultusunda yönlendirdim, istediğimi yapmayı ve istemediğimi yapmamayı becerebildim. Formalitelerden, zorunluluklardan, mecburi ilişkilerden (iş-arkadaş-aile fark etmez) ölesiye sıkıldığım için kendi sınırlarımı belirleyebildim ve öz dünyamı kurabildim. Öz değerlidir; benim için de öyle. O yüzden o özün bir parçası olan her şeye ve herkese gözüm gibi bakabilmeyi diliyorum.

Bunlar sadece üç gün için seçtiklerimdi. Ben oldum olası şükretmeyi çok sever ve aklınıza gelebilecek -normal ve absürt- binlerce şey için şükredebilirim. O yüzden de çok keyif alarak kabul ettim Selim'in bu davetini. Sizin de aklınıza şükredecek binlerce olmasa da tek bir şey bile getirebilirsem ve bu yazıyı okuduktan sonra onun için şükrederseniz ne mutlu bana. Çünkü kendimi şükür zincirini devam ettiriyormuş gibi hissedeceğim. Çünkü şükretmek güzeldir; güzellikleri de beraberinde getirir.

İyi haftalar hepimize...


Yatay Kulem :)

Gördüm ki Euphoric bir dalga başlatmış, Leylak Dalı da kendisine katılmış. Eksik kalmayayım ben de kendi yatay kulemi paylaşayım dedim. :) İşte benim okunmayı bekleyen kitaplar rafımda duranlar:


Her zamanki gibi Hansel ile Gretel de onların bekçiliğini yapıyorlar. Bu yatay kule dışında Aralık ayındaki İdefix Sanal Kitap Fuarı'nda alınmayı bekleyen bir de sanal kulem var. Belki bir ara onları da paylaşırım. Ama şimdi sırada gezi notları var.  

Umarım herkes hoş gelmiştir. Eğer hepimiz hazırsak, Budapeşte notlarımı yazmaya başlıyorum. Benden ayrılmayın.

Mim: 10 Soru 10 Cevap

Sevgili Ruhdağı tarafından sobelenmiş bulunmaktayım. O zaman icabı neyse yerine getireceğiz artık. Bu mim de pek keyifliymiş bu arada (öyle her mim'e de bayılmam yani) :) Neyse, başlıyorum, hazır olun!

1-Gün içinde eğer gerçekleşirse şok geçireceğin şey:

Migros'tan alınacaklar, bir daha ki kitap alışverişinde alınacak kitaplar, Google'dan bir ara araştırılacaklar, çeviri bittikten sonra yayınevi edtörüne iletilecek ufak notlar, kapıcıya verilmesi gereken gazete parası, para gönderilecek bir hesabın IBAN numarası,  kocaman önümde dursun da unutulmasın diye çerçeve içine alınmış bir not ve bunun gibi bir sürü şeyi not ettiğim bir defter duruyor masamda. Ama düzen hak getire. Korkunç bir yazıyla, sayfanın bir orasına bir burasına, yarı eğik yarı düz yarı ters yazılmış bir defter. Ama tabiri caizse hani şu ilkokulda öğretmenlerimizin "berbat bir defterin var" yerine kullandıkları "ne bu böyle, bakkal defteri gibi" dedikleri cinsten. Herhangi bir gün oturup da ona satır satır, inci gibi bir yazıyla, düzenli notlar alırsam kesin şok geçiririm herhalde!


Not: Bu arada İso'yu da feci kıskanıyorum bu konuda. Farklı kullanım alanları olan bir sürü ebatta not defteri var ve içindeki inci gibi dizilmiş notları gördükçe not alırken yanlışlıkla eline çarpmak, defterinin üzerine kahve dökmek ya da sayfalarını kırıştırıp suçu da temizlikçi kadına atmak geçiyor aklımdan. Kocamı biraz tanıyorsam bunu okuduktan sonra defterleri için koruma kutuları falan alır şimdi! :)

2-Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey:

Alışveriş meraklısı biri değilim. Hatta bu sezon hiç kış alışverişi almamış olmakla övünüyorum. O yüzden uykularımı kaçıracak bir alışveriş objesi aklıma gelmiyor. Ama diyelim ki oldu, o zaman kesinlikle Mudo Concept'te gördüğüm bir şeydir. Ne olacağı hiç önemli değil, ama bu kadar tutku duyacağım şey kesinlikle bir Mudo Concept ürünüdür.

3-Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey:

Yiyecek yok. Ama "Hadi içmeye gidelim" ya da "Evde şarap&peynir/rakı&balık mı yapsak?" cümleleri uğruna diyetimi kesinlikle bozarım. Her hafta sonu olduğu gibi.:)



4-Uğurun var mı, uğurun?

Yok ya. Öyle inançlarım yok. Çok istediğim bir şeyle ilgili olumlu düşünmek ve onun için çalışmak dışında herhangi bir uğura inanmıyorum.

5-Kendine en yakıştırdığın renk:

Yazın bronzlaştığımda beyaz. Koyu kahveden kreme kadar tüm kahve tonlarına da bayılır ve yakıştırırım kendi tenime ve saçlarıma falan. (Az önce İso'cum geçti yanımdan, ona da bu soruyu sordum, o da kırmızı dedi.)

6-En sevdiğin takın:

Takı merakım yoktur. Saat ve yüzük dahil hiçbir şey takamam. Arada bir dışarı çıkarken taktıysam da eve gelir gelmez ilk çıkardığım şeyler takılar olur. Dışarı çıkarken de genellikle evlilik yüzüğüm ve Kolyekolik'in kolyelerinden birini takıyor olurum.

7-Takıntın?

Bazen bir şarkıyı ya da bir yiyeceği takıntı haline getirdiğim olur. O şarkıya takıldıysam günde 30 defa 3 gün dinleyip sonra bir daha sonsuza dek dinlemediğim olur. Ya da diyelim ki Çokoprens'e bayılıyorum. Bir ay boyunca her gün yer, sonra sonsuza kadar unutabilirim. Aynı şeyleri aynı sırayla yapma durumum da takıntı sayılabilir sanırım. Sabah evi havalandırma, bilgisayar açma, kahvaltı, Google Chrome'da açtığım sekmelerin sıralaması, kahve, gazeteler gibi günlük işlerimin sırası hep aynıdır. Yani sabah 9.00 ile 12.00 arasında yaptıklarımın kaydı tutuluyor olsa her günüm aynı görünebilir.

8-Bavulum çoktan hazır,gitmek istediğim şehir,ülke?

Afrika! National Geographic belgeselleri tadında bir gezi. Safariler, çadırda konaklama, timsahlı nehirlerde gezme, goril turları, zürafaları ve filleri doğal ortamlarında görme, yerli halkın yaşamına & ritüellerine tanık olmak.. Her şeyiyle detaylı ve turistik olmayan bir Afrika deneyimi yaşamak isterim.












9-Ben bu şarkıyı duyunca şakırım:

Çalın şöyle Goran Bregovic'ten kıpır kıpır bir şeyler de coşalım!

10-Solunda ne var?

Çalışma odamın çok sevdiğim okuma köşesi var. Baba koltuğumuz (İso'cum kendi koltuğu olduğunu iddia ediyor), yanında anneanneciğimden kalma sandık, annem ve babamın evlendikleri zamandan kalma (annemin fikri olarak yaptırdığı) şişe abajur. Huzur köşesi de diyebiliriz kısaca...















Mim'i birilerine de göndermem gerekiyor sanırım. Kaç kişi olduğunu bilmiyorum, isteyen herkes cevaplasın ama en çok da Kolyekolik, Sevgi , Seda, Nesobaby ve Burcu cevaplasın, olur mu? :)

Mim: 2009 neden İyi Geçti?

Sevgili Sinem tarafından mimlenmişim. Bu kez 2009′un neden iyi geçtiğine dair 5 madde (en az) yazılacak ve 5 kişi mimlenerek oyuna dahil edilecekmiş. Aslında 2009 son yıllarda hatırladığım en kötü senelerden biriydi. Genel olarak kayıplar, hastalıklar ve bunalımlarla damgasını vurmuş olsa da yaşamıma mutlaka iyi bir şeyler de vardır içinde diye düşünerek oturdum mim'in maddelerini yazmaya.

2009 iyi geçti çünkü,

1) Spora gidecek, blog yazacak, tiyatroya, sinemaya, sergilere gidecek, kitap okuyacak, çeviri yapacak ve yiyip, içecek kadar sağlıklı bir sene geçirdim.

2) Her sene minimum iki tane yurtdışı seyahat hedefimizi gerçekleştirdiğimiz bir sene oldu. (Paris'e ikinci gidişimdi ama olsun, İso'cumu gezdirdim.) Her ikisi de yeni yerler, yeni fotoğraf kareleri, yeni yemekler ve şaraplarla dolu çok keyifli gezilerdi. Bir de yine çok keyifli yurtiçi gezilerimiz oldu Antakya ve Kemer'e... Senenin en güzel haftalarıydı bunlar...

3) Sevmediğim insanları görmeme ve onlarla aynı ortamlarda bulunmama lüksüne sahiptim bu yıl da... (Dalga geçmeyin, bu gerçekten büyük bir lüks bence!)

4) Kolay ya da zor yollardan sevdiklerimin değerini bir kez daha anladım. Onları kaybetmeyi asla istemediğimin ve hayatım boyunca yanımda olmalarının benim için ne kadar önemli olduğunun bir kez daha farkına vardım. Zor yollardan anladıklarımla ilgili olarak yaşanan nahoş olayların telafisi ve düzelmesi sonucunda hissettiğim o büyük rahatlama ve mutluluk duygusunun değerini anlayabilmiş olduğumu umarak, bir daha böyle nahoş olaylar yaşanmaması için kendi adıma elimden geleni yapma kararı aldım.

5) Çevremde ve ülkemde olup bitenlere karşı hâlâ duyarlı ve ilgili kalabilerek 2009'u tamamladım. Algılarımın, duygularımın ve tepkilerimin körelmediğini görmek mutluluk verici. Ayrıca ne olursa olsun 2010 ile ilgili planlar yapacak kadar umutlu bitirdim 2009'u. Eh, öldürmeyen acı da güçlendirdiğine göre 2009'un yaşanan tüm sevimsiz anlarına rağmen beni daha olgun bir insan yapmış olduğunu düşünüyorum (ya da öyle olmasını ümit ediyorum).

Bu Mim'i yanıtlamak isteyen herkese göndereyim ben de.

2010'un hepimiz için 2009'dan daha güzel geçmesi dileğiyle...

Mim: Kendimle İlgili 7 İlginç Bilgi

Spor salonu dışında bloglar aleminde de karşılaştığım sevgili Burcu tarafından mimlenmişim. Bu seferki mim ise bizden kendimizle ilgili 7 ilginç bilgiyi paylaşmamızı istiyormuş. Başlayalım bakalım, aklımıza neler gelecek...











1) Daha önce de bahsetmiştim diye hatırlıyorum ama ilginçlik denince aklıma ilk gelen özellik de bu oldu galiba. Kabuklu olan her şeyin kabuğunu yemeye bayılırım ben!! Kaplama fıstıklar, börek, ekmek, ay çöreği, poaça, aklınıza ne gelirse... Büyük bir ustalıkla kabuğu içinden ayırır ve mideme indiririm. İçi ise öyle yetim gibi kalıverir tabakta... Bir de portakal ve mandalina kabuklarının içindeki beyaz yerleri kemirme gibi bir durumum vardır ki sırf bu yüzden kalın kabuklularından alırım bu meyvelerin... Bir kabuk problemim var yani anlayacağınız... :)

2) Konuşurken burnum oynuyormuş!! Bazen kendimi kaptırmış harıl harıl bir şeyler anlatırken İso'cumun gülmemek için kendini zor tutarak burnuma bakmasıyla farkına vardığım, onun dışında unuttuğum bir özelliğimdir bu oynak burnum. Neyse, beterin beteri vardır... Ya burnum Pinokyo gibi olsaydı ne yapardım? :)

3) Geç kalmamak için her yere erken gitmek! O kadar abartılıdır ki bu özelliğim, her yere yarım saat ilâ bir saat erken giderim. Bir tür geç kalma fobisi diyelim! Bir de düzenli gittiğim yerlere hep aynı saatlerde gitme durumum vardır ki İso'ya göre kesinlikle tedavi olmamı gerektiren bir durumdur. Örneğin beş yıldır gittiğim spor merkezinin kayıtlarına bakılsa, saat 19.30'da başlayan dersler için 18.58 ile 19.03 arasında merkeze giriş yaptığım görülebilir. Ne bir dakika eksik ne bir dakika fazla! Aynı şekilde bankada çalıştığım dönemlerde şubeme ya da üniversitedeyken derslere giriş saatlerimde de hep aynı saatlere rastlamak mümkündür. Hayatım boyunca bankaya tek geç gidişim İso'nun beni arabayla bırakmayı teklif ettiği zamana rastlar. Üniversite hayatım boyunca da tek uyuyakalışım zaman konusunda en takıntılı hocalarımızdan Muhan Hoca'nın (nur içinde yatsın) sınavıdır. Neyse ki bir dakika kala yetişmiş ve kendisinin gazabından kurtulmuştum! Hâlâ evde bilgisayarı açış saatlerimin kaydı olsa, aynı takıntıyla iş yaptığımı görebilirdiniz.

4) Dönercilerin yanından geçerken korkarım! Neden mi? O döner etinin durduğu kılıç gibi ve kızgın metal parçanın bağlı olduğu yerden kurtulacağını ve üzerindeki sıcak dönerle birlikte üstüme düşeceğini düşünerek çekinirim. (Bir psikologa gitsem neler çıkacak bilinçaltımdan merak ediyorum doğrusu!)

5) Bir sinek türü var. Ya da uçan bir böcek. Adını bilmiyorum, ama feci bir vızıltısı vardır. Normal bir karasinek ya da sivrisinekten daha yoğun. Balkon direğinde ya da bir çamaşırın üstünde görüp de kovmak için terliğinizin ucuyla falan ittiğinizde "tak" diye ses çıkararak yere düşer. Hani sanki kabuklu bir fındık yere düşmüş gibi. Sonra da düştüğü yerden kalkıp o sesi çıkararak uçar ve dibinize kadar pike yapıp öyle uzaklaşır. İşte o sineği gördüğüm andan itibaren başlayan bu süreç içinde kollarım ve bacaklarımın her santimetrekaresi tavuk derisine dönüşür! Hiç abartmıyorum. Sesini tamamen duymayana kadar da öyle diken diken kalakalırım! Tüylerin diken diken olmasından farklı bir diklenme halidir ve hiç hoşlanmam bu durumdan! Balkon kullanılan ayların kabusudur! Sezon boyunca üç beş defa görsem de yeter bana!

6) 32 yaşındayım ama yoğun yaşlanma belirtileri gösteriyorum. Öyle böyle değil! İso'cum yakında pencereden mahallenin çocuklarına bağıran, onların toplarını falan yakalayıp kesen, beyaz saçlı, huysuz ihtiyarlara dönüşeceğimden korkmaya başladı. Böyle bir kalbim mi çarpıyor, tansiyonum olabilir mi, spor yaparken dizlerimdeki kıkırdaklara zarar veriyor muyumdur gibi sağlıkla ilgili olur olmaz düşünceler ve evham olayı başladı. Ya da film izlerken koltukta uyuyakalmalar. Korku filmlerine dayanıklılığın azalması. Ülker'in son reklamında ağlamak. Roller coaster'lara falan binememek. Daha pek çok örnek var buna benzer ama aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Kısacası hızla yaşlanıyorum!

7) Mr. Muscle olmam! (Bundan da daha önce bir yerlerde bahsetmiş olabilirim.) Aynanın karşısına geçmiş önce kollarımı iki yana açarak göğsümüm üstünde kemikler çıkıp çıkmadığını, sonra karnımı içime çektiğimde göğüs kafesimin kemiklerinin çıkıp çıkmadığını, en son da yan dönüp kamburumu çıkarıp sırtımdaki kemiklerin çıkıp çıkmadığını kontrol ediyorsam bilin ki aslında tartılmak gibi basit bir eylemi gerçekleştiriyorumdur. Ama kollarımı Temel Reis gibi sıkıp, üst bacaklarımı ve kollarımı sallayıp, iki yanlara eğilip yağ ve kas oranıma da bakarım. Daha detaylı bir kilo analizi diyelim..:) Sonuç ise hep aynı çıkar: Kilo almışım!!! İso'cum'da beni izlerken "Mr. Muscle gibi hareketler yapacağına banyodaki tartıya çıkıp kurtulsana!!" der ama böyle bir durumda tartıya çıkmanın daha korkutucu olduğunu hiçbir zaman bilemez. Aslında bu hareketlerin hepsi tartıya çıkılacak doğru zamanı bulmak için yapılmaktadır. Çünkü tartı aşamasına geçmek için bütün kemiklerin net bir şekilde görülmesi gerekmektedir!! :)

Bunlar benim bana göre ilginç kategorisine giren özelliklerimdi. Şimdi de ilginç özelliklerini öğrenmek istediğim yedi kişiyi belirtmem gerekiyor. İşte benim mimlediklerim:

Kolyekolik
Ata
Iraz
Mügemmel
Ruh Dağı
Sevgi
Nymphea


Ödülü alanların, yukarıdaki fotografı yayınlaması, kendi hakkında 7 ilginç şey yazması, 7 kişiyi linklerini vererek ödüllendirmesi ve kendini ödüllendireni belirtmesi gerekiyormuş.

Bir de unutmadan söyleyeyim bu mim olayının emrivaki kategorisine girmesine karşı olduğumu daha önce de yazmıştım. O yüzden gerçekten canınız istiyorsa, keyif alacaksanız ve zamanınız varsa yazacağınızı, yoksa yazmayacağınızı düşünerek sizleri mimledim. "Off, durduk yerde bu da nereden çıktı, zamanım yok, canım istemiyor, vs" gibi her türlü mazeretiniz kabulümdür. Biz de bu tür konularda darılma, gücenme yoktur; paşa gönül kriterleri geçerlidir! Dökülün bakalım! :)

Mim: Kitap Kurtlarının Dikkatine!

Geçen hafta Kıymet tarafından mimlenmiştim. Ancak keyifsiz bir nedenden dolayı Adana'da olduğum için ancak bugün yazabiliyorum. Neyse ki mimin konusu çok keyifli: kitaplar! Hemen sorulara geçeyim...

1. Şu an okumakta olduğunuz kitap ve kısaca konusu:

Pınar Kür'ün Asılacak Kadın adlı kısacık romanına başladım. Zamanında filmi de çekilen ve olay yaratan bu roman da ne zamandır okunacaklar listemdeydi. Gerçek hikayeden yola çıkılmış bu romanda yalnızca görünene bakarak önyargılı davranmanın ve adalet anlayışındaki çifte standartların olumsuz etkileri üç karakterin üç farklı bakış açısından bizlere sunuluyor. İlgi çekici bir anlatımı olduğu kesin!

2. En son aldığınız kitap:

Emile Zola'nın Nana adlı romanını aldım. Daha önce Meyhane'yi çok severek okuduğumdan bahsetmiştim. Nana da onun devamı niteliğindeymiş. Yani ayrı ayrı da okunabilecek romanlar ama Nana'daki baş karakter Nana'nın Meyhane'deki baş karakterler olan Jervez ile Kupo'nun evden kaçan kızları olan Nana olduğunu öğrenince Meyhane'nin ardından bu romanı okumaya karar verdim ve aldım.

















3. Şimdiye kadar aldığınız kitaplar arasında en sevdiğiniz:

Çok var... Saymakla bitmez... İlk aklıma gelenler Nietzsche Ağladığında, Anna Karenina, Uçurtma Avcısı, İstanbullular (ve genel olarak Buket Uzuner romanları), İnci Aral'ın Safran Sarı-Yeşil ve Mor üçlemesi, Ayşe Kulin'in birçok romanı (Adı:Aylin, Nefes Nefese, Geniş Zamanlar, Veda ve Umut gibi), Zülfü Livaneli'nin romanları (Mutluluk başta olmak üzere Leyla'nın Evi ve Son Ada) ve Elif Şafak'ın Aşk romanları oldu.

4. Bir türlü bitiremediğiniz, bitirseniz de illallah dedirten kitaplar:

Orhan Pamuk'un Kara Kitap'ını bitiremedim, Benim Adım Kırmızı'yı da illallah diyerek bitirdim!

5. Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap:

Bu sorunun yanıtı için birinci ve ikinci sorunun yanıtlarını birleştirebilirsiniz: Asılacak Kadın'ı bitirip Nana'ya başlamayı düşünüyorum.

İçinden gelen herkes bu mimi kendisine gönderilmiş kabul edebilir. Zira fazla kitap önerisi göz çıkarmaz diye düşünüyorum. Sizde ne var ne yok? Anlatın bakalım! :)

Yaratıcı Blog Ödülleri Mimi

Nymphea , Zeynep , Lisya , Bahar Karları , Dışavurum ve Biraz Şöyle Biraz Böyle beni mimlemiş. O yüzden ilk olarak buradan onlara teşekkürlerimi gönderiyorum.

1. Ödülün logosunu bloguna eklemek.
2. Ödülü aldığın kişinin linkini, ödülle ilgili yazına yazmak.
3. Sevdiğin 7 şeyi listelemek.
4. Sevdiğin 7 blogu listelemek.
5. Ödülü göndereceğin bloglara mesaj bırakmak gerekiyormuş


İlk iki maddeyi gerçekleştirdiğimize göre gelelim sevdiğim 7 şeye... Yedi biraz az olmuş sanki, ama ne yapalım artık! Başlıyorum:

1) Kendim! (Bayılıyorum kendime, yalan mı söyleyeyim yani! Her halimle seviyorum kendimi uleeeenn! :) Zaten bencil olarak bilinirim ve bencil ile egoistin aynı anlama gelmediğine dair şöyle bir açıklama duyduktan sonra bencil olmaktan hoşlanır da oldum: bencil 'ben'merkezci olan kişi; egoist ise ego-merkezli davranan kişi oluyormuş. Egomun oldukça normal seviyelerde olduğunu çevremdekiler bilirler. O açıdan bir arızam yok, çok şükür ki. Bencilliğimi de arıza olarak görmüyorum ve kendisinden son derece memnunum.)

2) Ailem (evet, farkındayım, içinde bir sürü insan var bu kategorinin, ama dua edin ki "sülalem" demedim! Ya sülaleme bayılıyor olsaydım, o zaman n'olurdu düşünebiliyor musunuz? Burada en azından kocam ve çekirdek ailemle durumu abartmamış sayılıyorum!)

3) Kitaplar (şimdilik işin okumak ve çevirmek kısmı beni ilgilendiriyor, ileride yazmak da ilgilendirsin isterim.)

4) Blogum (Neredeyse günlük yaşamımın bir parçası haline geldi. Hatta "Vay be, bunu bloga mutlaka yazmalıyım!" diye ilginç bir şeyi heyecanla bir yerlere not edişim ve karşılığında İso'cumun "Vay be, yine gündemi değiştireceksin anlaşılan!" diye benimle dalga geçişi aramızda yaşanan klasik bir olay haline gelmiştir.

5) Seyahat (yurtiçi-yurtdışı, dinlenmek, eğlenmek, keşif, macera, her ne için olursa olsun yeni bir yerlere gitmenin heyecanı! Buradan yetkililere sesleniyorum: İsterseniz size harika gezi yazıları yazabilir, keşfedilmedik yerler keşfeder, muhteşem bilgilerle dönerbilirim. Maaş falan da istemiyorum. Yeter ki beni dünyanın her köşesine gönderin. Bir gün Iguaçu Şelaleleri'nden, diğer bir gün Tac Mahal'den, bir gün Montmartre'den, bir gün Kazablanka'dan, bir gün Afrika'da safari yaparken, bir gün Maldivler'de bembeyaz kumsalların tadını çıkarırken, başka bir gün Norveç Fiyortlarının arasından ya da Como Gölü'nden, bir gün Universal Studios'tan, bir gün Büyük Kanyon'dan, bir gün Göcek'ten bir gün Mardin'den sizlere seslenebilsem dünyanın en mutlu kadını olabilirdim herhalde! Listem elbette daha bitmedi, ama bir şekilde kendimi durdurmam gerektiğine karar verdim.)

6) Spor (En çok açık havada yürüyüş yapmayı sevmeme rağmen spor salonunda yapılan sporun daha verimli olduğuna inanıyorum. Ayrıca düzenli olarak spor salonuna gitmekten sıkılanlardan da değilim. Orada yapılan sporu ve stüdyo derslerini de seviyorum. Spor sonrasında buhar banyosu keyfi yapmaya ya da yalnızca duş aldıktan sonraki o dinçlik hissine bayılıyorum.)

7)Yaz mevsimi (Kesinlikle güneş enerjisiyle çalışan bir insan olduğum için yaz mevsimine bayılıyorum. Güney illerinde yaşıyor olsaydık, ilkbaharı da ekleyebilirdim, ama İstanbul'da kesinlikle yaz mevsimi beni kesebilir! Hatta bu seneki yazın beni hiç kesmediğini belirtmek isterim. Seneye adam gibi bir yaz istiyorum mümkünse! Bu arada kış depresyonu diye bir şey gerçekten varmış. Adına seasonal affective disorder (mevsime bağlı psikolojik bozukluk diyebiliriz) deniyormuş. Bunu öğrendiğimde nasıl sevindim anlatamam. Çünkü özellikle bu sene sürekli kapalı ve yağışlı geçen kış mevsimi sonrasında hafiften tırlatmak üzereydim! Demek normalmişim! Bu depresyonu atlatmak için de Mart ayında güneş görebileceğiniz bir yerlere kaçmanız öneriliyormuş. "Anne, Mart ayında bir iki haftalığına size kaçabilirim, ona göre!" :) )


Al işte, yedi madde bitti bile! Daha bir sürü şey var sevdiğim. Yeme, içme, etkinlikler, dost sohbetleri, doğa ve hayvanlar, yaratıcı zeka örneği çalışmalar, takdir edilesi kişiler, imgelemelerim... Neyse, bu blogu takip edenler az çok onları da biliyorlardır zaten.

Gelelim 4. ve 5. maddelere. Yedi blog seçmem gerekiyor, ama bu kez yapmayacağım. İki nedeni var: Birincisi gerçekten de İzlediğim Bloglar listesinde yer alan blogların hepsini beğendiğim için oraya eklemiş olmam ve hepsini takip etmem. Elbette bazıları daha fazla ilgimi çekiyor, ama hepsini beğeniyorum. Dolayısıyla ödülüm onlara gidiyor. İkinci neden ise tık tık diye ilgili blogun kapısını çalarak "sana bir ödül verdim, haberin olsun" demekten pek de hoşlanmıyorum galiba. Beğendiğimi söylemekle ilgili bir problemim asla yok (buradan beğendiğim birçok şeyi açıkça yazmışımdır), hatta eminim o mesajı alan kişinin hoşuna da gider böyle bir durum (benim gitti şahsen) ama yine de ufak da olsa bir zorlama ve emrivaki durumu söz konusuymuş gibi geliyor.

Yani mim dalgaları yine olsun, iyi, hoş, ama hepimiz fiks format halinde şu üstteki logoyu koymayalım, aynı beş maddeyi yazmayalım, sadece sorulan soruyu cevaplayıp, yazımızın içinde de seçtiğimiz birkaç kişiye gönderme yapıp, bitirelim o dalgayı diye düşünüyorum. Yaratıcı Blog Ödülü'nün bile yaratıcılığımıza el atması biraz sinirime dokunmuyor değil! Ama siz bana bakmayın. İzlediğim Bloglar, ödülüm size! Cevaplarınızı yazmaya başlayabilirsiniz.

Benim İçin Mutluluk...

Kıymet'ten pası aldım. Benim için mutluluğun ne(ler) olduğunu yazmamı istemiş. Hemen başlıyorum:

* Elbette aldığım her nefes, attığım her adım, iyi ya da kötü gördüğüm/algıladığım/duyduğum/hissettiğim her şeydir... Şu buz gibi günlerde evimden içeri girer girmez her yerimi saran sıcaklıktır... Keyifle yediklerim ve içtiklerimdir... Yani kısacası var oldukları için her an şükretmem gereken (ama malesef çok nadir anlarda aklıma gelen) sahip olduğum bir sürü şeydir.

* Yanında rahatlıkla gülebildiğim ve ağlayabildiğim, bir şeyler (pardon çok şeyler, hatta her şeyi) konuşabildiğim, fikir alabildiğim, keyifli/keyifsiz anları paylaşabildiğim, yanında sarhoş olabildiğim (ama "tüh ulen, ne yaptım ben!" diye düşünmediğim), karizma falan düşünmeden komik durumlara düşebildiğim, saçmalayabildiğim, yanında gülme/sinir/yeme krizi gibi bilimum krizler geçirebildiğim, özgür hissedebildiğim, güçlü ve zayıf yönlerimi ortaya çıkarabildiğim (ama karşımdakinin bu sırada benimle ilgili bir SWOT analizi yapmadığını bildiğim!), yani kısacası yanında rahatlıkla kendim olabildiğim kişilerdir mutluluk...

* Seyahat etmektir mutluluk... Hiç bilmediğim uzak ve yakın yerlere gitmek; bildiğim yerlere tekrar gitmek; çok uzak diyarların hayallerini kurmak...

* Güneşli hava ve masmavi gökyüzüdür benim için mutluluk... Yağmur, kar ya da kasvetli havalar yalnızca bazı ruh hallerinde hoşuma giden dekorlar olabilirler benim için.. Ama güneşli havanın her türlü ruh halimi mutluluğa çevirebilme özelliği vardır benim gibi güneş enerjisiyle çalışan biri için...

* Deniz kenarında, üstünde, altında, kıyısında, içinde olmaktır... Bu Boğaz'da yürüyüş yapmak da olabilir, Güney sahillerinde kumsalda tembel tembel uzanmak da... Trafikteyken bile Boğaz Köprüsü'nün üzerindeysem durum değişir mesela... O manzara sevimsiz trafiği unutturur insana...

* Okumak ve yazmaktır... Tiyatroya, konsere, sinemaya, sergiye, kısacası ruhumu besleyen aktivitelere zaman ayırmaktır...

* Spor yapmaktır...

* Zayıf olmaktır (ruhen değil bedenen..:) ) mutluluk... (Yahu benim mutluluğum değil mi, size göre saçma olabilir, beni incecik olmak inanılmaz mutlu eder mesela.. Anlayacağınız üzere şu an mutsuzum!!!)

* İyilik yapıp, denize atmaktır mutluluk...

* Huzurlu uyunabilen uykulardır mutluluk...

* Evcil hayvanlarla haşır neşir olmaktır...

* Nutella kavanozuna ya da puding tenceresine parmağınla dalmaktır...

* Akşam eşinle birlikte oturduğun ve Zeki Müren şarkılarının eşlik ettiği bir rakı&balık sofrasından sabaha karşı dörtte kalkmaktır... Yapılan sohbetin her dakikası, dinlenen her şarkı, keyifle içilen her yudumdur mutluluk...

* Hayal panoma bakmaktır mutluluk... Bir zaman gerçekleşeceğinden emin olduğum, ama şimdilik hayal olan seyahatleri planlamak, hayali evler ve yazlıklar döşemek, hayalimdeki işleri ve ileride evimizin bir üyesi olacak altın sarısı Golden Retriever'a isim düşünmektir..

* Hayattan olumlu beklentilerimdir mutluluk...

Şu kasvetli havada, ailemden çok iyi haberler almadığım, iş-güç anlamında beklenti uyuşmazlığı yaşadığım, kış mevsiminin pisboğazlılığı teşvik eden ruh hali içinde her geçen gün biraz daha kilo aldığımı hissettiğim, üyesi olduğum spor merkezinde bir ay boyunca en sevdiğim tae-bo dersinin yapılmayacağını öğrenerek dün itibariyle yıkıldığım bu mutsuz dönemimde beni mutlu eden şeyleri yazmak çok keyifli geldi...O yüzden Kıymet'e teşekkür ediyorum.

Ben de pası Mutfak Faresi Özlem'e atıyorum. Özlem, sen nelerden mutlu oluyorsun bakalım?