Sergi Haberi: Neşet Günal'dan Yaşayan Desenler

Türk resim sanatının ustalarından Neşet Günal'ın desenleri ve renkli ön çalışmaları Galeri Selvin'de "Yaşayan Desenler" isimli sergisi ile sanatseverlerle uzun bir aradan sonra buluşuyor. Sergiyi 7 Mart tarihine kadar gezebilirsiniz. 

Cumhuriyet dönemi Türk resminin en önemli sanatçılarından biri olan Neşet Günal'ın sanatsal üretiminin temelini oluşturan, desenleri onun figür anlayışının ve toplumsal gerçekçi yaklaşımının en yalın ve doğrudan ifadesini sunuyor. Anadolu insanının gündelik yaşamına, emeğine ve varoluş mücadelesine odaklanan bu desenler, yalnızca birer hazırlık çalışması değil, başlı başına sanatsal değeri olan özgün eserler olarak dikkat çekiyor. 



Sergi, Neşet Günal'ın sanatındaki insani duyarlılığı ve toplumsal bilinçle kurduğu güçlü bağı bir kez daha bizlere hatırlatıyor. 

Sağlam desen yapısıyla doğup büyüdüğü Orta Anadolu'nun çorak topraklarını ve yoksul ama çalışkan insanlarını anlatan sanatçı, tekniği ve yorumuyla Türk resmine yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Desenler bir sanatçının gizli bahçesidir.

Bir desen de tıpkı bir tuval resmi gibi sanatçının özelliklerini yansıtır; hatta onu ele verir. Çünkü izleyici çoğu kez sanatçının kendisine sunulan son ürününü, çoğunlukla tuval çalışmasını görür, öncesini, yani o resmin siyah-beyaz yüzünü, oluşumunu, yaratma sürecini bilmez. Sanatçının bu süreçten geriye bıraktığı en önemli ipucu desenleridir. Sanatçının yeteneği, ressamlığı, kişiliği, özgünlüğü- eğer yapıyorsa- desenlerine bakılarak daha iyi anlaşılır. Desenini resme ulaşmanın ana yolu olarak kullanan Neşet Günal için desen tuval öncesi yapılan hazırlık çalışmalarının ötesindedir. 



Toplumsal ve işlevsel bir sanatı savunması, ilk bakışta Neşet Günal’ın toplumcu gerçekçi sanat anlayışına yakın olduğu izlenimi verebilir. Ancak onun sanat anlayışı, sanatçı kişiliği ve sanatçı tavrı ideolojik bir öncülden ya da güncel bir sanat akımından hareketle değil yaşamın ve yaşadıklarının sürekli sorgulanmasıyla gelişmiş ve biçimlenmiştir. 

Neşet Günal, Levy’nin, atölyesinden arkadaş olduğu genç sanatçılar tarafından 1940 yılının başlarında kurulan Yeniler Grubu’nun, toplumcu gerçekçi sanat anlayışı etrafında toplum ve sanat, sanatın işlevi, içerik- biçim konularında yaptığı tartışmaları, grup içinde olmamasına karşın ilgiyle izledi. Bu tartışmalardan sanat anlayışını geliştirmek için yararlandı. 1948 yılında bursla Paris’e giderken, bütün yaşamı boyunca savunacağı, sanatçının içinden geldiği ve yaşadığı toplumla sanatı arasında bir ilişki olduğu düşüncesine ulaşmıştır. 

Neşet Günal resimlerinde dışavurumcu, fantastik, hatta gerçeküstü öğeleri hep kullanmıştır. Ancak bunların hepsi resmin genel konusunu destekler ve gerçekliğini zenginleştirir. Usta Türk ressam, 26 Kasım 2002 sabahı hayata gözlerini kapadı. Başlıca eserleri arasında, ''Çocuklar'' (1996), ''Korkuluk'' (1989), ''Duvar Dibi'' (1981), ''Toprak Adamı''(1974) ve ''Başakçılar'' (1984) sayılabilir.



Sanatçı hakkında: Türk resminin figüratif duayeni Neşet Günal, 1923'de Nevşehir'de doğdu. Ortaokulu bitirdiğinde devlet bursu ile İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitimine devam etti. 1939 yılında başlayan ve yaklaşık yedi yıl süren Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki eğitimi süresince sanatçı, Nurullah Berk, Sabri Berkel ve Leopold Levy'nin atölyelerinde çalıştı. Sanatçı 1946 yılında Akademi'den birincilikle mezun oldu ve aynı yıl İtalya bursunu kazandı. Fakat bürokratik birtakım engeller nedeniyle iki yıl sonra Paris'e gönderildi. Sağlam deseni ve güçlü anlatımıyla hocası Leopold Levy'nin gözde öğrencilerinden biriydi. Henüz yirmi üç yaşında iken iki eseri 1946 yılında Unesco'nun Paris'te düzenlediği Modern Sanat konulu sergide katılan Türk sanatçılar arasındaki yerini aldı. 1948 yılında Paris' de sanat eğitimine başlayan Günal, pekçok Türk sanatçısı gibi Andre Lhote atölyesine girmiş ancak, Lhote'un öğretilerini beğenmeyerek, Fernand Leger'nin atölyesine geçmiştir. Resimlerinde de Leger'in etkisi görülmektedir. 1954 yılında Türkiye'ye geri dönen Günal, Akademiye asistan olarak atandı. Burada uzun yıllar çalıştıktan sonra 1970 yılında profesör oldu. 1963'te ikinci kez yine Paris'e giden sanatçı, burada vitray ve goblen eğitimi aldı.1969 yılında 30.Devlet Resim Heykel Sergisi'nde "Kör Hasan'ın Oğlu"adlı çalışmasıyla resim dalında birincilik kazanan Günal, yurtiçi ve yurtdışında pek çok karma sergiye katılmıştır. 

Sergi Haberi: Canavarların Vaatleri

“Canavarların Vaatleri” sergisi 1 Mart-26 Temmuz 2026 tarihleri arasında, Ezgi Hamzaçebi küratörlüğünde Hara’da ziyarete açılıyor. Sergi, “canavar” olarak görülen, insan ve insan olmayan bedenlerin, hâllerin temsillerini araştıran on sanatçıyı bir araya getiriyor. 

Sanatçılar: Canavar, Hilal Polat, İrem Aydın, Lara Ögel, Ömer Tevfik Erten, Seçil Epik, Serkan Aka, Şafak Şule Kemancı, Yaşam Şaşmazer, Zeynep Kılınç. 

Heykel, yerleştirme, fotoğraf ve video gibi farklı mecralarda, çoğu sergiye özel üretilmiş eserler, bedenleri ve kimlikleri sabit kategoriler içinde tanımlamak yerine, eşikte ve askıda kalma hâlleri ile ele alıyor. İnsan ile insan-olmayan, canlı ile cansız, doğal ile yapay, işlevsel ile atık, görünür ile bastırılmış olan arasındaki sınırlar bu işlerde sürekli yer değiştiriyor, çözülüyor ya da kasıtlı olarak bulanıklaştırılıyor. Parçalanmış bedenler, hayalet bitkiler, canavarlaşmış imgeler, işlevsizleştirilmiş formlar ve ritüel kalıntıları, varlıkların vücuda gelme sürecine dikkat çekiyor. 

Yaşam Şaşmazer - Udagan

Kusur, mutasyon, hibritlik ve karanlık burada birer sapma değil, potansiyelin, direncin ve başka türlü var olma ihtimallerinin izleri olarak karşımıza çıkıyor. Sergi, canavarı bir tehdit olarak değil, sınıflandırmaya direnen, zamansallıkları üst üste bindiren ve henüz tam olarak tanımlanamayan gelecekleri sezdiren bir eşik figürü olarak ele alıyor. 

Canavar, ne iyi ne kötü, ne içeride ne dışarıda, ne ben ne de ötekidir. Her zaman sınırda, ihlal edici ve dönüştürücüdür. En önemli özelliği ‘insan’ kategorisini doğrudan belirleyen, ‘insan’ın sınırlarını çizen bir işlevi olmasıdır. Canavar figürü, ‘normal’liğin her an çatlayabilecek kırılgan yapısını hatırlatır. Gerçekliğin sınırlarında ve zihinlerimizin yasak girintilerinde gizlenebilir ve her an geri dönüp yarattığımız adaletsiz sistemlere musallat olabilir. 

Canavarlara bakmak ve onların hikâyelerinin peşine düşmek, kendimizle ve kurduğumuz sistemlerin adaletsizlikleri ile yüzleşmemizi sağlar. Serginin kavramsal çerçevesine ilham olan Donna Haraway’in dediği gibi, ancak canavar olduğumuzu kabul edersek, cinsiyet, ırk, tür ve sınıf ayrımının olmadığı, daha eşit ve adil bir dünya yaratabilir ve ‘canavarların vaatlerini’ gerçekleştirebiliriz.” -Ezgi Hamzaçebi 

Hilal Polat - Elalem ve Sülalem

Hara hakkında: Hara, 2022’de sanatçı Canan Bozbağ tarafından kurulan, özgün sergiler, performanslar, konserler, etkinlikler ve öğrenme programlarıyla yaratıcılığı kutlayan bağımsız bir kültür sanat alanı. Ertan Ergöçmen, Özgür Karasu ile birlikte tasarım ve mimari projesini üstlenen Cengiz Kurt’un mimari uygulamasını da yaptığı Hara, peyzaj mimarı Ermanno Casasco tarafından tasarlanan ve kalıcı heykel koleksiyonunun yer aldığı bahçesinin yanı sıra 2.000 m² kapalı alana sahip. Yaratıcı atölye alanları, toplantı ve buluşma mekânları, kafe, mağaza ve kitaplığıyla Hara, ziyaretçilerini dönüştürücü karşılaşmalar ve yaratıcı deneyimlerle buluşturuyor. 

Uskumruköy’ün ormanlık bölgesinde, şehrin çeperinde ama onunla iç içe konumlanan Hara, farklı disiplinlerden sanatçılar, düşünürler ve meraklı zihinler için bir buluşma noktası. Sergi ve etkinlikleriyle her yaştan ziyaretçiye ilham vermeyi amaçlayan Hara, öğrenme programları aracılığıyla da yaratıcı keşfi teşvik ediyor.

Güneş Terkol'un Epipe Sergisi 8 Mart'a Kadar Salt Galata'da

BBVA Vakfı iş birliğinde düzenlenen Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı’yla 2025–2026 döneminde desteklenen projelerden ilki Salt Galata’da sunuluyor. Güneş Terkol’un sergisi “Epipe”, Rusya’dan Çin’e, oradan da Türkiye’ye uzanan bir göç hikâyesinin izini sürüyor. 

BBVA Vakfı iş birliğinde düzenlenen Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı’nın ikinci edisyonu kapsamında desteklenen sanatçılardan Güneş Terkol’un Epipe adlı sergisi Salt Galata’da sunuluyor. 



Epipe, Terkol’un 2002’den bu yana annesi Elmira Terkol ile birlikte yürüttüğü sözlü tarih ve arşiv çalışmasının bir çıktısı. Sanatçı, Kazan Tatarları’nın 19. yüzyıl sonunda Rusya’dan Çin’e ve akabinde Türkiye’ye uzanan kademeli göçüne odaklı bu araştırmadan damıttığı malzemeleri, eski ve yeni işleriyle harmanlıyor. Çizim, animasyon ve dikiş işlerini bir araya getirerek göç yolları, aile hafızası, kuşaklar ve coğrafyalar arası aktarımlar etrafında çok yönlü bir görsel-işitsel hikâye geliştiriyor. 

Serginin geçtiğimiz yıl yoğunlaşan hazırlık sürecinde, Kazan’daki Tatar Kadınları Forumu ve Eskişehir’deki Sabantuy Şenlikleri de dâhil olmak üzere bir dizi araştırma gezisi gerçekleştirildi. Buluşmalarda bolca göç hikâyesi dinlendi, video söyleşiler yapıldı, aile yadigârları ve fotoğraf albümleri sandıklardan çıkarıldı. Bu araştırma hattının son adımı ise Ankara’daki Kazan Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nde, Çin’den göç etmiş Tatar kadınlarının katılımıyla yürütülen dikiş atölyesiydi. Sanatçının farklı ülkelerde kadınlarla birlikte düzenlediği diğer atölyelerde olduğu gibi, bu çalışma da kişisel hikâyelerin ortak bir anlatı içinde yer bulmasına imkân tanıdı. Katılımcıların göç, aidiyet ve aile hafızasına dair paylaşımları, eski Tatar şarkıları eşliğinde kumaşlara işlenerek kolektif bir pankarta dönüştü. 




Epipe, adını dans eden kadın figürünü betimleyen meşhur bir Tatar halk şarkısından alıyor. Savaşlardan ekonomik buhranlara, işgal günlerinden rejim değişikliklerine nice tarihî dönemece tanıklık etmiş bir topluluğun hafızası ile yaşam enerjisine atıfta bulunuyor. Zorunlu yer değiştirmeler boyunca korunan üretim biçimleri, bir aradalık hâlleri ve bedensel eylemler, kuşaktan kuşağa aktarılan deneyimlerin, emek ile direncin repertuvarını oluşturuyor. 

 Epipe, 30 Ocak’tan 8 Mart’a dek Salt Galata’daki Mastercard Sergi Mekânı’nda görülebilir. Sergiye eşlik eden kamu programları yakında duyurulacaktır. Ayrıntılı bilgi ve ücretsiz rehberli turlara kaydolmak için:saltonline.org.

Sergi Haberi: “Kar: Bir Hikâyenin İlk Cümlesi”

Yapı Kredi Bomontiada, 7 – 22 Şubat 2026 tarihleri arasında Hasan Cem Araptarlı’nın “Kar: Bir Hikâyenin İlk Cümlesi” başlıklı fotoğraf sergisini, küratör Derya Yücel’in seçkisiyle, Bozlu Art Project iş birliğiyle izleyiciyle buluşturuyor. Sanatçının Türkiye’nin doğu coğrafyasında kış mevsiminde çektiği bu yeni seri, karın manzara üzerindeki etkisini yalnızca bir doğa olayı olarak değil; zaman, bellek ve insan deneyimiyle ilişkilenen güçlü bir imge olarak ele alıyor. 

Varolmayan Şövalye


Fotoğraf üretimleri uluslararası alanda birçok ödüle değer görülen Hasan Cem Araptarlı bu serisinde karla kaplanan köyler, dağ yolları ve kent dokuları aracılığıyla hem coğrafyanın hem de gündelik yaşamın dönüşümünü görünür kılıyor. Fotoğraflar, karın dünyayı sadeleştiren beyazlığıyla birlikte bir tür zamansal askıya alma hâli yaratıyor, hareketin yavaşladığı, sesin inceldiği, iç dünyanın belirginleştiği bir eşik sunuyor. Araptarlı’nın kadrajında kar, hem örten hem açığa çıkaran bir güç olarak beliriyor. Unutturan ama bir yandan da hatırlatan, görünmeyeni görünür kılan bir ara yüz. 

Küratör Derya Yücel sergiye dair şöyle diyor: “Araptarlı’nın fotoğrafları, karın yarattığı sessizliği bir manzaradan çok bir düşünme alanı olarak açıyor ve izleyiciyi hem dış dünyanın hem de iç dünyanın izlerini yeniden okumaya davet ediyor.” “Kar: Bir Hikâyenin İlk Cümlesi”, sanatçının belgesel duyarlık ile estetik sezgiyi bir araya getiren yaklaşımının yeni bir durağı olarak, izleyiciyi coğrafyanın sessiz ritimleri, mekânın kırılganlığı ve insanın içsel manzaralarıyla yeniden ilişki kurmaya davet ediyor.

Onun Bilip de Benim Bilmediğim Ne Acaba?

Sanatçı hakkında: 

Hasan Cem Araptarlı (d. 1975, İstanbul), fotoğraf pratiğini doğa, coğrafya ve insan arasındaki görünmez bağları araştırmaya adayan bir sanatçıdır. 2014 yılından itibaren fotoğraf alanında üretmeye başlayan Araptarlı, modern dünyanın yabancılaştırıcı ritimleri, yalnızlık, özgürlük arayışı ve marjinal yaşam biçimleri gibi temalar etrafında çalışır. Myanmar, Kamboçya, Malezya, Hindistan, Etiyopya, Gürcistan ve Türkiye gibi farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği projelerle, görünmeyen ya da göz ardı edilen yaşam pratiklerini görünür kılmayı hedefler. Araptarlı'nın kişisel sergileri arasında Water World / Su Dünyası (2017), Genetiğiyle Oynanmamış İnsan (2020) ve İstanbul Balıkçıları (Bomontiada, 2022) yer alır. Fotoğraf üretimleri uluslararası alanda birçok ödüle değer görülmüş; Water World / Su Dünyası ve Hindistan Çingeneleri başlıklı fotoğraf kitapları ise çeşitli uluslararası yarışmalarda ödüllendirilerek sanatçının belgesel yaklaşımını geniş kitlelere ulaştırmıştır. 

Ziyaret saatleri: Her gün 11.00-20.00 arasında olup sanatçının web sitesi ve Instagram hesabı için tıklayabilirsiniz.

Şimdiden iyi gezmeler.
 

Sergi Haberi: Evin'den Şamanlar ve Mitler

EVİN, 22 Ocak – 28 Şubat 2026 tarihleri arasında Mehmet Aksoy’un Şamanlar ve Mitler başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar. 



Yapıtlarında Anadolu kültürü, mitolojik ögeler ve doğayla kurduğumuz ilişkiyi odağına alan Aksoy, Şamanlar ve Mitler sergisinde bu referansları çağdaş heykel dili içinde ele alıyor. Sanatçının da vurguladığı gibi, mitler ve şamanlar dünyası insanlığa bilinmeyeni keşfetme, çözümsüz olanı çözme kapısını aralıyor. Kadim hikayeler hayal gücünden beslenerek doğayı kutsamayı, her varlığın bir ruha sahip olduğu inancıyla doğayla iç içe ve uyum içinde yaşamayı öğütlüyor. Aksoy, sergide bu değerleri hatırlatarak modern dünyada giderek başkalaşan insan-doğa ilişkisine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Şamanlar ve Mitler, mitolojik anlatıların yalnızca geçmişe ait değil, bugün de insanın doğayla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi anlamlandıran bir düşünce alanı sunduğunu görünür kılıyor. 

Sergide, Aksoy’un mermer ve metal gibi geleneksel malzemelerle ürettiği heykellerinin yanı sıra, dijital ortamda üç boyutlu modelleme teknikleriyle tasarladığı ve 3D yazıcı teknolojisiyle hayata geçirdiği heykelleri de ilk kez izleyiciyle buluşuyor. Sanatçının tablet üzerinde dijital olarak modellediği bu yapıtlar, güncel teknolojilerin geleneksel heykel pratiğine sunduğu yeni olanakları görünür kılıyor. Mermerin fiziksel sınırlarının ötesine geçen bu yapıtlar sayesinde Aksoy’un form ve yüzey ilişkisine dair yenilikçi arayışları ön plana çıkıyor. Şamanlar ve Mitler, geleneksel malzemelerle dijital üretim tekniklerini aynı düşünsel zeminde buluşturarak mitolojik anlatıların günümüz heykel pratiği içinde nasıl yeniden okunabileceğine dair bir öneri sunuyor. 




Mehmet Aksoy’un Şamanlar ve Mitler başlıklı kişisel sergisi 22 Ocak - 28 Şubat 2026 tarihleri arasında Pazar ve Pazartesi günleri hariç 11.00–19.00 saatleri arasında EVİN’de görülebilir.

Sergi Haberi: Sevda Üstüne

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Sevda Üstüne” adlı sergisi 12 Ocak – 7 Şubat 2026 tarihleri arasında Galeri Selvin’de açılıyor. 



Türk resim sanatının en önemli isimlerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bugüne kadar hiç sergilenmemiş 50 adet desen ve renkli çalışmalarının yer aldığı bu özel seçki sanatçının üretim sürecine, desen anlayışına ve renk duyarlılığına yakından bakma imkanı sunuyor. 

Bedri Rahmi’nin halk sanatından da beslendiği görsel dili, şiirsel anlatımı, büyük ölçekli eserlerinin dışında kalan, daha içsel ve samimi üretimini ve bu yaratıcı mirasını yeniden keşfetmek isteyen sanatseverler için önemli bir buluşma noktası olabilir. 




Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911–1975), Türk resim ve edebiyat dünyasının en özgün ve çok yönlü sanatçılarından biridir. Ressam, şair ve yazar kimliğiyle Anadolu’nun kültürel mirasını çağdaş sanat diliyle buluşturmuştur. Halk motifleri, kilim desenleri, doğa ve insan temaları Bedri Rahmi’nin eserlerinde güçlü renkler ve yalın bir anlatımla hayat bulur. Sanat yaşamı boyunca resim, mozaik, seramik ve yazın alanlarında önemli yapıtlar üretmiş; sanat eğitimine ve düşüncesine kalıcı katkılarda bulunmuştur. 

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Sevda Üstüne” isimli resim sergisini 12 Ocak – 7 Şubat tarihleri arasında Arnavutköy Galeri Selvinde görebilirsiniz.

Güneş Çağlarcan'dan Gölgelere Ağıt

Nisbetiye On’un içinde yer alan Loft Art’taki Güneş Çağlarcan’ın Requiem for Shadows adlı sergisini 28 Aralık’a kadar gezebilirsiniz.

Öncelikle Loft Art Project’ten kısaca söz edecek olursak, burası bağımsız sanatçılar için eserlerini sergileyebilecekleri sanat alanı yaratmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Akfen Holding bünyesinde faaliyet gösteren ve sanat piyasasında fırsat eşitliği yaratmayı hedefleyen Loft Art, bağımsız sanatçıların üretimlerini desteklemek ve sanat piyasasında onları görünür kılmak hedefindedir. Akfen Holding’in sürdürülebilir olmaya verdiği değeri benimseyen bu sanat alanının elde ettiği gelirler TİKAV’a bağışlanmaktadır.


28 Aralık
’a kadar gezilebilecek olan güncel serginin teması adından da anlaşılabildiği üzere gölgeler -ve temsil ettikleri- üzerine. Çoğu zaman renkli bedensel formlar ve arkasındaki derin gölgelerden oluşan resimlerindeki ışığın ve renklerin siyah ve koyu karanlıkla bir araya gelişinde hem çok tezat hem de çok doğal bir şey var. Hem çok çarpıcı hem de çok gerçek. Hayatın ve insan varoluşunun çok katmanlı yapısını anlatır nitelikte.

Derin gölgeler bastırılmış duyguları, söylenmemiş hayalleri ve gizli iç dünyaları saklıyor. Gölgeler burada bir eksiklik değil, aksine varoluşun kaçınılmaz tanıklarıdır. Yalnızca karanlık olanı temsil etmez, aynı zamanda hafızayı, kayıpları, unutulmayanları ve insanın kendi içindeki çatlakları simgeler diyor sergi alanındaki yazıda. Sanatçı, karanlığın içinde adeta davet niteliğinde bir boşluk alanı olduğunu söylüyor. Anılarınızla, sessizlikle, unutulan anlarla dolmayı bekleyen bilinçli olarak bırakılmış bir boşluk var o gölgelerin arasında. Requiem for Shadows da hem görsel bir yolculuk hem de ışık, karanlık ve ses arasındaki sessiz bir sohbet gibi yapılandırılmış. 



Sanatçı Güneş Çağlarcan sergi açılışında piyano eşliğinde kendi özgün Shadows besteleriyle izleyicisine -ve dinleyicisine- çok daha bütünsel bir deneyim sunmak istemiş. Bir nevi sadece görmeye değil hissetmeye davet gibi. Çok daha derin ve duyumsal bu deneyimi yaşamayı isterdim doğrusu. Belki bir dahaki sefere. Deneyimin görsel kısmı ise 28 Aralık’a kadar Loft Art'ta bizleri bekliyor.

 

“Requiem for Shadows, unutmak ile hatırlamak arasındaki ince çizgide yürüyen bir sergidir.

Bir son gibi görünür…

Ama her ağıt gibi, içinde yeni bir başlangıcın titreşimini gizler.”

Sergi Haberi: Özge Kahraman'ın Karanlığın Hafızası Sergisi Haliç Sanat 2'de

Özge Kahraman ilk kişisel sergisi “Karanlığın Hafızası” ile 13 Kasım 2025-15 Şubat 2026 tarihleri arasında İBB Kültür ve İBB Miras’ın katkılarıyla sanatseverlerle buluşuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından restore edilerek birer kültür sanat merkezine dönüştürülen Balat Fener Evleri’ndeki Haliç Sanat 2’de yer alan sergi, yeraltını zaman, hafıza ve bilinçaltı arasındaki ilişki üzerinden ele alıyor. 



Özge Kahraman’ın bu sergideki pratiği, on iki yıllık mağaracılık deneyiminden doğan beden-temelli bir araştırma alanına dayanıyor. Mağaraya fiziksel iniş, zaman içinde depolanmış maddi hafızayı belgelemenin aynı zamanda zihinsel hafıza ile bağ kurduğu bir eylem. Her iniş; dış mekândan iç mekâna, görünen zaman ölçeğinden yavaş, çok katmanlı jeolojik zamana geçişi temsil ediyor. Bu kayma, sanatçının üretiminde metodolojik bir düşünme biçimine dönüşüyor. 

Kahraman eserlerini üretirken farklı dijital veri toplama yöntemlerini, çizimsel aktarım tekniklerini, noktalama yöntemini, ölçüm temelli yaklaşımları ve mekânın bellek yapısını araştıran bir çeşit arkeolojik çalışma olarak birbirine eklemliyor. Çizim, 3D modelleme, lidar, haritalama, video, fotoğraf gibi araçlar birbirini destekleyen ve veriyi zamanın katmanlaşmış izine dönüştüren ortak bir metodun parçalarını oluşturuyor. Teknoloji burada bir hedef değil; mağaraların hafızasını, psişik izini ve maddesel birikimini yeniden okuyabilmek için kullanılan bir araca dönüşüyor. 

Bu üretim biçiminde nokta; yalnızca resmi oluşturan birim değil, hem jeolojik birikimin hem bilinçaltı parçacıklarının hem de hafızanın mikroskobik bir temsili. Noktalar çoğaldıkça mağara formu görünür ve aynı anda zihnin karanlık bölgeleri de konuşur hâle geliyor. Bu nedenle eserlerde mağara, dışsal bir mekân olarak değil; içsel bir hafıza alanının maddi izdüşümü olarak karşımıza çıkıyor. 

Mağaranın karanlığında beliren her mineral yüzey, zihnin içindeki görünmez katmanların yansıması hâline geliyor. “Karanlığın Hafızası”, 15 Şubat’a dek Haliç Sanat 2’de ziyaret edilebilir. 




Özge Kahraman hakkında: 

Özge Kahraman, İstanbul merkezli bir sanatçı ve mağaracıdır. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki lisans ve yüksek lisans eğitimini dereceyle tamamlayan Kahraman’ın eserleri Pera Müzesi, CerModern ve Akbank Sanat gibi birçok kurumda sergilenmiştir. Türkiye Tekstil Bienali ve Artweeks İstanbul gibi etkinliklerde yer alan sanatçı, 2025 yılında Piksel Yeni Medya Misafir Sanatçı Programı’na seçilmiş ve program kapsamında ürettiği, mağara oluşumlarına odaklanan eserlerini Noise Media Art Fair’de izleyiciyle buluşturmuştur. Disiplinlerarası bir yaklaşımla çalışan Kahraman, İstanbul’da yaşamaya ve üretmeye devam etmektedir. 

Haliç Sanat 2 Adres:

Yavuz Sultan Selim, Çukur Mescit Sk. No:23, 34083 Fatih/İstanbul 


Ziyaret Saatleri:

Her gün: 09:00 – 17:00


Sergi Haberi: Tanrıçaların Mevsimi Galeri Selvin'de

Maria Kılıçlıoğlu’nun “Tanrıçaların Mevsimi” isimli heykel sergisini  10 Ocak 2026 tarihine kadar Arnavutköy Galeri Selvin’de görebilirsiniz. 



Maria Kılıçlıoğlu” Tanrıçaların Mevsimi” adlı yeni heykel sergisi ile izleyicileri doğanın döngüsel ritmi ve kadim dişil gücün sembolleri ile buluşturuyor. Bronz, fiberglas üzeri krom boya gibi malzemelerden oluşan heykeller tanrıçalarla bir anlatı kurarak mevsimlerin dönüşümünü bizlere yeniden yorumluyor. Her mevsim bir tanrıçadır, çünkü doğa sessizce hep yaratmaya devam eder. Bu sergi mitlerle bugünün insanı arasında bir bağ kurmayı amaçlıyor. Sanatçı, mitolojiden aldığı ilhamı çağdaş plastik formlarla birleştirerek, hem tarihsel belleğe hem de güncel kadın temsiline dair yeni bir bakış sunuyor. 


Maria Kılıçlıoğlu
1958 yılında Sofya’ da doğdu. Ünlü bir heykeltıraşın kızı olan sanatçı 1978 - 1985 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitimi görmüştür. 1988 yılından bugüne Türkiye’de bronz döküm ve resim çalışmalarını bir arada yürütmektedir. Eserleri Almanya, İtalya, Fransa, Japonya ve Amerika’da birçok koleksiyonda yer almaktadır. Sanatçının 1993 yılında yapmış olduğu bronz Atatürk büstü TC. Sofya Büyükelçiliği’ne hediye edilmiştir. 

Galeri Selvin, Pazar günleri hariç 11:00 – 18:00 saatleri arasında açıktır.

Kuşaklar Arası Sanat: Trilogy of Time Sergisi The Stay Boulevard Nişantaşı’nda

Sanatın farklı disiplinlerini aynı çatı altında buluşturan ve kültür-sanat alanındaki varlığını güçlendirerek sürdüren The Stay Boulevard Nişantaşı, Renko London iş birliğiyle yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Trilogy of Time” sergisi Türk sanatının üç efsanevi ustası Devrim Erbil, Süleyman Saim Tekcan ve Zeki Faik İzer ile onların mirasını geleceğe taşıyan sonraki kuşağın temsilcilerini bir araya getiriyor. Sergide, Devrim Erbil ile Renk Erbil’in ortak çalışmaları ile Eda Tekcan ve Ayşegül İzer’in eserleri yer alıyor. 



İstanbul’da sanatla iç içe olmayı bir kurum kültürü haline getirerek kültür sanat alanına değer katmaya devam eden The Stay Boulevard Nişantaşı ve Londra merkezli sanat platformu Renko London iş birliği ile Renk Erbil küratörlüğünde hayata geçen “Trilogy of Time” sergisi, Türk sanatının üç efsanevi ustası ile onların mirasını geleceğe taşıyan sonraki kuşağın temsilcilerini bir araya getiriyor. 

Sergide, ‘Resmin Şairi’ Devrim Erbil ile Renko London’un kurucusu Renk Erbil’in hem bireysel hem de ortak hazırladıkları eserleri yer alırken, çağdaş özgün baskı sanatının kurucu ismi ve Türkiye’de atölye kültürünün mimarı Süleyman Saim Tekcan’ın kızı ressam Eda Tekcan ve usta ressam ve fotoğraf sanatçısı Zeki Faik İzer’in torunu Ayşegül İzer’in eserleri bulunuyor. Sergi, üç aile ve üç kuşağın paylaştığı sessiz bir diyaloğu görünür kılıyor ve sanatın ustalarının, sanatın içine doğan çocukları ve torununun ellerinden çıkan bir seçki sunuyor. 

Geçmiş, bugün ve geleceğin aynı anda hissedildiği bir buluşma alanı 

Geçmiş, bugün ve geleceğin aynı anda hissedildiği bir buluşma alanı yaratan “Trilogy of Time” sergisinde miras, yalnızca korunmakla kalmıyor, Renk Erbil, Eda Tekcan ve Ayşegül İzer tarafından yeniden inşa ediliyor. Eserler aracılığıyla zaman; çizgiye, renge ve harekete dönüşüyor. Geçmiş ile gelecek, birbirini besleyen bir kompozisyon olarak ortaya çıkıyor. Bir kuşaktan diğerine aktarılan bu yaratıcı iz, kimi zaman materyalin doğasında, kimi zaman ritimde hayat buluyor. Böylece seçki, yalnızca aktarılmış bir mirası değil; değişime açık, sürekli yenilenen bir yaratım sürecinin izlerini sunuyor. 



Yaklaşık 30 eserin sergilendiği “Trilogy of Time”, üç aile arasında kuşaklar boyunca süregelen görünmez bir diyaloğun belgesi niteliğinde. Bir imgenin, bir çizginin, bir düşüncenin, bir kuşakta kök salarken bir diğerinde yeni anlamlara dönüşmesini gösteriyor. 

“Trilogy of Time” sergisi, 27 Kasım - 17 Şubat 2026 tarihleri arasında The Stay Boulevard Nişantaşı’nın 1. katındaki sergi alanında ziyaret edilebilir.

Sergi Haberi: EVİN’Salon II

EVİN, 2 Aralık - 3 Ocak 2025 tarihleri arasında EVİN’Salon II başlıklı sergi serisinin ikincisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar.

Kübra Su Yıldırım - Güneş Doğar, Gölge Düşer Yola

EVİN’in geçtiğimiz yıl düzenlemeye başladığı Paris’in tarihi Salon sergilerinden esinlenen EVİN’Salon yıllık sergi serisi, sanat alanında geçmiş ve geleceği, geleneksel ve yenilikçi yaklaşımları, bireysel ve kolektif üretimleri bir arada düşündürmeyi amaçlıyor. Sergi, çok yönlü pratikleri bir arada barındırma amacı güden yapısıyla, farklı kuşak ve disiplinlerden sanatçıların üretimlerini aynı mekânda buluşturarak günümüz sanatının dinamik yapısını görünür kılar.

18. yüzyılda Paris’te düzenlenmeye başlayan Salon sergileri, kamuya açılmalarıyla birlikte modern sanat eleştirisinin doğuşuna zemin hazırlamış; yalnızca bir sergi formatı değil, sanatsal yeniliği ve kamusal etkileşimi teşvik eden bir kültürel fenomen olarak tarihe geçmiştir. EVİN’Salon sergileri bu tarihsel fenomene çağdaş bir bakış getirerek, günümüz sanatının biçimsel çeşitliliğini besleyen düşünsel süreçlere ve estetik arayışlara odaklanır.

Devin Oktar Yalkın - Rosa İçin

EVİN’in temsiliyetini üstlendiği sanatçıların yanı sıra misafir sanatçıların da yapıtlarının yer aldığı sergi, toplumsal dönüşümle birlikte değişen izleyici-yapıt ilişkisine dair yeni okumalar sunar. Sanat yapıtlarının galeri mekânında sergilenmesi, deneyimlenmesi ve kamusal alanda tartışılmasının önemini vurgulayan EVİN’Salon sergi serisi, izleyiciyi bu sürecin aktif bir parçası olmaya davet eder. Sergi süresince düzenlenecek buluşmalar, bu diyalog alanını genişletmeyi amaçlar.

EVİN’Salon II, yalnızca bir sergi değil; farklı kuşaklardan sanatçıları, yazarları ve izleyicileri bir araya getiren bir buluşma noktası olmayı amaçlıyor. Bu yıl Gizem Kâhya İyem ve Osman Nuri İyem tarafından ortak bir çalışmayla tasarlanan sergi, geçen yılın klasik atmosferine göre daha modern bir yaklaşımla kurgulandı. EVİN’Salon II, izleyiciyi sanat yapıtlarıyla dengeli bir diyalog kurabileceği yaşayan bir galeri mekânında buluşturmayı hedefliyor.

Sevde Hallaç - Timsah

Sanatçılar: Rahmi Aksungur, Setenay Alpsoy, Cemile Çolak, Şükriye Dikmen, Kader Genç, Mehmet Güleryüz, Hakan Gürsoytrak, Ilgaz Gürün, Sevde Hallaç, Nasip İyem, Nuri İyem, Temür Köran, Nuri Kuzucan, Kübra Su Yıldırım, Hare Sürel, Emin Turan, Devin Oktar Yalkın

EVİN’Salon II, 2 Aralık 2025 - 3 Ocak 2026 tarihleri arasında, Pazar ve Pazartesi günleri hariç, 11.00 – 19.00 saatleri arasında EVİN’de ziyaret edilebilir.


Sergi Haberi: Evvel Zaman, Ahir Mekan, İşte; İnsan

EVİN, 2 Aralık - 3 Ocak 2025 tarihleri arasında Kader Genç’in Evvel Zaman, Ahir Mekan, İşte; İnsan başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar. 



Kader Gençin Evvel Zaman, Ahir Mekan, İşte; İnsan başlıklı sergisi, zamanın doğrusal akışını kıran, mekânın kesinliğini belirsizleştiren ve geçmişle şimdinin iç içe geçtiği sahneleri odağına alır. Sanatçının yapıtları, bireysel deneyimlerinden beslenirken, aynı zamanda kolektif belleğe işaret ederek, varoluşun izlerine temas eder. 

Genç’in pratiğinde geçmiş, yalnızca kişisel bir hatırlama alanı değil; toplumsal bir tanıklığın, paylaşılan bir duyumsamanın zemini hâline gelir. “Ben sadece onların arasında dolaşan, bazen izleyen, bazen ifşa eden bir tanığım,” diyerek sanatçı, kendisini bir otorite ya da anlatıcı olarak değil, sahnenin içindeki bir özne olarak konumlandırır. Bu yaklaşım, klasik sanat anlayışının sanatçıyı yücelten, izleyiciyi ise edilgenleştiren yapısına karşı alternatif bir perspektif sunar. Bu bağlamda sanatçının yapıtları, eşitlikçi estetik düzlemde konumlanarak, seyirciyi edilgen pozisyondan çıkarıp onları kendi hikâyelerini keşfetmeye davet eder ve izleyicinin belleği ve çağrışımlarıyla birlikte çoğalan çok anlamlı bir katman oluşturur. Zaman, mekân ve insan arasında kurulan bu çok katmanlı diyalog, izleyiciyi hem tanık hem de katılımcı olmaya çağırır. 



Genç’in yapıtlarında her figür bir hikâye taşır; kimi unutulmuş bir anın tortusunu, kimi ise gündelik yaşamın grotesk bir yansımasını barındırır. Bu figürler, izleyiciye kendi hafızası ve geçmiş deneyimlerinin şekillendirdiği şu an ile yeniden ilişki kurmasına olanak tanır. Yapıtlar, bir temsilden çok bir karşılaşma alanı olarak var olur; izleyici artık edilgen bir göz değil, anlamın ortak üreticisi hâline gelir. 

Evvel Zaman, Ahir Mekan, İşte; İnsan, 2 Aralık 2025 - 3 Ocak 2026 tarihleri arasında, Pazar ve Pazartesi günleri hariç, 11.00 – 19.00 saatleri arasında EVİN’de ziyaret edilebilir.

Salt Beyoğlu'nda Açık Sinema Gösterim Programı: İhtimamın Hâlleri

Mimarlık ve bakım pratikleri arasındaki ilişkileri ele alan “İhtimamın Hâlleri” gösterim programı 3 Aralık’ta Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da başlıyor. 

Garanti BBVA tarafından kurulan Salt’ın yeni gösterim programı İhtimamın Hâlleri, yapılı çevre, yaşlanma ve bakım pratikleri arasındaki çok yönlü ilişkileri merkeze alıyor. Hastaneden bakımevlerine, ev içi mekânlardan kentsel altyapılara uzanan seçki, hem bedenlerin hem de binaların zaman içerisinde nasıl dönüştüğünü irdelerken, ihtimam ve bakım kavramlarını dayanırlığın başat unsuru olarak konumlandırıyor. 

Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştirilecek program, 3 Aralık Çarşamba saat 19.00’da The Bubble [Balon] filminin gösterimiyle başlıyor. ABD’nin emeklilere yönelik en büyük yaşam alanlarından The Villages, Florida’da geçen 2021 yapımı belgesel film, 150 bini aşkın kişiye “ideal” bir hayat sunmak için inşa edilmiş bir yerin mimarisi ve çelişkilerini inceliyor. Kapalı kapılarının ardında sonsuz güneş ışığı ve boş zaman vadeden bu geniş “kasaba”nın bölge sakinlerini ve yerel ekosistemleri nasıl etkilediğini gözler önüne sererken mülkiyet, kamu erişimi ve yaşlanmanın politikasına dair kritik soruları gündeme getiriyor. 


5 Aralık Cuma saat 19.00’da gösterilecek 11’e 10 Kala, İstanbul’da yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir apartmanın kapıcısı ile yaşlı bir koleksiyoncu olan sakini arasında oluşan beklenmedik bağı konu alıyor. Pelin Esmer’in 2009 yapımı filmi, bir arkadaşlık hikâyesi üzerinden dönüşen kentsel doku içerisinde hafıza ve aidiyet kavramlarını irdeliyor. 

6 Aralık Cumartesi saat 15.00’te gösterilecek Rehab (from Rehab) [İyileştiren Mimari] (2023), Basel’de fiziksel ve nörolojik hastalıkların tedavisine yönelik olarak Herzog & de Meuron tarafından tasarlanmış yenilikçi rehabilitasyon merkezi REHAB’i odağına alıyor. Ila Bêka ile Louise Lemoine’in yönettiği belgesel film, iyileştirici ortamların tıbbi uzmanlığın yanı sıra materyal ve mekânsal unsurlara gösterilen özenle de ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. 


9 Aralık Salı saat 18.30’da gösterilecek Where We Grow Older [Yaşlandığımız Yer] (2023) ise Barselona ve Baltimore’daki iki konut modeli üzerinden, yaşlanan nüfusun mimari ve sosyal yapıları nasıl yeniden şekillendirdiğini irdeliyor. Yapımını Canadian Centre for Architecture’ın (CCA) üstlendiği bir üçlemenin parçası olan belgesel film, uzayan yaşam süresi ve değişen demografik dinamiklerin topluluklar ile mimari sistemleri nasıl etkilediğini sorguluyor; kentsel tasarım ve politikanın bu zorluklara yanıt vermedeki rolünü tartışmaya açıyor. Gösterimin ardından, saat 19.00’da gerçekleştirilecek “Yaşlanmanın Mimarisi” başlıklı konuşma programıyla, filmin üzerinde durduğu bu meselelerin yerel mekânsal ve kültürel dinamiklerle ilişkili olarak değerlendirilmesi amaçlanıyor. 


16 Aralık Salı ve 19 Aralık Cuma günleri iki kısa film seçkisi ile devam edecek program, 20 Aralık Cumartesi günü yönetmen Denys Desjardins’in Le Château [Şato] (2020) ve J’ai placé ma mère [Annemin Ardından] (2022) filmlerinin gösterimiyle sona erecek. 

Salt’tan Alâ Taleb tarafından hazırlanan İhtimamın Hâlleri gösterim programı herkesin katılımına açık ve ücretsizdir. Ayrıntılı bilgi için: saltonline.org.

Bir Adım Var Vakfı Desteklediği Sanatçılarla 26-30 Kasım’da BASE’te

Bir Adım Var Vakfı, BASE ile beş yıldır sürdürdüğü iş birliğini bu yıl da devam ettiriyor ve görsel sanatlar bursiyerlerinin eserlerine yer verdiği seçkisiyle 26-30 Kasım 2025 tarihleri arasında BASE’te yer alıyor. Bu iş birliğiyle genç sanatçı kadınların profesyonel sanat dünyasına ilk adımlarını atmalarını destekleyen Bir Adım Var Vakfı, bursiyerlerin görünürlüklerini arttırırken sanat profesyonelleriyle tanışmalarına da fırsat yaratıyor. 



İpek Ilıcak Kayaalp’in kurduğu, sanat yolculuğuna başlayan ya da üretimini derinleştirmek isteyen, Türkiye’nin farklı bölgelerinden genç sanatçı kadınları destekleyen Bir Adım Var Vakfı, resim, heykel, grafik tasarım, seramik, görsel sanatlar, moda tasarımı gibi alanlarda eğitim gören bursiyerlerin kişisel ifade biçimlerini güçlendirmeleri, üretim pratiklerini geliştirmeleri ve sanat ekosistemiyle bağ kurmaları için çok yönlü destekler sunuyor. Bir Adım Var Vakfı, görsel sanatlar bursiyerlerinin, portfolyo hazırlama, sergi katılımı, görünürlük desteği ve kariyer gelişimine yönelik eğitimlerle üretim süreçlerine eşlik ediyor. Aynı zamanda mentorluk, atölye çalışmaları ile ilham veren sanatçılarla bir araya gelmelerini, alanlarındaki deneyimlerini paylaşmalarını ve profesyonel dünyaya hazırlanmalarını sağlıyor. Bursiyerlerin kendi anlatılarını oluşturmalarına ve sanat yoluyla güçlü bir ifade alanı kurmalarına destek oluyor. 

Bursiyerlerin her yıl yeni ürettikleri eserlerle BASE’e katılımı teşvik edilerek, sanat alanındaki görünürlükleri, iş birliği kurma olanakları ve güncel sanat dünyasını keşfetme süreçleri destekleniyor. Bu edisyonda 12 görsel sanatlar bursiyerinin resim, heykel, çizim, rölyef, fotoğraf, video yerleştirme, dijital tasarım ve storyboard, lif sanatı ve baskı gibi eserleri ile disiplinlerarası bir seçki sunuluyor 

Bu yıl Bir Adım Var Vakfı iş birliğiyle BASE’te yer alacak sanatçılar (alfabetik sırayla): 
Arzu Şemşi Kaygusuz, Bahar Kıyıklık, Deniz Ada Depecik, Feyzagül Korkmaz, İlayda Almaz, Melis Sürüç, Sara Akkuş, Sevinç Orman, Sudenaz Korkmaz, Şevval Yılmaz, Ümre Akalp, Zenetsu Umul. 

Bir Adım Var Vakfı sanat alanındaki üretim ve mentorluk destekleri ile birlikte sanatçıların görünürlüğüne ve sanat yolculuklarına devam etmelerine katkıda bulunabilme gayesi ile BAV Koleksiyonu’nu oluşturdu. Koleksiyon sosyo-kültürel ve toplumsal konuları üretimlerinde tartışan ve irdeleyen farklı kuşaklardan sanatçıların eserlerinden oluşuyor. BAV Koleksiyonu’nun amaçları arasında sanatçıların görünürlük kazanmaları, seslerini duyurmaları ve yaratıcı yolculuklarında desteklenmeleri yer alıyor.   



Bir Adım Var Vakfı hakkında:   

Bir Adım Var Vakfı; bilim, teknoloji, sanat ve spor alanlarında eğitim gören üniversiteli genç kadınlara burs ve gelişim desteği sağlar. Genç kadınların ilerledikleri yolda karşılaştıkları engelleri aşmalarına yardımcı olur, ihtiyaç duydukları teknik ve profesyonel desteği sunar.  Mentorluk programları, eğitimler ve kariyer rehberliğiyle yollarını açar; hayallerine güçlü, özgüvenli ve cesur adımlarla yürümelerini destekler. Amacı üniversiteli genç kadınlara burs, mentorluk, eğitim ve profesyonel gelişim olanakları sunmaktır. Kendi potansiyelini keşfetmek, özgüvenle yol almak ve hayallerine ulaşmak isteyen her genç kadına destek olmayı hedefler. Bilimden sanata, spordan teknolojiye attıkları her adımda fırsat verirken, ilham olur ve dayanışmayla güçlenmelerini sağlar. 

BASE Adres: The Ritz-Carlton Residences Istanbul, B Blok, Fulya Girişi Öğretmen Haşim Çeken Cad. No:4 Şişli, İstanbul, 34330

Sergi Haberi: Berk Güntürk'ten Corpus Prohitum

Berk Güntürk'ün Corpus Prohitum sergisi C.A.M Gallery'de 15 Kasım'da açılıyor. Sergiyi 31 Aralık'a kadar gezebilirsiniz. 

İnsanın bedeni yalnızca biyolojik bir varlık değil; politik, ahlaki ve dini söylemlerin kesiştiği bir savaş alanıdır. Corpus Prohibitum — yani “Yasaklı Beden” — bu savaş alanına ayna tutarak, bireyin arzularını, kırılganlığını ve varoluş mücadelesini baskı rejimlerinin görünmez ağları içinde ele alır. 



Bu sergi, yasakların, tabu ve dogmaların kuşattığı toplumsal coğrafyalarda var olma mücadelesi veren bedenlerin hikâyelerini konu edinir. Sanatçı, bireyin kendi bedenine, arzularına ve kimliğine yabancılaşmasını; dini ahlak, politik propaganda ve geleneksel cinsiyet rolleriyle örülmüş toplumsal normların içinde bedenin bir “suç mahalli”ne dönüşmesini sorgular. 

Ötekileştirme, dışlanma ve marjinalleşme bu anlatının merkezinde yer alır. Her figür, toplumun dayattığı görünmez hücrelerde sıkışmış, nefes alan ama konuşamayan bir varlık gibidir. Bu hücreler, hem metaforik hem fiziksel anlamda “kafesler”dir — bazen duvarlara, bazen bakışlara, bazen de sevgiyi taklit eden toksik yakınlıklara dönüşür. 



Sanatçının kullandığı barok ışık, dramatik kompozisyon ve figüratif dil, tarihsel kutsal temsillerin estetiğini bugünün travmatik gerçekliğiyle çarpıştırır. Böylece beden, artık günahın değil, varoluşun ikonası hâline gelir. Corpus Prohibitum, yasaklar çağında bedenin kutsal, politik ve erotik anlamlarını yeniden düşünmeye davet eden bir sergidir — bireysel özgürlüğün, mahremiyetin ve sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini sorgulayan çağdaş bir ikonografi denemesidir.

C.A.M Gallery'de 31 Aralık'a kadar görülebilir.
İyi gezmeler.