Kristal Çağ Kapılarında

Kaş'tan gelir gelmez merakla açılmasını beklediğimiz AKM'yi görmeye gitmiştik. Gitmişken de Çanakkale Şehitliği'ndeki sayısız heykelinden tanıdığımız ünlü heykeltıraş Tankut Öktem'in Kristal Çağ Kapılarında sergisini gezdik.  Serginin son ziyaret edilebileceği günün 28 Kasım olduğunu ve çok az gün kaldığını fark edince hemen size buradan da hatırlatayım dedim. Bu Pazar gününe kadar bir fırsat yaratıp AKM'ye uğramak isteyebilirsiniz belki. 



Sergide Tankut Öktem'in bilinen heykellerinin dışında bilmediğimiz ne kadar çok ve yaratıcı işe imza attığını, çocukluğundan itibaren yaptığı eserleri (aşağıdaki kaplan heykelini 15 yaşında yapmış mesela), annesinin günlüğünden alıntıları, soyut çalışmalarını, yurtdışında ödüller kazanan ve yurdunda kıymeti bilinmeyip harap edilen eserlerini (bakınız Antalya Havalimanı) görüyor ve hikayelerini dinliyorsunuz. 



Her gün önünden geçtiğimiz ama Tankut Öktem'in yaptığını bilmediğimiz Ulus'ta bulunan Ahmed Adnan Saygun heykeli ve Aşık Veysel heykellerinin birer replikalarının da bulunduğu sergide sanatçının yaptığı diğer pek çok önemli ismin heykellerinin dev fotoğraf veya videosunu bulmak mümkün. Aşağıda gördüğünüz Nazım Hikmet gibi. 


1988 yılında Academie Beux Arts ve Dünya Sanat Komitesinin ortak kararıyla Türkiye’yi temsil eden sanatçı, Seul Kore’de Dünya’nın o dönem yaşayan en iyi 10 heykeltıraşından biri seçilmiş. 'Sevgi' isimli soyut eseri Kore Kültür Merkezi'nin önüne dikilen Tankut Öktem’in aynı çalışmasının küçük ebatlarda ve dönen bir versiyonunu da sergide görmeniz mümkün. Yine çok etkileyici soyut çalışmalarından biri de Vakko sanat koleksiyonunda da yer alan Anadolu Kadını soyutlamasıydı bana göre. 

Vakko demişken ve AKM'ye kadar da gitmişken o nefis kütüphaneyi de gezmeyi unutmayın olur mu? Eskiden Nakkaştepe'deki Vakko binasında bulunan Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi artık AKM'nin içinde yer alıyor. 400 metrekare büyüklüğündeki yeni yerinde daha geniş kitlelere ulaşabilecek olan kütüphane, dünyanın en prestijli yayınevlerine ait özel edisyonlar, kütüphaneye özel imzalı yayınların bulunduğu 15 bin kitap ve sürekli güncellenen basılı, dijital, görsel arşiviyle hepimizi defalarca kez bekliyor bence. ;) Şu güzelliğe bakar mısınız?



14 Kasım'da sona eren Taksim Kültür Yolu etkinlikleri kapsamında hem St. Antoine'daki Duyular Bahçesi adlı mini heykel sergisini hem de Taksim Maksim'deki galeride yer alan yerleştirmeleri gezmiştik ama onları artık burada paylaşmıyorum tabi ki. Sadece bu duraklara da göz atmak aklınızda olsun yolunuz Beyoğlu'na düştükçe diye belirtmek istedim. Artık eski Maksim de bir sanat galerisi çünkü.

İyi gezmeler. 

Canan'dan Hayal-i Alem

Çalışmalarını çok sevdiğim Canan'ın Hayal-i Alem isimli son kişisel sergisini son gününde Akaretler'deki O' Art'ta yakalayabilmiş olmanın mutluluğu içindeyim. Tabi haliyle buraya yazdığımda artık görülebilir olmuyor ama en azından hem sergi hakkında bir fikir olsun diye hem başlı başına çok tatlı bir resimli öykü gibi okunabilecek bir sergi olduğu için hem de henüz tanımayanlar varsa Canan'la tanışsın ve bundan sonra da işlerini takip edebilsin diye paylaşmak istedim. Serginin hikayesi aşağıda:


Canan'ın hayal alemini yansıtan yerleştirmelerden en beğendiklerimi de paylaşayım. Her oda rengarenk ayrı bir dünyaya açılıyordur bu sergide. Örneğin, Şahmaran'ın klasik hikayesi yerine kahkaha ve şifa vereceğini vaadeden enstalasyonu aşağıda gördüğünüz Edepsiz Kahkahalar Odası'nda. 


Yarı insan yarı hayvan bedenli olan Ahu: Ceylan aşağıdaki masalsı karakterimiz ise estetiği ve gül kokuları içinde izleyicinin dileklerini gerçekleştirmeyi vaadediyor. Zihnimizin falcı olduğuna inanan Canan, Ceylan aracılığıyla 'umut etme, oldu bil' düşüncesinden yola çıkarak yapmış bu eserini. 

 


En masal odalardan biri de Kokundan Tanırım Seni adlı yerleştirmenin olduğu ve Burak ve sevgilisi Karub'un (Burak isminin tersi) kavuşma hikayesinin anlatıldığı odaydı. Burak sevgilisiyle karşılaşabileceğini hiç düşünmezken kokusunu duyarak peşinden sürükleniyor. Bulutların arasından onun ışıltılı kuyruğunu görerek doğru yolda olduğunu anlıyor. Karub kafasını çevirip Burak'la göz göze gelince okunu çekip kendini hatırlatıyor. Melekler de bulutların arasından aşıkların kokusu olan lavantaları dökerek kavuşmalarını kutluyorlar.  


Daha minik işlerden birkaç tanesini aşağıda görebilirsiniz. Dilek Cini'nin güzelliğine ne diyorsunuz? Kafes ve Ayn-i Zeliha da diğer heykellerin ismi.  


Alaaddin'in Yorganı'nın bulunduğu odanın duvarlarındaki 71 adet minyatür Büyü Serisi de en bayıldıklarımdandı. Eski zamanlarda yazılmış büyü kağıtları ve muskalardan esinlenerek gerçekleştirilmiş bu çalışmalar da. Mutluluk büyüsü kartpostalını odama, Bereket büyüsünü İso'nun odasına, Şans büyüsünü de evin girişinde uygun bir köşeye yerleştirdim bile. ;)


Bu rengarenk, masalsı dünya bize o kadar iyi geldi ki anlatamam. Canan'ın çalışmaları ve sanatçının kendisi hakkında daha fazla bilgi ve yüksek kalite fotoğraflar için sanatçının web sayfasına bir göz atabilirsiniz.

Bakalım yarından itibaren bitmek bilmez yağmurların başlayacağı bu yeni haftada havanın ve trafiğin izin verdiği nereleri gezip görebileceğiz? Eve kapanırsam da okuduğum kitapları yazarım artık size. ;)

İyi haftalar!

SSM'de Dün Bugün İstanbul

Sabancı Holding desteğiyle gerçekleştirilen  Dün Bugün İstanbul sergisi, yolu Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı programından geçmiş 22 sanatçının İstanbul’a dair çalışmalarını bir araya getiriyor. Mekâna özel hazırlanan çalışmalar çevre, hayvan popülasyonu, kentsel dönüşüm, toplumsal yaşam, tarihi mekânlar, su kaynakları, ulaşım ve ütopya / distopya kavramlarının da aralarında bulunduğu temalar ışığında, kent dinamiklerine dair yorumlar içeriyor. Sergi seçkisi yağlıboya resim, çizim, enstalasyon, fotoğraf, video ve serigrafi baskıyı içeren geniş bir mecra yelpazesinden oluşuyor. 

Dik Yapı - Sinan Tuncay

Koronavirüs (COVID-19) salgını kaynaklı aksaklıklara, tam ve kısmi kapanmaların yarattığı imkânsızlıklara rağmen, kentin çeşitli merkezlerini konu alan işlerin üretim sürecine, İstanbul’un birçok kurumunun yanı sıra bu şehirde yaşayanlar da katkıda bulundu. 

Bu yıl Sabancı Vakfı’nın Fark Yaratanlar Programı’na seçilen girişimlerden Erişilebilir Her Şey ile Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin ortak çalışması ve Sabancı Vakfı desteğiyle Dün Bugün İstanbul sergisi, görme ve işitme engelli bireyler için erişilebilir bir içerikle hazırlandı. Erişilebilir Her Şey uzmanları tüm bilgi panolarını işaret diline çevirdi; ayrıca video, yerleştirme ve görselleri sesli betimledikleri kayıtlar gerçekleştirdi. 

Sergi 28 Kasım'a kadar Sakıp Sabancı Müzesi'nde görülebilir. Benim seçtiklerimden bazıları da aşağıda açıklamalı görsellerle yer alıyor. Aşağıda ilk fotoğrafta gördüğünüz fotoğraf baskıları Murat Germen'den. Metrukiyetin Sathi Meşrutiyeti isimli çalışmasında İstanbul'un çeşitli yerlerinden metruk binaların görüntülerine yer veren sanatçı, bu metruk binalar ile toplumsal bellek kaybı arasında bir bağ kuruyor. Tek yönlü bir dönüşüm zorlamasının ve rant uğruna kültürel çoğulculuktan vazgeçmenin de tehlikelerine işaret ediyor. 



Aşağıdaki ilk görsel Mekanda Adalet Derneği'nin Kanal İstanbul: Bir Distopya adlı yerleştirme ve video işinden bir örnek. Bu "çılgın" projenin yol açacağı yerinden edilme, ekosistem tahribatı, su kaynakları, tarım ve hayvancılık üzerindeki olumsuz etkileri, aşırı yapılaşma, hafriyat sorunları, doğal ve kültürel mirasın yıkımı gibi sorunları çarpıcı rakamlarla ve halka kulak vererek bizlere sunan çalışma  içimi en çok acıtan ama en sevdiklerimden biri oldu. Bir diğeri de Animalium İstanbul videosuyla Sıla Ünlü İntepe'nin çalışmasıydı. Ah o hayatlarını altüst ettiğimiz güzelim karacalar, domuzlar, martılar, arılar, kediler, köpekler ve daha birçokları..:(


Aşağıda eklediğim iki görselin açıklamaları üzerinde. Çok etkileyici iki çalışma. Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı'nın başına gelen trajik kazanın anlatıldığı Vitaspirit karşılıklı iki duvarda yer alan küçük ve zarif yalı ve hemen karşısındaki dev yük gemisi tablolarıyla bir kez daha içimizi acıttı bakarken. 



Sergiyi 9 gün daha gezebileceğinizi unutmayın. Burada paylaştıklarımın dışında daha pek çok şahane iş var. Tabi ki dilerseniz gitmişken Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Ressam Hocaların Ressam Öğrencileri sergisini ve Atlı Köşk'ü de gezebilir, üstüne MSA'nın restoranında bir mide şenliği yaşayabilirsiniz.  

İyi gezmeler ve iyi hafta sonları!

Birazdan Gideriz Şimdi Yağmur Yağıyor

Asın bayrakları dostlar, upuzuuun bir aradan sonra dün akşam ilk kez tiyatroya gittik! ;) Nasıl iyi geldi ve nasıl özlemişim anlatamam. Açılışı da İKSV Tiyatro Festivali kapsamında Moda Sahnesi'nde oynayan Birazdan Gideriz Şimdi Yağmur Yağıyor oyunu ile yaptık. Gizem Erdem'i zaten DOT oyunlarından tanıyoruz ve hayranıyız, Tanıl Yöntem'i ise ilk kez izledik. İki oyuncunun da çok doğal ve başarılı bir oyunculuk sergilediklerini söyleyebiliriz. "Bu İşte Bir Kadın Var" temasında yer alan bu oyunun da yazarı bir kadın: Aslı Ceren Bozatlı. Ve sanıyorum bu sezon çeşitli sahnelerde izleyebileceksiniz.


Oyunun konusuna gelecek olursak; bir evin içine sıkışıp kalmış bir çiftin (bir de görünmeyen hasta bir babanın) hikayesine giriyoruz. Harekete geçip bir şeyler yapmak, bu hayattan bir çıkış yolu bulmak yerine kendi bireysel nedenleriyle eylemsiz kalmayı seçen ve karşılıklı birbirlerini suçlama rutininde yaşayan bir çift bu. Birbirlerine ve o evin içindeki hayatlarına gerçekten mahkum mu edilmişler yoksa bu pasif mahkumiyetten tuhaf bir rahatlık mı duyuyorlar sorguluyoruz oyunda. Belki de hayatın içinde de sorguladığımız, günümüzdeki pek çok aile ilişkisinden biri bu. 

Tek perdelik oyun yaklaşık 70 dk sürüyor. Güzel konu, güzel oyunculuklar, takip etmenizi ve izlemenizi öneririm.

İyi seyirler!

Ramazan Can'dan Ne Yerdeyim Ne Gökte

Anna Laudel'in Kazancı Yokuşu'ndaki yeni yerinde açılan ilk sergi sanatçı Ramazan Can'ın "Ne Yerdeyim Ne Gökte" isimli kişisel sergisi. Sanatçının son yedi yıl içinde çeşitli materyallerle ürettiği eserleri bir araya getiren bu rengarenk serginin üç ana teması var: Göçebelik, Şamanizm ve Kimlik Konuları ve Temellük (sanatı kendine mal etme). Aşağıda ilk iki fotoğrafta sanatçının otoportrelerini görüyorsunuz. Üçüncü fotoğrafta ise Ramazan Can tarihin usta sanatçılarının eserlerinin üzerini kısmi olarak boya ile kaplıyor. Bir Raphael ya da Da Vinci tablosundaki yüzler yerine sanatçının yaptığı alternatif kafaları görebilirsiniz.  




Sanatçının 2018’de Anna Laudel’de gerçekleşen “Evvel Zaman İşi” başlıklı sergisinin devamı niteliğindeki bu yeni sergisi yörüklerin yaşadığı bölgede, kendi belleğinde yer etmiş anılarının peşine düşerek sanatçının yıllar içindeki serüvenini gözler önüne seriyor. Konmak eylemini kuşlarla özdeşleştiren sanatçı, yörüklerin göç etmeye devam ettikleri müddetçe bir kuş kadar özgür olduklarına ancak uygulanan iskân politikaları neticesinde bu özgürlüklerinin ellerinden alındığına vurgu yapıyor ve günümüzde ne yere ne de göğe sığdırılamayan yörükleri bizlere aktarabilmek için kendi belleğindeki anılarını, geçmişle bugün arasında köprü vazifesi gören eserlerinde yansıtıyor. “Ne Yerdeyim, Ne Gökte” ismiyle yörükleri tanımlamak için kullanılan konmak ve göçmek eylemlerine göndermede bulunuyor. 

Göçebelik temasının ele alındığı ilk bölümde eski halılar, neon işler ve heykeller ile Anadolu kültürüne ve geleneksel el sanatlarına atıfta bulunuluyor. Zamansal açıdan birbirine zıt iki malzemeyi bir araya getirerek ortaya çıkardığı işlerinde bir tarafta eski ve geleneksel bir halı, diğer tarafta neon ışıklar tamamlayıcı bir pratik olarak bir arada yer alıyorlar. 


Var Olma Acısı


Kendi Küçük Dünyama Sıkışmışken

Ramazan Can, çocukluğunda geçirdiği rahatsızlıkların tedavisi için götürüldüğü sağaltıcı ritüellerin ve anıların peşinde Şamanizm'e kadar ulaşıyor. Mitolojik bazı ritüellerin hala devam ettiğini gösteren bu gelenekler sanatçının güncele de Şamanist bir bakış açısıyla bakabilmesine yardımcı oluyor. 



Yörükler ve onların geleneklerini besleyen asıl kaynak olan Şamanizm'e ait boğa, kurt, geyik gibi motiflerin güncel bir yorumla deneyimlenmesini vadeden sanatçı figürlerinde kullandığı büyük, kalın vücut hatları, abartılı el ve ayaklarla ise Şamanizm'in doğasında bulunan mistisizmi yansıtıyor.


Ben Kaş'tan dönüp sergileri gezmeye başlamaya oldukça geç başladığım için bitmesine çok az kala buraya yazabildim. Siz 18 Kasım'a kadar bir zaman yaratıp bu ilginç sergiyi Anna Laudel'in yeni adresinde görmeye çalışın mutlaka derim. 

İyi gezmeler. 


Ozan Ünal Heykel Sergisi: Rüya Anıdan Sayılır mı?

Ozan Ünal’ın “Rüya anıdan sayılır mı?” başlıklı sergisi Galeri Selvin küratörlüğünde 15 Ekim - 15 Kasım tarihleri arasında İstanbul Ortaköy Hüsrev Kethüda Hamamı’nda sanatseverlerle buluşuyor.

Kanatları Kendinden

Tam Değil Ama Bütün

Figüratif işleriyle heykel disiplininde hikâyeler yazan sanatçı, yeni sergisiyle iklimsel, sosyolojik, politik, etik bozulmaların etkisiyle her geçen gün daha da zorlanan ruhlarımıza; gerçek acıttıkça altına saklandığımız örtülerin altından, kaçtığımız rüya evrenlerinin manzaralarından bakıyor. Sergide Ünal “Büyülü gerçekçi” hikâyelerini beton, demir, paslanmaz çelik ve bronz malzemelerle çalıştığı heykeller aracılığıyla katılımcılarla paylaşıyor. Sanatçının bu süreçte dolmakalem ve divit ile çalıştığı desenlerinden oluşan 500 eskiz koleksiyonu da sergi süresince Nişantaşı Galeri Selvin’de sergilenecek. Ayrıca sergi kapsamında sanatçının yazıp çizip karaladığı tüm eskiz defteri de 250 edisyon basılarak sunulacak.

İncelikler Yüzünden

Otosabotaj



Ozan Ünal “Rüya anıdan sayılır mı?” sergisi hakkında şunları söylüyor: 

“Üzerinde 3 yıla yakındır çalıştığım bu sergi belki otuza yakın heykel olarak karşınıza çıkıyor ancak altında yüzü geçkin sayfa yazım denemem karalamam var. Yapmadığım; ancak başka bir heykele ilham olmuş, detayından vermiş, ruhundan bağışlamış onlarca heykel çizimim var. Bu hikâyenin bir parçası onlar da ve görülmelerini istedim. Onları da onurlandırmak istedim ve bir kitapta topladım. Eğer sanattan bahsedeceksek bu o yolun tamamıdır bence çünkü.”

“Uyanıklılıkla hala uyuyorluk arasındaki sınırsız boşlukta yüzerken; tamamen ayıklığa dönüşün ilk görüntünün beyne yollanmasıyla başlayan algı; yerin, günün, hayatın ve kendinin hatırlanması; varlığın bilinci artı hatırlanmalar artı algı toplamı eşittir idrak... İdrak ettiğin gerçekliğin, gördüğün rüyanın karşısındaki sıkıcılığı, üzücülüğü, yetersizliği… eşittir hayalkırıklığı…”

Ozan Ünal’ın “Rüya anıdan sayılır mı?” sergisini 15 Ekim - 15 Kasım tarihleri arasında İstanbul Ortaköy Hüsrev Kethüda Hamamı’nda ziyaret edebilirsiniz.

Fahrelnissa Zeid: Fırtınaya Doğru

Eylül sonu açıldığında ve Ekim sonu biteceğini duyduğumda pek üzülmüştüm ki 13 Kasım'a kadar uzatıldığını duyar duymaz İstanbul'da yapılacaklar listesinin ilk sıralarına yerleştirdim Fahrelnissa Zeid'in Fırtınaya Doğru sergisini. Sergiden gelir gelmez de gördüklerimi sizlerle paylaşmak istedim. Tabi ki ilk önce Sergiye ev sahipliği yapan ve ilk gördüğümde de o gökdelenler ve beton binalar arasında başlı başına bir sanat eseri gibi parlayan Bozlu Art Project'in bulunduğu Mongeri Binası'nı paylaşmazsam olmaz. Osmanlı mimarisine İtalyan mimar Giulio Mongeri'nin dokunuşuyla 1920'li yıllarda ortaya çıkan bu bina bence İstanbul'un her yerinin ne kadar gizli hazinelerle dolu olduğunu gösterir gibi. Hayranım! 



Bir diğer hayranlığım da Fahrelnissa Zeid'e tabi ki. 20. yüzyılın dolu dolu yaşamış, en önemli kadın sanatçılarından biri olan sanatçının hem figüratif eserleri hem de soyut çalışmaları yer alıyor sergide. Tabi hayatıyla ilgili bilgiler ve pek çok fotoğraf da mevcut. Önce portrelerle başlayalım o zaman. Biliyorsunuz Fahrelnissa Zeid, ünlü sanatçı Aliye Berger'in kardeşi ve seramik sanatçısı Füreya Koral'ın da teyzesi oluyor. Sırasıyla onların portrelerini ve sanatçının otoportresini görebilirsiniz aşağıda.   




Zeid, 1950 ve 1960'lı yıllarda Londra ve Paris'te yaşarken katıldığı uluslararası sergilerle ün kazanmış. Bu yıllarda gerçekleştirdiği çalışmalarla Paris Ekolü'nün (Ecole de Paris) önemli sanatçıları arasında yer almış. Usta sanatçının ismi, 1960'da Edouard Roditi'nin hazırladığı "Dialogues on Art" isimli kitabında Marc Chagall, Joan Miro, Henry Moo- re, Oscar Kokoschka ile birlikte anılıyor. Zeid'in canlı renkleri ve hareketliliğiyle dikkat çeken soyut resimleri İslam, Bizans ve Arap kültürü ile dönemin Avrupalı ressamlarının soyut yaklaşımları arasında bir sentez niteliğinde olmuştur. Birkaç soyut örnek var aşağıda:




Yaşamı boyunca ulusal ve uluslararası pek çok önemli sergiye katılan sanatçının açtığı çeşitli sergilerin afişlerinden bazılarını da aşağıda görebilirsiniz. 




Bunlar ve çok daha fazlası 13 Kasım'a kadar Şişli'deki Mongeri Binası'nda sizleri bekliyor. Sergiye adını veren katalog kitabı da yine orada görebilir, inceleyebilir ve satın alabilirsiniz. Şimdiden iyi gezmeler. Ben gidip Instagram'a da birkaç fotoğraf ekleyeyim bari duymayan kalmasın diye. ;)

Karanlık Çökerken Neredeydiniz ve Evlenilecek Kadın

Uzun zamandır Mario Levi okumamıştım. Zaten fark ettim ki yaklaşık yirmi yıl önce yayınlanan İstanbul Bir Masaldı sonrasında hiç okumamışım Mario Levi'yi. Bir anda anım çekti desem inanır mısınız? Uzun uzun anlatılan ve İstanbul'da geçen onun o kendine has üslubuyla yazılmış bir roman okumak istedim ve rasgele seçtim Karanlık Çökerken Neredeydiniz romanını. Tam da aradığım buymuş, canıma değdi diyebilirim. ;) İzak tarafından anlatılan hikayede lise dostlarının bir tiyatro oyunu projesi için yine İzak tarafından İstanbul'da bir araya getirilmesi konu ediliyor. Necmi, Yorgo, Şeli, Şebnem ve Niso diğer baş karakterler, yani ayrılmaz lise grubunun üyeleri. Hepsi bambaşka yaşam öyküleriyle bambaşka diyarlara savrulmuş ve birbirlerinden ve büyük ölçüde İstanbul'dan kopmuş karakterler. Kırgınlıklar, yaralar, azınlık olmanın getirdiği durumlar ve eski aşkların tat kattığı bu birbirinden farklı karakterler ve ilişkiler yıllar sonra bir araya gelebilecekler mi - ve evetse neler yaşanacak?  Sonlara doğru biraz fazla uzayıp tekrara girdiğini ve biraz derinliğini yitirdiğini düşünsem de ben yine de öneriyorum bu romanı. Severek okudum.  

Biliyorsunuz ki Margaret Atwood kadınlar olarak canımız ciğerimiz. ;) Peki 1969 tarihli ilk romanını okuyanınız var mı aranızda?  Evlenilecek Kadın romanı yazarın 23 yaşında düşünüp 24 yaşında kaleme aldığı romanı. 24 yaşında bu romanı yazan bir beyin, 46 yaşında tabi ki Damızlık Kızın Öyküsü'nü yazar! Etkilenmemek mümkün değil gerçekten. Evliliği, kadınların sorgulamadan kendilerini kalıplarla dolu bir dünyaya hapsederek çoğu zaman eğitimlerinden, aşktan ve hatta kendi seçimleri olan bir hayattan vazgeçişlerini çarpıcı ve çok beklenmedik bir yerden anlatan bir roman bu. Orijinal adı Edible Woman (Yenilebilir Kadın) olan kitapta anlatılmaya çalışan da bu adıyla daha anlaşılabilir olacaktır belki, çünkü aslında toplumun tüketime bakışı ve kadını da tüketilebilir/yenilebilir süslü/tatlı bir meta (örneğin pasta) olarak gördüğünü söylüyor yazar bize. Metaforları çok etkileyici. Okumanızı öneririm.  



Bu arada Öneri kutusuna koyduğum müthiş belgesel film Finding Joe da Youtube'dan ücretsiz izlenebilir. Türkçe altyazıları olmadığı için herkesin ilgisini çekmeyebilir diye oraya bıraktım ama insanın kendini bulma ve anlam arayışı ile ilgili konular ilginizi çekiyorsa ve dil sorununuz yoksa mutlaka izlemenizi öneriyorum bu belgeseli. Mitolojist ve yazar Joseph Campbell'in çalışmalarından yola çıkarak hazırlanmış çalışmada Robin Sharma, Deepak Chopra, Rashida Jones gibi isimler de yer alıyor. Karanlığa düşme ve orada kendinle karşılaşma yolunda müthiş ilham verici bir film. İlgilenenlere duyurulur.  

Ozan Ünal "Rüya anıdan sayılır mı" Heykel Sergisi

“Uyanıklıklıkla hala uyuyorluk arasındaki sınırsız boşlukta yüzerken; tamamen ayıklığa dönüşün; ilk görüntünün beyne yollanmasıyla başlayan algı; yerin, günün, hayatın ve kendinin hatırlanması; varlığın bilinci artı hatırlanmalar artı algı toplamı eşittir idrak...

İdrak ettiğin gerçekliğin, gördüğün rüyanın karşısındaki sıkıcılığı, üzücülüğü,  yetersizliği… eşittir hayal kırıklığı…”

 

İşte hikaye burada başlıyor… Gözleri tekrar kapatmak; uykuya dalmaya çalışmak; becerememek; o rüyaya dönememek ve eldeki gerçekliği kabullenmek. Mecburen uyanmak. Artık…


“rüya anıdan sayılır mı? ” bu hayal kırıklığı ile ilgileniyor;  rüyalarla değil; rüyayı görenle. Rüya dediğimiz; ne yaparsak yapalım rüya olmaya devam edecek “rüya”yı; gerçek dediğimiz; ne yaparsak yapalım gerçek olmaya devam edecek olan “gerçek”le değiştirmeye  gönüllü kalabalıkla ilgili.






Figüratif işleriyle heykel disiplininde hikayeler yazan Ozan Ünal; “rüya anıdan sayılır mı?” sergisiyle; iklimsel, sosyolojik, politik, etik  bozulmaların etkisiyle her geçen gün daha da zorlanan ruhlarımıza;  gerçek acıttıkça altına saklandığımız örtülerin altından; kaçtığımız rüya evrenlerinin manzaralarından bakıyor. “Büyülü gerçekçi” hikayelerini beton, demir, paslanmaz çelik ve bronz malzemelerle çalıştığı heykeller aracılığıyla  izleyiciye sunuyor.

 

Ozan Ünal’ın “Rüya anıdan sayılır mı?” sergisi; Galeri Selvin küratörlüğünde; 15 Ekim – 15 Kasım 2021 tarihleri arasında İstanbul Ortaköy Hüsrev Kethüda Hamamı'nda sergilenecek. Sergide sanatçının bu sergi projesi kapsamında yazıp çizip karaladığı tüm eskiz defteri de 250 edisyon basılarak izleyiciye sunulacak.





 

Ozan Ünal: “Üzerinde 3 yıla yakındır çalıştığım bu sergi belki otuza yakın  heykel olarak karşınıza çıkıyor ancak altında yüzü geçkin sayfa yazım denemem karalamam var. Yapmadığım; ancak başka bir heykele ilham olmuş, detayından vermiş, ruhundan bağışlamış onlarca heykel çizimim var. Bu hikayenin bir parçası onlar da ve görülmelerini istedim. Onları da onurlandırmak istedim ve bir kitapta topladım. Eğer sanattan bahsedeceksek ; bu o yolun tamamıdır bence çünkü”

 

Sanatçının bu süreçte dolmakalem ve divit ile çalıştığı desenlerinden oluşan “500 eskiz” koleksiyonu da “Rüya anıdan sayılır mı?” sergisi süresince Nişantaşı Galeri Selvin'de izleyicilerle buluşacak.


İyi seyirler.

Film Ekimi 2021

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 20. kez düzenlenen Filmekimi 8-17 Ekim’de İstanbul ile Ankara ve İzmir’de sinemaseverlerle buluşuyor. Altın Lale kazanan Madalena’nın yanı sıra Cannes’da Altın Palmiye kazanan Titane, tüm dünyada merakla beklenen Dune: Çöl Gezegeni, Venedik’te Altın Ayı kazanan Kürtaj gibi filmlerin Türkiye prömiyerlerinin yapılacağı Filmekimi’nin biletleri 4 Ekim’de satışa çıkıyor.

Filmekimi programı

  • Fransız Postası / The French Dispatch / Wes Anderson
  • İnek / Cow / Andrea Arnold
  • Paris, 13. Bölge / Les Olympiades / Paris, 13th District / Jacques Audiard
  • Ali ve Ava / Ali & Ava / Clio Barnard
  • The Power of the Dog / Jane Campion
  • Annette / Léos Carax
  • Ayrı Dünyalar / Ouistreham / Between Two Worlds / Emmanuel Carrère
  • Chiara / A Chiara / Jonas Carpignano
  • Yol Ayrımı / La Fracture / The Divide / Catherine Corsini
  • Hayvan / Animal / Cyril Dion
  • Kürtaj / L’événement / Happening / Audrey Diwan
  • Titane / Julia Ducourneau
  • France / Bruno Dumont
  • Kahraman / Ghahreman / A Hero / Asghar Farhadi
  • Il Buco / Michelangelo Frammartino
  • Drive My Car / Ryûsuke Hamaguchi
  • Hatıra: 2. Bölüm / The Souvenir: Part II / Joanna Hogg
  • Guermantes / Christophe Honoré
  • Belle / Ryu to Sobakasu no Hime / Belle / Mamoru Hosoda
  • Kuzu / Dýrið / Lamb / Valdimar Jóhannsson
  • Buluşma / Mass / Fran Kranz
  • 6 Numaralı Kompartıman / Hytti Nro 6 / Compartment No. 6 / Juho Kuosmanen
  • Murina / Antoneta Alamat Kusijanovic
  • Huzursuz / Les Intranquilles / The Restless / Joachim Lafosse
  • Ahed’in Dizi / Ha’berech / Ahed’s Knee / Nadav Lapid
  • Aline / Valérie Lemercier
  • Bergman Island / Mia Hansen-Løve
  • Kardeşlerim ve Ben / Mes frères et moi / My Brothers and I / Yohan Manca
  • Madalena / Madiano Marcheti
  • Büyük Özgürlük / Grosse Freiheit / Great Freedom / Sebastian Meise
  • Kan Portakalları / Oranges Sanguines / Bloody Oranges / Jean-Christophe Meurisse
  • Dil Dersleri / Language Lessons / Natalie Morales
  • Üç Aile / Tre Piani / Three Floors / Nanni Moretti
  • Evrim / Evolution / Kornél Mundruczó
  • Her Şey Yolunda / Tout s’est bien passé / Everything Went Fine / François Ozon
  • Gözünün Önünde / Dangsin-eolgul-apeseo / In Front of Your Face / Hong Sang-soo
  • Kumarbaz / The Card Counter / Paul Schrader
  • Petrov Grip Oldu / Petrovy v grippe / Petrov’s Flu / Kirill Serebrennikov
  • The Hand of God / È Stata la Mano di Dio / Paolo Sorrentino
  • Çılgın Tanrı / Mad God / Phil Tippett
  • Dünyanın En Kötü İnsanı / Verdens Verste Menneske / The Worst Person in the World / Joachim Trier
  • Benedetta / Paul Verhoeven
  • Dune: Çöl Gezegeni / Dune / Denis Villeneuve
  • Memoria / Apichatpong Weerasethakul
  • Bir Saniye / Yi miao zhong / One Second / Zhang Yimou

Ayrıntılı program ve gösterim çizelgesi, bilet satış ve film/sinema bilgileri için İKSV'nin Filmekimi linkine tıklayabilirsiniz. 

Şimdiden iyi seyirler. 

Görülmüştür, Başkalarının Ülkesi ve Suzan Defter

Bu kez hem kitaplar hem de bir film var. Artık yavaş yavaş akşamları film izlemek için TV başına oturma zamanları da geldiğine göre açılışı uzun zamandır listemde izlenmeyi bekleyen ve Netflix'e gelince izleyebildiğim Görülmüştür filmiyle yapayım dedim. Berkay Ateş'in cezaevinde mahkumlara verilmeden önce mektupları okuyan ve annesiyle (Füsun Demirel canikosu ;) ) yaşayan genç gardiyan Zakir'i canlandırdığı film, zaten o mektuplardan birinin etrafında şekilleniyor. Oradaki genç ve güzel bir kadının (Saadet Işıl Aksoy) mahkum kocasına yazdıklarını ve ziyaret saatlerinde kayınpederiyle birlikte geliş gidişlerini yakın takibe alan Zakir kendisini bambaşka bir hikayenin içinde buluyor. Diğer gardiyanlar da dahil olmak üzere tüm oyunculukların çok doğal olduğu ve yaratıcı yazarlık kursunun hocası olarak Yiğit Sertdemir'i görmenin tatlı bir sürpriz olduğu filmi ben çok sevdim. İlla iyi ya da kötü bir sona bağlanmasını beklemiyorsanız ve gerçekçi senaryolar hoşunuza gidiyorsa öneririm.


Kitaplara gelecek olursak önerilerini her zaman bayılarak takip ettiğim Leylak Dalı'ndan duyduğum Başkalarının Ülkesi romanını bitirdim geçen hafta. Fransa'da yaşayan genç Faslı yazar Leila Slimani'nin romanı 1940’lı yıllarda Alsacelı Mathilde ile sömürge ordusunda Fransa için savaşan Emin’in aşkıyla başlıyor. Savaş sonrasında Fas'a dönüp orada yaşamlarını sürdürmeye başlayınca aşk maşk hak getire tabi..;) Yani öyle demeyeyim de kültür farkları diyeyim, hayat gailesi diyeyim, iç ve dış siyasetin hayatlarına tuz biber olması diyelim, falan filan. Ama anladınız siz bence, şahane olur böyle romanlar. Ayrıca kim yerli kim yabancı, kim sömürüyor kim sömürülüyor, ötekileşme nasıl oluşur, hatta hangi noktada farkında bile olmadan insanın içinde oluşur gibi konulara da çok başarılı bir şekilde değinmiş yazar. Öneriyorum.


Yine geçen hafta bir günde bitirdiğim bir diğer kitap ise çok sevdiğim Ayfer Tunç'un şu ana kadar okumamış olduğum birkaç kitabından biri olan Suzan Defter'di. Değişik bir tarzda yazılmış olan bu kısa roman eş zamanlı iki ayrı günlüğü takip ediyor. En güzel okuma yolu ise önce sağdaki sayfaları okuyup bir günlüğü bitirmek, daha sonra soldaki sayfaları okuyup diğerini. Yoksa biraz karman çorman olmanız mümkün. ;) Ama size uyan okuma şeklini keşfettikten sonra tadından yenmeyen bir roman yine. Nefis kurgu, derin karakterler, o içsel durumları ve duyguları her zamanki gibi harika anlatan bir kalem. Ayfer Tunç asla hayal kırıklığına uğratmayan yazarlardan benim için. Çok seviyorum Merkez!.