Ölü Deniz & Little Petra & Petra by Night

Bir önceki postta bahsettiğim durakları bitirdikten sonra kendimizi Ölü Deniz'e attık. Burada Hilton Dead Sea Resort & Spa'da bir gece kaldık. Otelin yeri, plajı, günbatımı manzarasına karşı bir drink alabileceğiniz köşeleri, kahvaltısı çok güzeldi. Sadece 1312 adlı Lübnan Restoranı biraz fiyaskoydu, onu önermiyorum. Neyse, biz "günbatımı bizden sorulur" fotoğraflarıyla başlayalım. Nasılsa birazdan maymuna döneceğiz.;) 


Gelelim Ölü Deniz'in özelliğine. Yüksek tuz oranıyla batmanın imkansız olduğu bu ismi deniz kendisi büyük bir göl olan oluşumun sularının ve buradan çıkan çamurun müthiş şifalı olduğu biliniyor. Dolayısıyla deniz seviyesinin yaklaşık 400 metre altında yer alan Ölü Deniz'de yapılacak en güzel aktivite hem suyun hem de çamurun nimetlerinden yararlanmak. Biz de tam olarak öyle yaptık, hem gittiğimiz akşam hem de ertesi sabah. Yalnız benim kitabım ıslanmasın ama o meşhur su üstünde batmadan kitap okuma pozunu da vereyim fotoğrafıma ne dersiniz? ;) Yani çok gerekirse bir kitap kondururum oraya dedim ama anladınız siz beni bence. ;)

Şifalı topraklardan ayrıldıktan sonra Salty Beach olarak bilinen sahil boyunca biraz yol aldık. Hiking yapmak isteyenlerin uğrak noktası olan Wadi AlMujib kanyonunu ve Lut'un Karısı olarak bilinen taş oluşumunu gördük. (Her dinde hikayesi benzer olan ve Lut kavminin eşcinsellik nedeniyle cezalandırıldığı şu meşhur hikaye. Sodom ve Gomore başka bir versiyonu. Garibim Lut'un karısı da bir şey yapmamış aslında ama taş edilen yine o olmuş anladığım kadarıyla. Kadın kısmının çilesi her dinde, kültürde, devirde aynı azizim.) Daha sonra kıvrılarak ilerleyen kayalık dağların arasındaki yollardan geçerek önce Little Petra'yı gezdik, sonra da Petra şehrine kendimizi attık.


Little Petra adı üstünde Petra Antik Kenti'nin küçük ölçeklisi ve girişi ücretsiz olanı. ;) Yol üstündeyse kısacık görülebilir, değilse ve Petra'yı detaylı bir şekilde geziyorsanız görmeseniz de olur. Nebatilerin asıl krallığın hüküm sürdüğü Petra'nın kuzeyinde yer alan ve İpek Yolu'ndan geçen tüccar kafilelerini ağırladıkları bir şehri olduğu tahmin ediliyor. Sonrasında uzunca bir süre Bedevilere ev sahipliği yapmış olan bu şehrin de kaya oluşumları ve yapıları Petra'yı andırıyor. Mağara şeklindeki kiliselerin ve bazı binaların içinde günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilmiş mozaikler ve resimler görmek mümkün. 

 

Ve artık öğleden sonra 16.00 civarı Petra'dayız. Burada Mövenpick Resort Petra'da kalıyoruz ve bunun ne kadar güzel bir seçim olduğunu şehri görünce anlıyoruz. Otelin tam karşısında Petra Antik Kenti'nin giriş kapısı duruyor! Tabi o giriş kapısından sonra şehrin kendisine ulaşmanın 2 kilometre yürüyüş gerektirdiğini henüz bilmiyoruz. ;) Bu gece burada kalıp ertesi gün sabah 7'de rehberle birlikte yaklaşık 4 saatlik antik kent turumuzu yapacağız. Öncesinde de geldiğimiz günün akşamı Petra by Night etkinliğine katılacağız. Yani gece gündüz kilometrelerce yürüyüş bizleri bekliyor. Ayağınızdaki ayakkabının taşlı yollarda yürümeye uygun ve rahat bir seçim olmasına dikkat edin, olur mu? 

Petra'yı gece ve o fenerlerin ışığında görmek de gündüz gezmek kadar hayallerimden biriydi. Ve gerçekten de o kaya koridorlardan geçerek önüne sıralanmış fenerlerin ışığında Hazine binasını  görünce şükretmelere doyamadım. Hele bir de kafamızı kaldırdığımızda kayaların oluşturduğu çerçevenin içinden üstümüze parlayan yıldızlar. Büyüleyiciydi gerçekten. 

Lazer şovlar, hoparlörden yayılan yüksek sesli müzik dinletileri ya da çeşitli turist attraksiyonları bekliyorsanız üzgünüm. Burası sadece bu büyülü yerin büyüsünü yaşamamız için bizlere açılıyor. Sessizlik içinde yerel bir flüt dinletisi ve naneli çay ikramlarıyla Petra'nın gecesini de görebilirsiniz ve böyle bi kuble yaşayabilirsiniz deniyor. Sonra birkaç renkli ışık yansıtma, fotoğraf çekmeceler, 2 kilometre yürüyüş ve otel yatağına gömülüş tabi ki. ;)

Sırada Petra Antik Kenti var.

İyi hafta sonları!

1 yorum:

Kadir Kılıç dedi ki...

En önemlisi de cilt bakım ürünleri ve saç bakım ürünleri incelemenizi öneririm.